Geçmişimden Kırık Dökük (39 )

Devam  Ereğli Müzesine Gezi Yapıyoruz On beş yirmi gün sonra Ereğli Müzesine gezi yapmayı planladık. Bana plan yapmamı söyledi. Bundaki kastı benim bu...

Devam 

Ereğli Müzesine Gezi Yapıyoruz

On beş yirmi gün sonra Ereğli Müzesine gezi yapmayı planladık. Bana plan yapmamı söyledi. Bundaki kastı benim bu işleri iyice öğrenmemdi. “Müzenin ne gün açık olduğunu biliyor muyuz?” diye sordum. “Onu sen öğrenip ayarlayacaksın.” dedi. 

Şehire indim, müzeye uğradım. Yöneticisi ile görüştüm. Önümüzdeki hafta çarşamba günü müzeye öğrencilerle bir gezi yapmayı düşündüğümüzü söyledim. “Mümkündür, herhangi bir sakıncası yok.” dedi. “Kaç kişi olabilir?” diye sordu. “Bir sınıflık, kırk ile elli arasında.” dedim. “Size iki tane müze elemanı görevlendiririm.” dedi. Tahmini geliş saatimizi sordu. 14.00-14.30 sıraları olabileceğini söyledim. 

Bu bilgileri alarak döndüm. Durumu Müdüre anlattım. “Planı hazırla öyleyse.” dedi. Hazırladım. Bazı eksikliklerini de müdür tamamladı. Bir üst yazı ile kaymakamlığa olura sunduk. Ertesi günü kaymakamlıktan olurunu kendisi alıp geldi. Belediye minübüsü ile velilerden birinin minibüsünü ayarladık. Öğrenci başı gidiş geliş kırk kuruş. Öğrencilere duyurusunu yaptım. Gidecek öğrencileri tespit ettim. Babalarından birer izin yazısı aldım. Dosyasına koydum. Parasını da gezi günü sabahına kadar ödemelerini söyledim. 

Gezi günü gelince iki öğretmenin sorumluluğunda iki minibüsle Ereğli Müzesine gittik. Müze müdürü bize iki rehber verdi. Müzeyi gezdik. Ereğli’nin tarihi hakkında görevlilerden müzedeki tarihi eserlere dayalı olarak bilgi aldık. İki saat sonra kasabaya döndük. Planın en altında yer alan “Görüşler” kısmını da doldurdum ve dosyasına koyduk.

Göreve Başlayalı Altı Ay olmuş

Bizim herhangi bir bilgimiz yoktu. O zamanlar stajyerlik 6 aymış. Altı ay sonra adaylığımız kalkıyor, asil öğretmen oluyormuşuz. Müdürümüz Fikri Hıfzı Özmen, görevde altı ayı doldurduğumuz Mart 1969’da adaylığımızın kalkması için teklifte bulunmuş. Bizim bilmeyişimizin sebebi, “Gizli Tezkiye Varakası” diye bir belge doldurulurmuş. Her ne kadar müdürün bu belgeyi doldurabilmesi için bizim en az bir takvim yılı müdürlüğümüzü yapması gerekiyorsa da “özel durum dolayısıyla” açıklamasını da ekleyip teklifte bulunmuş. 

Bir ay kadar sonra adaylığımızın kalktığına dair yazı gelmiş. Bize bir üst yazı ile tebliğ etti. Tabiiki sevindik. Bu sebeple  maaşımız da artmış oldu. Nisan ayı farkını mayıs ayı ile birlikte aldık. Olayı kutlamak istedik. Bir pazar günü Belediyenin İvriz çayı kıyısında su kaynağı vardı. Bu kaynağın başında mangal yakıp oğlak pişirdik. Oğlağı sürü sahibi olan bir kasabalıdan satın aldık. Minibüse bindik. Oğlağı da yanımıza bindirdik. Çayıra vardık.

Söğütlerin dibine yaygıları serdik. Müdür beyin eşi, kızları ve Kaya Beyin nişanlısı da dâhil olmak üzere epeyce şamatalı bir kalabalık oluşturduk.

Söğütlerden birine salıncak kurduk, müdür beyin kızları için. Hayvanı boğazlama işini müdür beye lütfettik. Sonra diğer kasaplık işlemleri ikimiz yaptık. Kaya bey “Ben anlamam.” diye kenarda durdu. Neyse deriyi soyduk, içi arıttık. Parçaladık. Bu arada ciğeri ikindi üzeri çayla tava yapmak için bir tepsiye koydum, üzerine de bir başka tepsi kapattım. Bozulmasın diye suyun içine taşlar üzerine yerleştirdim. Üstteki tepsiye de bir taş bastırıp bıraktım. Harman yerinde, sabahleyin evden gelen yemekler öğleye kadar bozulmasın diye bu metodu uygulardık. Oradan aklımda kalmış. Mangallıkları mangalladık, közde pişecekleri közde pişirip güle oynaya yedik içtik. Ha o zamanlar fanta gibi meşrubat çıkmıştı. Ben gazlı olduğu için pek hoşlanmazdım. Onun yerine karton kutular içinde Niğde’de “Meysu” markalı meyve suları üretilmeye başlamıştı. Onlardan almıştım. Soğusun diye kaynak suyunun içine attık, suyun götürmesini engellemek için önüne taşlardan set yaptım. Böylece ikindiyi ettik. İkindi üzeri çayla beraber yiyeceğimiz ciğer tava için tepsiyi alıp geldim. Açınca ne göreyim dersiniz, ciğer gitmiş, sadece tanesi alınmış üzüm salkımı gibi damarlar kalmış. Meğerse sarıcaarı dediğimiz yaban arıları tepsinin kovuğundan girmiş, ciğeri ağızları ile kese parçalayarak yuvalarına taşımışlar. 

Bu kutlama gününün sürprizi de bu oldu. Akşamüzeri minibüsçü gelip bizi aldı. Böylece stajyerlik işlemini de tamamlamış ve kutlamış olduk. 

Serbest Saatte Bahçede Kitap Okuma

Türkçe derslerini programda açıklandığı gibi yürütüyordum. Ortaokul Müfredat Programı elimden düşmüyordu. Programda olup da elimizdeki ders kitabında ele alınmayan konuları taramıştım. Bir plan dahilinde onları da uygun ortamlarda işliyordum. Madem ki bu program bu okulda öğretilecekleri içeriyor, bu okulu bitiren öğrenciler, bu programda yer alan konuları öğrenmiş sayılacak demektir.  Atlanmış hiçbir yer kalmamasına özen gösteriyordum. Yalnız yazı dersinde başarılı olamıyordum. Çünkü ortaokulda öğrencilerin işlek bir el yazısına sahip olmaları isteniyor, bu iş için de ilkokul dört ve beşinci sınıfta el yazısını öğrenmiş olmaları gerekiyordu. Bu yüzden onlara el yazısını alıştırmalarını en baştan almam gerekmişti.

Devam edecek..

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Yaşar Çağbayır - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak YeniSöke Gazetesi Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan YeniSöke Gazetesi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Anadolu Ajansı (AA), İhlas Haber Ajansı (İHA), Demirören Haber Ajansı (DHA) tarafından servis edilen tüm haberler YeniSöke Gazetesi editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı YeniSöke Gazetesi değil haberi geçen ajanstır.



Anket Covid-19 döneminde Söke belediyesi hizmetlerinden memnuniyet düzeyiniz nedir.