Geçmişimden Kırık Dökük (31 )

Devam  Postacının Getirdiği Resmî Mektup ve Mümzi - Temhir Mevzuu Ben, maliye ve diğer bürokrasiye ait kelime ve terimleri aklımda tutamıyordum. Defal...

Devam 

Postacının Getirdiği Resmî Mektup ve Mümzi - Temhir Mevzuu

Ben, maliye ve diğer bürokrasiye ait kelime ve terimleri aklımda tutamıyordum. Defalarca birine sormak da ayıbıma gidiyordu. Gençliğimden dolayı gittiğim okuldaki memurelerle ilgili olarak yanlış anlaşılmalara yol açmaya da başlamıştı, bu ziyaretler. Ben sağlıklı bir okul işleyişi sağlamaya çalışırken herkes başka anlamlar çıkarmaya başlamıştı. Bu sebepten bu tür ziyaretleri de asgariye indirdim. Dedikodu ve beklentilerin son bulması için bir ara üç-dört günlük izin aldım. Denizli’ye gidiyorum diye yola çıktım, Konya’ya indim. Sinemaları dolandım. Bir gün baktım ki sokaklar ampullerle donatılmış. Birine sordum. Meğerse Mevlana’nın Şeb-i Arus töreni imiş. Yerini öğrendim. “Ampulleri takip ederek git, seni kapısına kadar götürür.” dediler. Tembih de etmeyi unutmadılar: “Birkaç tane gazete al, otururken altına koyarsın.” dediler. Denileni yaptım. Kapalı spor salonundaydı. Vaktinden yarım saat önce ulaşmışım. Kapıdan bilet aldım girdim. 

Geç vakit otele döndüm. Sabahleyin çorbamı içtikten sonra, bir sarrafa gidip “Bana bir nişan yüzüğü lazım.” dedim. Biraz alay ettiler ama, “Siz ne yapacaksınız ötesini berisini, alacağınız paraya bakın.” dedim. Onlar da lafazan çıktılar. Konuyu anladılar. Ve “İçine ne yazalım, isim?” diye sordular. O sırada aklıma gelen ilk isim “Nafile” oldu. Çırak gülmeye başladı. Sarrafın kendisi ise “Tam yerinde, uygun!” diye. Makineyi fişe takıp yazdı. Parmağıma sahte nişan yüzüğünü takıp yola çıktım. Ereğliye erken varmama rağmen, kasabaya dönmedim. Bir otelde geceleyip, sabahleyin ilkokul öğretmenlerini götüren minibüsle döndüm. Tabii onlar da parmağımı gösterip, hayırlı olsun dediler. Ve ince ince sorgudan geçirdiler. Ne kadar inandılar, ne kadar inanmadılar bilmem. Ama bir askıntıdan kurtulmuş oldum. Kimin ne beklentisi varsa üzerimden atmıştım. İşin özü, Kaya bey nişanlı olduğu için hemen hemen haftada iki mektubu geliyordu. Postacı, bana takılıyor “Bu ne biçim nişanlı, anlamıyorum, ne mektup yazıyor, ne de mektup alıyor?” diye takılıyordu. Ben de “Bizde kızlar mektup yazmaz. Ayıptır.” diyordum.

İşte bu sırada bir gün derse girerken postacı kapıdan giriverdi. “Hoca mektubun var.” diye seslendi. Bizim öğretmen odasında birlikte çay içtiğimiz ilkokul öğretmenleri ile birlikte salonda idik. Hepsi bu “mektup” lafını duyunca ilgiyle dönüp beklediler, benim elime bakmaya başladılar. Zarfı açtım. Bir resmî yazı. Bakanlıktan, Ortaöğretim Genel Müdürlüğü’nden geliyor.  Oracıkta okudum, ama bir şey anlayamadım. Sınıfa girdim. Dersin ana hatlarını kısaca izah ettim, tahtaya birkaç örnek yazdım. Kitaplarındaki bir parçada benzerlerini bulmalarını ve sessiz olmalarını ikaz ettim, “Şu yazıya cevap yazmam gerekiyor.” diye sınıftan çıktım.

Yazının sonu “mümzi ve temhir kılınarak iadesi” diye bitiyordu. Öğretmen odasına gittim, karteks dolabının üzerinde duran sözlüğe baktım. Her iki kelime de yok. Acaba nasıl şey diye İlkokul Müdürüne çıktım. Onlar da bilmiyorlar. 

Yazıya şöyle bir cevap yazdım: 

“Okulumuzda mümzi ve temhir bulunmamaktadır. Eğer Devlet Malzemede ya da piyasada satılıyorsa ödeneği gönderildiği takdirde temin edilip sunulacaktır.”

Yazıları Kaymakam imzalıyordu. Götürdüm. İmza için sundum. Benim bu konularda ne kadar cahil ve saf olduğumu, ama ataklığımın farkında olan kaymakam biraz tebessümden sonra Bakanlığa gönderdiğim bir yazının altını imzalayıp mühürlememiş olduğumu söyledi. Aslında okulun mühürü yoktu. Listenin altında kalan dar yere “okulun mühürü yok” yazmıştım. Aslında “yoktur.” yazacaktım. Satır sığmadığı için “yok” yazıp nokta koymuştum. İmza’ya gelince, ben imza yerine el yazısı ile adımı soyadımı yazıyordum. Yani imzam öyle idi. Onu imza yerine görmeyen ve “mühür yok.” yazısını görmeyen bakanlık yetkilisi yazıyı geri göndermiş. Olayı kaymakama izah ettim. Size bir mühür isteyelim dedi. Malmüdürünü çağırttı, “Gerekli işlemleri yaparak Darphaneye Halkapınar Ortaokulu için bir mühür sipariş edin.” dedi. Malmüdürü, benden çektiği kadar hiçbir öğretmenden çekmemiştir. Yazıyı yazdırdı, havaleyi çıkarttı. Ben de kasabaya döndüm.

Uçan Şıh Efendi

Şehirden gelen öğretmenlerle ve biz ortaokulda iki öğretmeni hesap eden biri aşçı dükkanı açtı. İki kap yemek yaptırıyordu evde. Tencere ile getirip bize dükkanda servis yapıp satıyordu. Ev yemeği olduğu için içimiz rahattı. Hatta bu arada kasabanın bazı esnafı da burada yemeye başladı. Aşçı, bir süre yurt dışında çalışmış, “Bizi köle yerine koyuyorlar, Aptal’dan farkımız yok.” diye gururuna yedirememiş, dönüş yapmış. Az çok laf etmesini bilen, becerikli, açıkgöz biri.     Devam edecek...

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Yaşar Çağbayır - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak YeniSöke Gazetesi Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan YeniSöke Gazetesi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Anadolu Ajansı (AA), İhlas Haber Ajansı (İHA), Demirören Haber Ajansı (DHA) tarafından servis edilen tüm haberler YeniSöke Gazetesi editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı YeniSöke Gazetesi değil haberi geçen ajanstır.



Anket Covid-19 döneminde Söke belediyesi hizmetlerinden memnuniyet düzeyiniz nedir.