Geçmişimden Kırık Dökük (37 )

Devam 

Daha sonra balkonda korlandırdığı mangalı içeri almış. Ve yatıp uyumuşlar. Müdür Bey geceleyin tuvalete kalkmış. İçeri geldiğinde odanın havasını beğenmemiş, kapıyı ve pencereyi karşılıklı açıp havalandırmış. Sonra kapatıp tekrar yatmış.   Sabah olduğunda uyanmış ama sersemmiş. Şüphelenmiş, Kaya Beyi uyandırmak istemiş. Zorla gözünü açtırmış ama kendinde değilmiş. Hemen komşuya seslenip durumu anlatmış ve onları alıp hastaneye götürmüşler. “Minibüse binerken şuuru yerindeydi, yalnız hâlsizdi.” dedi. Kahvaltı ettik. Okula geldik. Müdür birinci derste, Ben telefon edip Kaya’nın durumunu öğreneyim.” diye PTT’ye gitti. Ben derse girdim. 

Öğreciler olayı öğrenmişler. Üzgün ve suskun hâlde idiler. Kendilerine ikinci derste iyi haber verebileceğimi ve tehlikenin atlatılmış olduğunu söyledim. Ve kömür zehirlenmesi ile ilgili bildiklerimi anlattım. “Akşamdan yedikleri yoğurtun yararı olmuş mudur bilemem ama, geceleyin müdür beyin odayı havalandırmış olması her ikisinin de kurtuluşunu sağlamış olmalı.” dedim. “Çünkü kömürden iki türlü zehirlenme olur, biri kanbonmonoksit, diğeri karbondioksit. Karbonmonoksit olsaydı ikisi de uyanamazdı, herhâlde karbondioksit, yani oksijensizlik sebebiyledir... Müdürün baş ağrısından rahatsız olarak uyanmış olması bunu akla getiriyor...” Yollu açıklamalarda bulundum.  Ve eklemeden de edemedim: “Bu benim anlattıklarım kesin ve doğru bilgiler olmayabilir, çünkü konunun uzmanı değilim. Bilgilerim derme çatma... İleride ansiklopedilerden doğrusunu öğrenir size anlatırım.” diye bilgi edinme kaynaklarının yolunu da söylemiş oldum. 

Müdür, ben dersten çıktıktan sonra ikinci derse girmeden geldi. Hastane baştabibi ile görüşmüş. Hastaneye vardığında Kaya Bey tehlikeyi savuşturmuş imiş. İlaç vermişler. Biraz dinlendirip taburcu edeceklermiş.

Birkaç gün sonra karneleri verdik, okulu tatil ettik. Müdür Bey taşınma işini hallederken, Kaya Bey Bursa’ya gitti, ben de Denizli’ye geldim. 

Kasaba Halkıyla Kaynaşmak

İkinci dönem ortalarına doğru idi.  Havalar bazen ısınıyor, bazen de soğuklar geliyordu. Bir pazar günü baktım hava çok güzel. Zannedersem nisan başları. Şöyle bahçe aralarından çıkıp tepelere doğru yürümek istedim. Ağaçların kimisi çiçek açmakla meşgul kimisi çiçeğini savmış, yaprağa davranmış, asmalar küçük küçük tomurcuk çıkarmış, gözlenmeye çalışıyor, çayırlarda çayır papatyaları, sarı çiçekler boy vermiş... Kısacası tabiatın en güzel zamanı. Bahçe aralarındaki yollardan, arklardan ilerleyerek gidiyorum. Bir bahçenin kenarından geçerken, karşı kıyıda bizim kolastar, buralıların hızar dedikleri iki kişi tarafından karşılıklı çekilerek kütük kesmekte kullanılan testere ile ağaç kesmekte olduklarını gördüm. Sohbet etmek amacıyla yanlarına vardım. Kasabanın usta marangozlarından bir ağabey... Bu kasabanın cevizden mamul çeyiz sandıkları meşhurdur. Öğrencim olan oğlu ile bir ceviz kütüğünü bölmeye çalışıyorlar. Çocuk, böyle bir iş yaparken öğretmeni tarafından görülmenin mahcubiyet hissine kapıldı. 

