Geçmişimden Kırık Dökük (33 )

Devam  - Ama orada bahsi geçen dinî ilimler... - Ha orada dur. Yine yanıldın hoca efendi. Yine size peygamberimizin bir hadisini hatırlatacağım: “Hiç...

Devam 

- Ama orada bahsi geçen dinî ilimler...

- Ha orada dur. Yine yanıldın hoca efendi. Yine size peygamberimizin bir hadisini hatırlatacağım: “Hiç ölmeyecekmiş gibi dünyana, yarın ölecekmiş gibi de ahiretine çalış.” demiş mi o yüce peygamber? Söyle demiş mi? 

-...

-Bunu inkâr edebilir misiniz?

- Haşa!

-Şu hâlde bir Müslüman olarak ister kız, isterse erkek olsun hiç ölmeyecekmiş gibi bu dünya ilimlerini, yarın ölecekmiş gibi de uhrevi ilimleri tahsil etmek durumunda değil miyiz? 

-...

Hocanın etrafında oturup da onun önceden söylediklerini dinleyenlerin suratı da hocanınki gibi kızardı bozardı. Hepsine dedim ki “Okula gelen kız olsun, erkek olsun ben onlara Yusuf aleyhisselam terbiyesi vereceğim. Din Dersini de ben okutacağım. Onlara Kur’an’ı öğreteceğim. Sizin kafalarınızdaki erkekleri, kadınları değil...”

Bu olaydan sanra, tereddüt içinde olan bazı babalar kız çocuklarını getirip okula kaydettirdiler.

Bahsettiğim ikinci olay aşağı yukarı ilkinden bir ay kadar sonra vuku buldu.

Şıhlarla kahvede aramda geçen ikinci olay ve sözler bütün kasabaya yayılmış. Kimisi çarpılacağımı ifade ederken kimisi de “aferin, iyi etmiş” diye benden yana olmuşlar. 

Bu arada, o zamana kadar görmediğim bir kitapla karşılaşmıştım. Sayfanın yarısı Arapça Kur’an, diğer yarısında da meali vardı. Bu kitabı satın aldım. Bir iki hafta içinde bütün meali okudum bitirdim. Okulda Din Bilgisi derslerine de giriyordum. Her şeyden önce -hiçbir isim vermeden- öğrencilerin bu tür kişilere itibar etmemesi gerektiğini sezdirecek ayetlerin meallerini sınıfa getirip tahtaya yazıyor, gelecek derse bunları açıklayan yazı yazmalarını istiyordum. Bu ayetleri aldığım yeri de bizzat Kur’an ve mealinden gösteriyordum. Tabii çocuklar bu iş için büyüklerine danışıyorlar, onlardan da bilgiler alıyorlardı. Yazdığım ayet mealleri kesin hüküm taşıyanlardandı. Öbür türlü çocuklar yanlış ifadeler kullanarak günaha varan şeyler yazabilirlerdi.  Bir iki örnek vermek gerekirse “münafıkların hâlleri”, “dedikoduculuk”, “alay etme” “iftira etme” “Allah ile kul arasına kimsenin giremeyeceği” gibi çoğu sosyal ve ahlaki durum ve tutumlara ilişkindi.  İman konularında bu şekil uygulamadan çekiniyordum.

[Bundan sonrası hikâyedir.] Ancak şıhın damdan düştüğü doğrudur.

Bizim aşçı hemen her gün aynı bezginlik içinde bize yemek vermekteydi. Bir gün kendisine dedim ki:

-”Şu senin şıhı uçuralım da kurtulalım.”

-”Aman hocam, ellerini kor ayaklarını öperim, ne olur?”

Bir akşam paydostan sonra geldim. Günlerdir düşüne düşüne bulduğum ve geliştirdiğim çözümü anlattım. Komşu hu çeke çeke sesinden yorulduğu sırada bitişik dam başına çıkıp bacadan aşağı sesini değiştirerek “Uç ya şıh, uç ya şıh efendi!” diye birkaç kez gaipten gelen ses gibi bağırmasını söyledim. “İlk gecede olmayabilir ama bırakma her gece tekrarla, hatta dam başına çıkınca ayak sesi değil de bir çam dalını karların üzerinde kanat sesi çıkarır gibi hareket ettir, hışırdat.” 

Her gün öğleyin gizlice konuşuyor ve durumdan bilgi alıyordum. Birinci gece, şıh sesi biraz dinler gibi olmuş. Sonra tekrar höykürmeye devam etmiş.  Ama ikinci gece iyice kulak vermiş, bizimki kanat sesini takliden kar üzerinde çam dalını -uçan nesnenin sesine benzer- hışırdatarak  uzaklaşmış. 

Bir iki gün sonra idi. Oldukça çok kar yağmış dam başlarından kürünen karlar sokaklarda, bahçelerde tınaz misali yığınlar oluşturmuştu. Ve hâlen yağmaya devam ediyordu. Kürünen damlarda bile neredeyse yarım metreye varmıştı. 

Sabah sabah kapı vurulmaya başladı. Daha ezan yeni okunmuştu. Cemaat camiden çıkmamıştı bile. “Kim o?” diye kapıya yöneldim. “Aç hoca aç, ben aşçı X...., haberim var sana.”  Neyse kapıyı açtım.  Bizim aşçı top namlusundan fırlar gibi içeri daldı. 

“Müjde müjde... Şıh uçtu.” 

-Ne oldu? Dur hele. Anlat.

-Şıh bu sabah ezandan az önce...

-Nasıl oldu bu?

-Söylediklerini aynen yaptım. Bugün şıh kendini küçük damdan aşağı attı. Kar yığınının üstüne düştü. Kolu bertilmiş. Sağlıkçı olan damadı geldi, minibüsle doktora götürüyor.

- İyi ki büyük bir şey olmamış, yoksa vicdan azabından mahvolurdum. İnşallah çabuk iyileşir. [Hikâyenin sonu]

Hastaneden döndükten sonra birkaç kez de kendisini ziyarete gittim. İyileşti. Camiye cemaate devam etmeye başladı.

Devam Edecek

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Yaşar Çağbayır - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak YeniSöke Gazetesi Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan YeniSöke Gazetesi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Anadolu Ajansı (AA), İhlas Haber Ajansı (İHA), Demirören Haber Ajansı (DHA) tarafından servis edilen tüm haberler YeniSöke Gazetesi editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı YeniSöke Gazetesi değil haberi geçen ajanstır.



Anket Covid-19 döneminde Söke belediyesi hizmetlerinden memnuniyet düzeyiniz nedir.