Geçmişimden Kırık Dökük (31 )

Devam...   Bahçe Evine Taşınıyorum Ekim sonları gelip de soğuklar bastırınca belediyenin misafirhanesinde kalamıyacağımı anladım. Beton bina soğuk ol...

Devam...  

Bahçe Evine Taşınıyorum

Ekim sonları gelip de soğuklar bastırınca belediyenin misafirhanesinde kalamıyacağımı anladım. Beton bina soğuk oluyordu. Bu arada okulun alt tarafında bahçe içinde bir ev kiraladım. Aslında belediyede görevli bir hizmetliye bahçe sahibi bu evi bağışlamış. Ancak bahçe arasında yapamayacaklarını anlamışlar. Orada durmamışlar. Kendisi kasabanın içinde 15 liraya bir ev tutmuş. Benden de bu bahçe evi için on beş lira istedi. “Ben size on lira daha fazla vereceğim. Ancak yağmurlu havalarda yuvak çekeceksiniz, karlı havalarda gelip kar kürüyeceksiniz.” dedim. Güle oynaya kabul etti.

Evin duvarları, beyaz toprak badana idi. Genellikle bütün evler öyleydi. Kireç badana yok gibiydi. Ben bu duvarları, tozu üstüme bulaşmasın diye, baştan başa yağlı kitap kaplığı ile kapladım. Bir de kuzine satın aldım. Köylerden gelen çocukların babalarına da kök odunlar getirttim. Odunu kasabadaki bol miktarda bulunan marangoz atelyelerinden temin edebilirdim. Ama çocukların cepleri biraz harçlık görsün istedim. Elma kasalarından bir mutfak tezgâhı yapıp üzerine bütangaz ocağını oturttum. Pencereye de tüplü lüks lambasını yerleştirdim. Sıcacık bir yuva oldu. Ekim sonlarında kar yağmaya başladı. Ama ben bahçe evine taşınmıştım. Bir portatif masa ile bir de kahve sandalyesi satın aldım. Kısacası ev olarak rahatımı temin ettim. Kuzinenin içinde ve üstünde her türlü yemeği yapabiliyordum. Şimdilik kış olduğu için yemeklerin bozulma tehlikesi de yoktu. Yemekleri az yapıyor, bayatlamasına veya bozulmasına meydan vermiyordum. Rahatım beyde, keyfim derebeyde yoktu. Bu arada Kaya Bey de kasım başlarında belediyenin yapıp bitirdiği lojamana taşındı. O belediyeye kira olarak 20 lira ödüyordu. Ama evi ısıtmak için oldukça çok kömür almış ve duvarlar kurusun diye gece gündüz yakıyordu.

Kapının girişindeki sundurmanın en kuytu yerine, kuzine borusunun bağlı olduğu bacanın içine küçük kümes gibi bir kedi evi yaptım. Birilerinden iki tane kedi edindim. Onları o yuvaya yerleştirdim. Ben okuldan gelirken yuvanın önüne çıkıyorlar, beni bekliyorlardı. Kasaptan aldığım sakatatlarla arada sırada sevindiriyordum. Ama çoğunlukla benim yemeğime ortak oluyorlardı. Bu kedileri beslemek zorundaydım. Çünkü bahar geldiğinde burada yılandan çıyandan geçilmezdi. Kışın da fareler dert olurdu. Ben ilgilenemesem bile onlar bahçede kendilerine ziyafet çekebelecekleri kemirgenleri pekalâ yakalayabilyorlardı. Çoğunlukla da evin yanıbaşındaki uzun kavak (selvi) ağacında kovalamaca oynuyorlar, kovalanan kaçamıyacak olduğunda dam başına atlıyor oradan aşağıya elma ağacı vasıtasıyla kaçabiliyordu. Bu arada bahçe sahibinin de yakında bir evi vardı. İki katlı. Onlar da bol miktarda tavuk besliyorlardı. Akrep, çiyan cinsi zararlıları da onlar topluyordu. Böylece evim, bahçe evi olmasına rağmen güvenlik içinde kalıyordu. Bir ara evin dış ve iç duvar diplerine, kovuklara toz kükürt dökmemi söylediler. Kokusundan zararlılar kaçarmış.  Denileni de yaptım. Tedbir tedbirdir...

Kaya Beyin 

Romatizmaları Azdı

Kasım ortalarında inşaatı biten lojmana taşınan Kaya Bey, evin duvarlarındaki nemi gidermek için aldığı bir kömür sobasını gece gündüz sürekli yakıyordu. Buna rağmen kış gelip bastırdığında bu ısıtmanın yeterli olmadığı görüldü. Hatta yatağının bir ucunda duvardan inen buhar yüzünden yorganın buz tuttuğunu, çekiştirmesine rağmen gelmediğini görünce inceleme sonucunda buz tutarak duvara yapıştığını gördüğünü söylemişti.

Bir sabah daha yeni uyanmış, sabah temizliği ile uğraşıyordum. Sokaktan seslenildiğini duydum. Kapıya çıktım. Battaniye istiyorlardı. Hayrola, dedim. Kaya Beyin bacaklarının tutulduğunu, komşularına seslendiğini ve doktora götürmek istediklerini, minibüse bindirdiklerini, ancak battaniye almadıkları için üşüdüğünü söyledi, gelen arkadaş. Hemen battaniyeyi verdim.  Kıyafetim uygun olmadığı ve her taraf kar buz içinde olduğu için yola çıkamadım. Öğleye kadar ders yaptım. Öğleden sonraki dersler ilkokuldan ücretli gelen arkadaşlarındı. Öğle üzeri Ereğli’ye hastaneye gittim. Kaya Beyi gördüm. Doktor yatırmıştı. Ertesi gün yine öğleden sonra uğradım. Ayağa kalkmış, aksaya aksaya yürüyordu. İki gün daha kalması gerektiğini söylemiş doktor. Kaya Bey, dört gün hastanede yattı. Taburcu olacağı gün erkenden gittim. İşlemlerini yaptırdım. İlişiğini kestik. Bir faytona bindik. Minibüs durağına geldik. Kasabaya dönünce doğru Telefoncu Ahmet amcalara gittik. Benim evde kalmak istemedi. Evinden gerekli çamaşır, pijama vb. getirdik.  Bir müddet orada misafir kaldı. Okula oradan geldi gitti. 

Devam edecek...

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Yaşar Çağbayır - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak YeniSöke Gazetesi Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan YeniSöke Gazetesi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Anadolu Ajansı (AA), İhlas Haber Ajansı (İHA), Demirören Haber Ajansı (DHA) tarafından servis edilen tüm haberler YeniSöke Gazetesi editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı YeniSöke Gazetesi değil haberi geçen ajanstır.



Anket Covid-19 döneminde Söke belediyesi hizmetlerinden memnuniyet düzeyiniz nedir.