Geçmişimden Kırık Dökük (41 )

Devam  Bir kartondan, öğrencilere iş bilgisi dersinde bu kutulara uygun fişler kestirdim. Fişlere kılavuzda belirtilen şekilde kitapların künyelerini...

Devam 

Bir kartondan, öğrencilere iş bilgisi dersinde bu kutulara uygun fişler kestirdim. Fişlere kılavuzda belirtilen şekilde kitapların künyelerini geçirdim. Böylece zaman içinde mevcut kitapların fişlerini, dolaplardaki yerlerini, demirbaş kayıtlarını tamamladım. Okulların kapanmasına iki ay kala kütüphaneyi öğrencilerin hizmetine sundum. O zamanlar yine hangi kurumdan olduğunu bilmiyorum, bir yerden kütüphane kitap cebi ve bol miktara kitap fişi geldi. Onları da kitabın arka kabının iç kısmına öğrencilerle birlikte yapıştırdık. Bu tür işleri İş Bilgisi derslerinde yapıyorduk. Kitap fişlerine de kitap bilgilerini işlemiştik. 

Öğrenci kitap almaya geldiği zaman o fişin üzerine öğrencinin adı, soyadı, sınıfı ve numarası yazılıyor ve kitabın bulunduğu raftaki yerine konuyordu. Kitabı bir başkası istediği zaman yerine bakılıyor ve kimde olduğu belli oluyordu. Ayrıca Kitaplık Ödünç Verme Defterine de öğrenci ve aldığı kitap yazılıyordu. 

Bu çalışmalar sırasında pek çok kitap ve yazarı da tanımış olduğum gibi bir okul kitaplığının nasıl kurulacağı, nasıl düzenleneceği, nasıl işletileceği gibi konularda temelden bilgi edinmiş oldum. Daha sonraki yıllarda Söke Ortaokulu Kitaplığını da bu tecrübe sayesinde işler hâle getirmiştim.

Kelime Defteri Tutuyorum

Öğretmenliğimin bu ilk yılında yöneticilik, öğretmenlik, okul muhasebesi, alım-satım, kasaba halkıyla uyum içinde çalışma vb. konularda en temel bilgileri edindim ve deneyim sahibi oldum. Bu saydığım alanlarda beni en çok yıldıran bu işlere ait terimlerdi. Söylenen kelimeyi çok çabuk unutuyordum. Bu yüzden onları bir deftere yazmaya başladım. Böyle bir çözüm çok işime yaradı. Hani öğrencilere tutturduğumuz kelime defteri vardır, bir nevi fihrist... Ben de öğretmen olarak aynı yolu izledim. Bazen iki ders üst üste olduğunda bu defteri teneffüse çıkarken diğer kitaplarla birlikte masada bırakırdım. Öğrenciler benim de kelime defteri tuttuğumu görsünler diye. Tuttukları kelime defterinin işlerliğini kavramaları açısından buna gerek duymuştum. Yoksa angarya kabilinden değerlendirebilirlerdi.

Bu kelime defteri işi bende bir alışkanlık oluşturdu. Bilmediğim, yeni karşılaştığim her türden kelimeyi bu deftere yazmaya devam ettim. Tabii ki başta edindiğim küçük defter doldu. Daha sonra daha da büyük defterler edindim. Zaman zaman aksamalar olsa da bu alışkanlık devam etti. Ciltler çoğalınca kontrol ve yararlanma işi zorlaştı. Yıllar sonra da fişlere aktardım ve yenilerini de fişlere yazmaya başladım. Bu fişlerin yararını, emekli olduktan sonra gördüm. Onu da zamanı gelince ele alırız. Ama temeli 1968 yılının son aylarında atıldı. Hatta o zaman ilk yazdıklarım “mümzi” ve “temhir” kelimeleriydi.

Fişgene Toplayan Çocuklar

Kelimelerden söz açılmışken şu fişgeneden de söz etmeliyim. Bir gün sınfa girdim. Sınıfın yarısı boş. Acaba bir salgın hastalık filan mı var, gibilerden merakla başkana sondum. 

-”Nerede arkadaşlarınız?”

-”Hocam, fişgene toplamaya gittiler.”

...

Fişgenenin ne olduğunu bilmediğim için acaba bizim arefe günü çocukların “çörek dermeye” gitmeleri gibi bir gelenek mi, diye düşündüm. Üzerine de düşmedim. Dersten çıkınca “fişgene” kelimesini bir yere yazdım. Öğle paydosunda Tarım Kredi Müdürü arkadaşa uğradım. Kendisinden “fişgene”nin ne olduğunu sordum.

Bir gün önce güzel bir yağmur yağmıştı. Ertesi gün de beklenmedik bir şekilde yaz havası gibi güneş açmıştı. Çocuklar bu havanın uygun olduğunu düşünerek “salyangoz” toplamaya gitmişler. Sabahleyin kasabaya Mersin’den bir salyangoz alıcısı da gelmiş. Hem de kilosu bir liraya. Öğrenciler için iyi bir fırsat. Harçlık paralarını çıkaracaklar. Kendi öğrenciliğimdeki pırasa sökme işçiliği aklıma geldi. Ve Tarım Kredi Müdürü ağabeyden fişgenenin, salyangoz olduğunu öğrendim. 

Tarım Kredi Kooperatifi 

Müdürünü Güldürdüm

Bu yerel kelimelerden söz açılmışken Kooperatif Müdürü ağabeyle aramızda geçen bir olayı de zikredelim. Bir gün çarşı içine doğru giderken bir traktör römorkundan gübre çuvallarını tek başına indirmeye çalışıyordu. Çuvallar ellişer kiloluk idi. Zorlandığını görünce kendisine yardım etmek istedim. Ceketimi çıkardım, yığınlardan birinin üzerine koydum. 

-”Dur beraber indirelim...”

-”Sen zahmet etme hoca, ben hallederim...”

-”Yok be.. ne zahmeti.”

Römorkun arka ucuna kadar getirilmiş olan çuvalın bir elimle ağız kısmından öbür elimle de alt köşesinden tuttum. Ve müdüre şöyle dedim:

-”Tut biceğinden.”  

O sırada zaten müdür de aynı şeyi yapmıştı. Tam kaldırmaya davranmıştık ki müdür “Pöh!” diye patlamasıyla birlikte çuvalı bırakıverdi. Tek taraflı tuttuğum için benim de elimden kayıp yere düştü. Sanki çuvalı yukardan aşağı fırlatıvermişiz gibi çuval yere düşer düşmez patladı, gübreler yola döküldü, dağıldı.

Devam edecek..

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Yaşar Çağbayır - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak YeniSöke Gazetesi Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan YeniSöke Gazetesi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Anadolu Ajansı (AA), İhlas Haber Ajansı (İHA), Demirören Haber Ajansı (DHA) tarafından servis edilen tüm haberler YeniSöke Gazetesi editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı YeniSöke Gazetesi değil haberi geçen ajanstır.



Anket Covid-19 döneminde Söke belediyesi hizmetlerinden memnuniyet düzeyiniz nedir.