Geçmişimden Kırık Dökük (54 )

Devam 

 O zamanlar ilçelerde Millî Eğitim Müdürlükleri kurulması kararlaştırılmış ancak teşkilat kurulmadığı için bu iş ilçenin en eski lise müdürüne verilmişti. Diğer üç kişi de Millî Eğitim Vakfı’ın Söke şubesi yöneticileriydi. Raporda benim “yurt dışında işçi çocuklarının eğitim ve öğretimi için görev almamın sakıncalı olduğu” ifade ediliyordu. Yine üzerinde fazlaca durmadım. “Allah razı olsun onlardan.” deyip geçiştirdim.

Bir ay kadar sonra sözü geçen okul müdürünün tayini mahkeme kararı ile durdurulunca daireye geldi. Kendisini sesinden tanıdığım için hemen koridora çıkıp işi bitince uğramasını istedim. Biraz sonra geldi. Kapıda karşıladım. “İkimiz akranız, 45’liyiz. Ama senin elini öpeceğim. Senden ve diğer arkadaşlarından Allah razı olsun. Bilseydim, bu işi daha önceleri yapardım. Eğer ben, siz o raporu yazmayıp da yurt dışına gitseydim çocuklarım rezil olacaktı. Eşim rezil olacaktı. Bu yüzden sizden razıyım, Allah’da razı olsun. Gel birer çay daha içelim. Mahkeme kararı hayırlı olsun. Bu davayı kazanmanda zerrece payım varsa sevinirim.”

Ben hiçbir zaman dairede benim görev alanımla ilgili olmayan dosya yazı vb. ile ilgilenmezdim. Bu yüzden benim dosyamda ne var ne yok hiç merak etmemiştim. Ama arkadaş, benim görev yaptığım o yedi yıl içinde benden bir kötülük gelecek diye diken üstünde oturmuş. Bu azap zaten ona yetmiş artmıştır bile.

Çayları içtikten sonra sarılıp kucaklaşarak arakadaşı uğurladım.

Daha sonraları bu gruptan üçü vefat etti. Biri şimdi nerelerde bilmiyorum. Sık sık görüştüğüm ikisinin cenaze namazlarına özellikle gitmedim. Bazıları sanıyor ki küskünlüğümden... Hayır, ola ki cenaze namazı ve sonrası helalleşme sırasında içimden aksi bir düşünce geçer de... iyi olmaz diye düşündüm. Evde kendileri için bol bol dua ettim, (Allah kabul etsin).

Kırtasiyecide Çalışıyorum

12 Eylül öncesiydi. Her iki üç ayda bir iktidar değişiyor. Değişen iktidar kendi görüşünde öğretmen tayin ediyordu. Böylece okulumuzda öğretmen yığılması oldu. Hep yeni gelenlere ders verildiği için bana ders verilmedi. Hangi yıl olduğunu bilmiyorum, ama ikinci dönem sonlarına doğru evde bekleyip okuldan maaş aldım. Okula sadece nöbet tutmak için gidiyordum. 

Boş durmuyordum. Bol bol okuyup notlar çıkarıyordum. Ama bu yeterli değildi, bedenen de çalışmam gerekiyordu. Tanıdığım bir kitapçıya gittim, adama ihtiyacı olup olmadığını sordum. “Var, ama kim?” dedi. “Ben.” diye cevap verdim. “Hemen, hemen yarından tezi yok başla...”

-”Haftada bir, yarım gün okulda nöbetim var. O gün öğleden sonra biraz geç gelirim.”

-”Olsun isterse akşama kadar gelme...”

Böylece kıtasiyecide çalışmaya başladım. Haziran sınavlarında görev verildi. Sınav görevim olduğu zamanlar okula, boş zamanlarımda da kırtasiyeciye gittim. Kırtasiye dükkanında yetişkin bir genç ve birkaç tane de çocuk çalışırdı. Çocuklar yoksul aile çocukları idi. Ben hem alışveriş işlerine hem de bu çocukların idaresine bakıyordum. İyi çocuklardı. Saygılıydılar. Ama yine de çocuktular. Sürekli gözetim altında tutmak, yanlış yapmalarını önlemek, müşteriye karşı iyi davranmalarını sağlamak gerekiyordu. Zaten iş yeri sahibi de beni bu iş için burada tutuyordu. 

O yıl okullar açılana kadar devam ettim. Okullar açıldıktan sonra okulların kitap işleri oturana kadar da ders çıkışı uğruyordum. Bu iş, yaz tatillerinde olmak kaydıyla birkaç yıl daha devam etti.

Kompozisyon Yarışması

O yıllarda il çapında öğretmenler ve öğrenciler arasında ayrı ayrı “Öğretmen” konulu kompozisyon yarışması düzenlenmişti. Bize katılım şartları bize imza karşılığında duyuruldu.  Önceleri katılmayı düşünmemiştim. Ama daha sonra “Kızlarımız da Okumalıdır” adlı bir anımı yukarıda bahsettiğim şıhla aramda geçen olayın birinci kısmını kaleme aldım. Baktım hem konusu, hem de savunduğu fikir ilgi çekebilir diye düşündüm, yarışmaya katıldım. Bu arada bizim okulun öğrencilerinden de katılan oldu.  Nihayet sonuçta hem ben hem de bir kız öğrencim dereceye girmişiz. Ben öğretmenler arasında birinci, o öğrenciler arasında ikinci olmuş. Törenle bana ders vermeyen yöneticiler plaket verdiler. 

Kamu Yönetimi Okuyorum

Askerlik görevini bitirip döndükten sonra üniversitede okumak hevesine kapıldım. Öyle bir bölüm seçmeliydim ki hem öğretmenliğimi yapmalı, hem de okumalıydım. Bu yüzden devam mecburiyeti olmayan bir bölüm aradım. Böyle bölüm ya hukukta vardı, ya da yüksek okul olarak Ortadoğu Amme İdaresi Sevk ve İdare Yüksek Okulu... Ben Amme İdaresi için başvurdum ve sınavı ilk sıralarda kazandım. Kayıt için gittiğimde kayıt yapan görevli, “Bu puanla sizin burada ne işiniz var, tıbba girebilirsiniz..” dedi. Kendimce gerekçelerimi sıraladım. Lakin okulun laçkalığını daha o gün gördüm. Yukarıda sınav varmış. Hangi ders bilmiyorum. Devam edecek

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Yaşar Çağbayır - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak YeniSöke Gazetesi Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan YeniSöke Gazetesi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Anadolu Ajansı (AA), İhlas Haber Ajansı (İHA), Demirören Haber Ajansı (DHA) tarafından servis edilen tüm haberler YeniSöke Gazetesi editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı YeniSöke Gazetesi değil haberi geçen ajanstır.



Anket Covid-19 döneminde Söke belediyesi hizmetlerinden memnuniyet düzeyiniz nedir.