Selam verdim. Kolaylıklar diledim. Baktım öğrencim bu işte çok çok acemi. Biraz da küçük olduğu için, -okulumuzun en küçük öğrencilerindendi- gücü yetmiyor. Ben izin istedim. “Usta bizim öğrenci yorulmuşa benziyor. Biraz dinlensin, ben tutayım bu kolastarı, izin verirsen.” dedim. Usta, “Sen bilir misin bu işi hoca?” dedi. “Bilip bilmediğime sen karar ver? Hem sadece kara tahtanın başında değil ya biraz da burada ders anlatalım öğrencimize.” dedim. Ve testerenin öbür ucuna yapıştım. Karşılıklı testereyi çekiyoruz. Öğrencime bu işin püf noktasını anlattım: “Kendi tarafımıza biraz aşağı bastırıp çekiyoruz karşı taraf çekerken de yukarı kaldırıp ileri itiyoruz. Böylece karşımızdakine kolaylık sağlamış oluyoruz.” Bu, ustanın hoşuna gitti. “Hoca sen bu işi yapmışsın, besbelli...” dedi. “Evet” dedim. “Ben buraya öğretmen olarak geldim ama, uzaydan gelmedim. Bu işlerin her türlüsünü yaptım. Hatta bu işten para bile kazandım. Bu genç de ileride inşallah babasına yardım etmekle kalmayacak böyle şeyleri en iyi şekilde becerecek biri hâline gelecek. Ben ona güveniyorum. Ama şimdi daha küçük ve kasları zayıf.” Tomruğun her iki başını da kesip toparladıktan sonra ceketimi astığım daldan aldım, sırtıma geçirip geldiğim yola döndüm. Kırlara doğru yol aldım.

Kız Kayası denilen bir yere geldim. Kayaların üzerine çıkıp oturdum. Zanapa’ya, İvriz’e ve Torosların böğrüne doğru uzanan vadiyi, Torosların üzerinde doğudan batıya doğru uzun bir mekik gibi sallanan beyaz bulutları seyre daldım. Kasabalılardan dinlediğim Kız Kayası Efsanesini, zihnimde kaleme alacak şekilde düşünmeye başladım. Dönünce yazmayı planladım. Bir ara oturduğum yerin az ötesinde bir çıldırtı duydum. Dönüp baktım, bir kırmızı burunlu, kestane tüylü bir tilki beni gözetliyor. Nereden geldi, nereye gidiyordu bilmem. Beni görünce duraklamış. Dikkatle bana bakıyor, hiç hareket etmiyordu. Gayet sakin görünüyordu. Ama bir hareketimle aniden fırlayacakmış gibi tetikte duruyordu. Bir müddet seyretti. Bende hiçbir hareket görmeyince başını şöyle yere doğru bir eğdi, sonra doğrulup yan tarafa doğru koşmaya başladı. Zaman zaman da bana dönüp bakıyordu. İlerideki sırta varınca durdu, döndü bana baktı. Bir müddet öyle soru işareti gibi bekledi ve tepenin ardından kayboldu. Herhâlde doğal dengeyi sağlama görevini yerine getirmeye gitti. 

Devam edecek... 

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Yaşar Çağbayır - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak YeniSöke Gazetesi Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan YeniSöke Gazetesi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Anadolu Ajansı (AA), İhlas Haber Ajansı (İHA), Demirören Haber Ajansı (DHA) tarafından servis edilen tüm haberler YeniSöke Gazetesi editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı YeniSöke Gazetesi değil haberi geçen ajanstır.



Anket Covid-19 döneminde Söke belediyesi hizmetlerinden memnuniyet düzeyiniz nedir.