Geçmişimden Kırık Dökük (42 )

Devam 

-Bir ağaçtaki çiçeğin, gelecekte elma olacağını bilebilir miyiz?

-Biliriz hocam...

-Nereden?

-Çünkü, o çiçek bir elma çiçeğidir.

-Peki, onun bugüne şöyle bir elma olarak ulaşacağını bilebilir miyiz?

-Belli olmaz... Kuruyabilir. Don vurabilir...

-Demek ki biz bazı belirtilerden bazı şeylerin olacağını tahmin edebiliriz. Bunda da isabet kaydedebiliriz. Ama sonucunu kesin olarak bilemeyiz. Çiçekte iken o çiçeğin bir elma olabileceğini, geçmiş deneyimlerimizle bilmemize rağmen o çiçeğin güz gelince olgunlaşmış bir elma olarak soframıza gelip gelemeyeceğini bilemeyiz. Ama bu iş olacakmış gibi gayret eder, çalışır, suyunu gübresini eksik etmeyiz. Biz, bize düşen görevi yaparız, elma da kendisine düşen görevi yapar, ama gerisi Allah’ın takdirine kalmıştır.

Biz böyle sohbut ederken, ileriden bir başka öğrenci koşarak geldi. 

-Hocam, okula bir kadın geldi? Müdürü sordu. Yok dedik. “Öğretmen var mı?” dedi. Var, bahçelerde “Ceviz topluyor.” dedik. Sizi çağırmamızı söyledi.

Ben üzerimde fitilli, kahverengi kadife patolon ve sırtımda ekoseli, açık yaka bir gömlekle okula geldim.

Bayan, kapının önünde beklemekte. Elinde bir çanta. Gayet resmî giyimli. Kendimi tanıttım. Müfettiş olduğunu, sınav denetimi için geldiğini söyledi. İmtihan evraklarını inceleyeceğini söyledi. Bende evrak dolabının anahtarı yoktu. Eğer izin verirse, Ereğli’ye gidip müdürden anahtarları getirebileceğimi, ya da müdür beyi çağırabileceğimi, söyledim. Kendisi meğerse ceviz topladığımız ailenin akrabası imiş. Onları görmek istediğini, o zaman zarfında benim Ereğli’ye gidip gelebileceğimi söyledi. Öğrencilerle müfettiş bayanı akrabalarının yanına gönderdim. Müfettişi getiren jiple Ereğli’ye gittim. Müdür Beyi de alarak okula geldik. Müfettişe haber ilettik. Az sonra geldi. Gerekli incelemeyi yaptı. Sınav ve sınıf geçme evrak ve defterlerini inceledi. Teşekkür etti. Akrabalarının hediyesi olan bir torba ceviz ve elma ile yolcu edildi.

Geceleyin Su Sıyırtmaya Gidiyorum

“Su sıyırtmak” deyimi bizim yöreye ait. Bahçelere ya da değirmene su getiren ark bazen yabancı cisimlerle tıkanır ya da hayvan vb. tarafından arkın sırtı bozulur, böylece gelmesi gereken su azalır. Bu işin kontrolü için ark boyunca elde kürek veya başka bir aletle gidilerek gerekli engeller giderilir, veya bozulan yerler onarılır. Bu işe “su sıyırtmak” denir. Şimdi Zanapa’da ne denildiğini hatırlamıyorum. 

Orada bu iş biraz daha farklı. Zanapa’nın sulama suyu yukarılardan beş altı tane köyün bahçelerini de sulayarak geliyor. Yazın, ağustos sonuna doğru veya eylül başlarında sular azalıyor, her köy ve Zanapa suyu belli günlerde kullanabiliyor. Ama köylüler bahçelerinin üst tarafından su harıl harıl akarken göğerlerinin susuz kalmasına, kurumasına içleri elvermediğinden, akşamları suyun önüne bir taş koyarak kendi bahçelerine biraz taşırtıyorlar. Görüntüde kendilerinin hiçbir suçu yok. Taş yuvarlanmış veya çalı çırpı gerilmiş, su da bahçeye taşıyor... O kadar. İşte sulama sırası Zanapa’nın olduğu gün ve gecelerde Halkapınar Belediye çalışanları, çiftçi mallarını koruma bekçileri vb. kalabalık gruplar hâlinde aşağıdan yukarıya bütün köylerin bahçelerine böyle taşkınlar var mı diye kontrole gidiliyor. Ertesi gün de Zanapalıların geceleyin yeterli su alamadıkları için yakınanları, belediye ve diğer görevlilerin nerelerde ne tür taşkınların olduğu anlatılıyor. Daha doğrusu gündemi dolduruyor. Ben de memlekette iken kimi zaman sulama suyu ile ilgili, kimi zaman da komşumuz değirmencilerin ricaları üzerine çok su sıyırttığımdan bir akşam aralarına katıldım. Avda giydiğim lastik çizmeyi çektim. Su arkı boyunca kâh suyun içinden, kâh arık sırtından gürültülü patırtılı bir gece geçirdim. Zanapa’dan ta en yukarıdaki köyün bahçelerine kadar hatta suyun kaynağına kadar gittik. Dönüşte de aynı işlem üzerine sabahleyin gün doğarken eve gelebildim. O günkü gündem “su sıyırtmaya” giden hoca, yani ben olmuşum.  Hatta zabıtanın yalanı ile köylüler bayağı çekinmişler de, daha sonraki sulama günlerinde suyu fazlaca kesen olmamış. Çünkü zabıtaya göre ben güya suyu bahçesine taşıranların adlarını almışım. Çocuklarının notunu kıracakmışım. Oysa ki hiç aklımın ucuna bile gelmez. Benimki, Afrika’ya safariye giden gezginlerinkine benzer bir zevk...

İlistir Nuri

O zamanki Türkçe kitabında bir Halit Refik Karay’ın “Yatır” adlı okuma parçası vardı. Bu  okuma parçasının kahramanlarından birisinin adı “İlistir Nuri” idi. Derse hazırlanırken aklıma takıldı “ilistir” kelimesi. O zaman elimde bulunan TDK’nun Türkçe sözlüğüne baktım, sözlükte yoktu. O zaman fikir yürütmeye başladım. Hamam işlettiğine göre “hamamcı” olabilir. Kurnazlıkla içinde yatır bulunan “koruluk”un kesilmesine önayak oluyor. Bu durumda “kurnaz” olabilir, “ilistir”in anlamı. “Düzenci, düzenbaz” vb. bir sürü anlamlar oluşturdum.

Devam edecek..

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Yaşar Çağbayır - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak YeniSöke Gazetesi Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan YeniSöke Gazetesi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Anadolu Ajansı (AA), İhlas Haber Ajansı (İHA), Demirören Haber Ajansı (DHA) tarafından servis edilen tüm haberler YeniSöke Gazetesi editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı YeniSöke Gazetesi değil haberi geçen ajanstır.



Anket Covid-19 döneminde Söke belediyesi hizmetlerinden memnuniyet düzeyiniz nedir.