Geçmişimden Kırık Dökük (32 )

Devam  Anlatacağım olay için ismini vermem doğru olmaz.  Bir gün yemek için dükkana girdiğimde, uyuklarken gördüm. Hâlini sordum:  -”Hasta filan olmay...

Devam 

Anlatacağım olay için ismini vermem doğru olmaz. 

Bir gün yemek için dükkana girdiğimde, uyuklarken gördüm. Hâlini sordum: 

-”Hasta filan olmayasın ha, biz sonra aç kalırız.” diye takıldım. Duvar bitişik komşusu, geceleyin olanca gücüyle “höykürüyormuş”. 

-”Höykürmek ne?” dedim.  

-”Hu çekiyor.” dedi. 

-”İyi ya sana ne?” 

-”Öyle bir hırlıyor ki korkuyorum, uykum kaçıyor.” dedi. “Birkaç yapıp bıraksa neyse, sabah namazına kadar sürüyor. Onun için kaç gecedir uykusuzum.” 

“Hu çekmek” nedir? Nasıl olur? Niçin çekilir? Merak ettim. İkindi üzeri okulu paydos edince az çok dinî bilgisi olan bakkala uğradım. Kasaba ile ilgili bazı şeyleri ona sorardım. Nihayet ondan işin özünü aslını öğrendim. Hu çeke çeke kendinden geçene kadar bu işi sürdürdüklerini, böylece Allah’ın kendilerine ilahi kapıları açacağına inandıklarını da anlattı, bakkal hoca. Tarım Kredi yöneticisine uğradım. Komşusu olan bu kişi hakkında bilgi aldım. Birkaç kişinin böyle yaptığını, zaman zaman kaybolduklarını, bir yerlere gidip geldiklerini neredeyse işi meczup derecesine vardırdıklarını söyledi. Konuyu yeterince anlayamasam da kafamda bu işler hakkında biraz kanaat oluştu. Yani yapılan işin Kur’an’da belirtilen namaz, oruç vb. benzeri ibadetlerle ilgisi olmadığını, ancak “zikrediniz” emrinden “Allah” adı yerine kısaltarak “O” anlamına gelen Arapça “hu”yu tekrarladıklarını, kötü bir şey yapmadıklarını da Kur’an Kursu hocasından öğrendim.

Ben bu bilgileri edinmekle meşgulüm. Bir gün daha önce de tartıştığımız bu şıh ve yanında kendisi gibi iki hoca ile yazlık Belediye Çay Bahçesinde karşılaştım. Kış günü olmasına rağmen karlar erimiş, güneş açmıştı. Güneşin tadını çıkarmak için bir cumartesi günü öğle sonrası ikindi namazını ve ardından kapalı mekâna geçerek ikindi çayını içmeyi planlamıştım. Hocalar da öyle olmalı. Ezan okununca camiye gidecekler. Cami çıkışında da gelip çay içeceklerdi. Nihayet namaz sonrası kapalı mekâna geldim, hocalar da arkadan geldiler. Bir araya oturmak gerekti. Selamlaştık. Hâl hatır sorduk. Kendilerine çay ısmarladım. Geldi, içtik.  Birer daha söyledik. Bu sefer onlar ödediler. O sırada şehirden gelen bir minibüsten baylı bayanlı kalabalık bir grup indi. Yürüyerek Belediye Meydanından yukarıya doğru geçiyorlardı. Yol, oturduğumuz mekândan daha yukarıda olduğu için pencereden rahat görülebiliyorlardı. Sözünü ettiğimiz şıh “Tövbe tövbe, kıyamet kopacak.” diye şehirden gelen yolculara doğru sanki küfredecesine söyleniyordu. Döndüm, baktım. Bir olumsuzluk göremedim. Bayanlar, pantolonlu ve başları eşarplı idi. 

-”Hocam hayrola! Ne var?” dedim. 

-”Görmüyor musun şu avratları. Ne kuldan utanma var, ne Allah’tan korkma.” gibi bir sürü fetva sıraladı, insanı günaha soktuklarını vs. 

Kendisinin gençlikte yaptıklarını, kumardan tutun da pavyonlardan kadın getirmelere kadar olmadık rezilliklerini anlatmışlardı. 

-Hocafendi, bu bayanlarda seni günaha sokacak ne var? Önce bunu konuşalım. Kıyameti sonra koparırız. Bak bu bayanların hepsi de hanım hanımcık örtünmüşler, giyinmişler. Önlerine baka baka yürüyüp gidiyorlar. 

-Günah hoca böylesi...

-Yani şu giyim mi? Nasıl olmalıydı ki?

-Ne örtü var, ne şalvar. Her yanları belli..

-”Eğer bu kadınlar seni günaha sokuyorsa sinide oynattıkların ne yaptı acaba? Ben şu yaşımda, gençliğimde şu insanlardan zerre kadar etkilenmem. Çünkü gözüm onların dişiliğine değil, kişiliğine bakar. Beynim onları insan olarak, bir ana, bir bacı olarak görür. Kusur onlarda değil, senin beyninde. Onlar ne kadar giyinirlerse giyinsinler, isterlerse yörük çadırı gibi çullara bürünsünler, senin beynin onları yine soyar, çırılçıplak görür.” 

Bir çırpıda bunları sıraladım sinirlenmiştim. Kalkıp gitmek istedim. Ama söze başlarken bir ikinci konudan da söz etmek istediğimi belirtmiştim. Canım sıkılmıştı. Ama aklımın almadığı ve Kur’an’da açıkça yazılmasına rağmen “kıyameti böyle ulu orta koparmaya” kalkışanlara gerçekleri söylemezsem “dilsiz şeytan” durumuna düşeceğim zannıyla devam ettim:

-Hem şu kıyametin kopacağını, mutlaka kopacağını hepimiz biliyoruz ve şüphesiz inanıyoruz ama. Ne zaman ve ne sebeple kopacağını bilmemiz mümkün değilken siz hangi irfan ve ilim ile bunu söyleyebiliyorsunuz?

-Hoca, senin bilgin yok galiba, işte bunlar “birer kıyamet alameti”.

-Ben Kur’an’da “kıyamet alametlerini sayıp döken ve sizin bu söylediğinizi yazan bir ayete rastlamadım.

-Sen rastlamamış olabilirsin, büyükler, ulular, âlimler görmüşler bulmuşlar ki bize kadar gelmiş.        Devam edecek...

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Yaşar Çağbayır - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak YeniSöke Gazetesi Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan YeniSöke Gazetesi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Anadolu Ajansı (AA), İhlas Haber Ajansı (İHA), Demirören Haber Ajansı (DHA) tarafından servis edilen tüm haberler YeniSöke Gazetesi editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı YeniSöke Gazetesi değil haberi geçen ajanstır.



Anket Covid-19 döneminde Söke belediyesi hizmetlerinden memnuniyet düzeyiniz nedir.