Geçmişimden Kırık Dökük (60 )

Devam 

 Dersimin birisinde, sınıf huzurunda bu öğrenciye hitaben 19 Mayıs bayramında şiir okuma görevi verdiğimi söyledim. Hem kendisi, hem de sınıf şaşırdı. Dedi ki “Hocam, şiir okuyamam.” Kendisini önce bir takım iyi vasıfları ile övdüm. Bu vasıfların herkeste bulunmayacağını, bu yüzden şanslı olduğunu söyledim. Ardından “Okuma veya okuyamama meselesi insana yapışıp kalan bir vasıf değildir. Gözünüzün rengini, kulağınızın şeklini, boyunuzun uzunluğunu vb. değiştiremezsiniz. Ama okuma kusurunu rahatlıkla giderebilirsiniz. Sende bunu yapacak iradeyi ve gücü görüyorum. Senin geldiğin yer Beşparmak, yiğit ve güçlü insanların bir zamanlar dünyaya meydan okuduğu ortamdı. Senin onlardan kalır bir yerin mi var? Sen Yörük değil misin? Yörük usanmaz, başarmaktan korkmaz. Hiçbir bahane istemiyorum. Sen bu şiiri okuyacaksın ve o kadar güzel okuyacaksın ki sana bu güne kadar küçümseyerek bakanlar hayran olacak, göreceksin...” 

Bunun üzerine biz bu öğrenci ile çalışmaya başladık. Her gün öğle arasında ve akşam ders çıkışında kütüphanede şiire çalıştık. Metodumuz şöyleydi. Ben bir dörtlüğü okuyorum, öğrencim de aynı ton ve vurgu ile tekrar ediyordu. Yalnız eline metin vermemiştim. Ona şiiri kulaktan öğrettim, ezberlettim. O dörtlüğü ezberleyene kadar devam ediyorduk. Böylece on gün içinde şiirin bütününü benim vurgu, ton ve konuya uygun ahenkle okumayı öğrettim. Birkaç kez de ben hiç müdahale etmeden okuttum. Bu arada müdür şiiri ve öğrenciyi tespit edip etmediğimi sordu. Şiir metnini verdim. Güzel buldu. Öğrenciyi sorunca öğrencinin adını verdim. Suratı değişti, “Bizi âleme rezil mi edeceksin?” diye serzenişte bulundu. Bu öğrenciden gelen şikayetler üzerine müdür dersine girmemesine rağmen öğrenci hakkında yanlış kanaat sahibi olmuştu. Öğrenciyi yaramaz, haylaz ve tembel biliyordu. Bu şikayetleri getiren öğretmenler bu öğrencinin ruhsal durumunu bilmiyorlardı. Veya biraz ilgilenmek işlerine gelmiyordu. “Bula bula bu tembel ve yaramaz oğlanı mı buldun?” deyince “Dersten çıkınca biz kütüphanede çalışıyoruz, biz içeri girince kapıdan dinle, öğrenci hakkında ondan sonra görüşelim.” dedim.

Biz mutat çalışmamızı yaptık. Müdür de dışarıdan dinlemiş. Çalışmamız bitince odasına uğradım. “Başarmışsınız.” dedi.

17 Mayıs provasına giderken öğrenciye dedim ki “Sahadaki herkesi bir koyun say. Sen de onlara Beşparmak’ta bir kayanın üzerine çıktın kaval çalıyorsun. Hiç heyecanlanma. Öğrendiğimiz gibi içinden gelerek söyle, ne çok bağır ne de gereksiz duraklama yap... Her ne kadar tamamen ezberinde ise de elinde kâğıt bulunsun takıldığın yer olursa çaktırmadan göz atar, devam edersin. Acele etme, tane tane ama vurgu ve tonlamaya dikkat et, sesinin rengini ayarlamayı unutma.” diye tembihte bulundum.

Provada güzel bir okuma yaptı. Bayramda daha da güzel ve heyecan yaratıcı tarzda okudu. Bayram tatilinin sonrasında derste kendisine hazırlık çalışmaları için, provadaki okuması için ve bayramdaki okuyuşu için de olmak üzere sözlüden üç adet 10 verdiğimi söyledim.  Bütün sınıftan bir “Aaaa!” sesi yükseldi. Sınıfın seçkin öğrencilerinden birkaçını konuşturdum. Arkadaşlarının prova ve bayramdaki şiir okuyuşu hakkında ne düşündüklerini sordum. Yani bu şiir okuyuşun sınıfça takdir edilmesi gerektiğini ve bunu da benim takdirim olarak iki tam not sözlü notu olduğunu. Çünkü o kadar kalabalık, amir, memur, veli ve öğrenci yığını karşısında konuşmanın her yiğidin harcı olmadığını belirttim. Önceki çalışmalarımızın ne kadar uğraştırıcı olduğunu ve arkadaşlarının bu konuda yılgınlık göstermeden istekle çalıştığını da anlattıktan sonra üçünü tam notu da hak ettiğini söyledim. Öğenci bu sefer biraz cesaret kazandı, sınıfta itibarı biraz yükselmişti. “Hocam, ben son yazılıdan kaç alırsam, geçerim Türkçeden?” dedi. Notlarına baktım sözlüden üç adet 10’u ve bir tane 4’ü olmasına rağmen yazılılar çok düşüktü. Hesapladım 7 alması gerekiyordu. “Yedi alman gerekiyor, ama sen beşlik yap ben sana yedi vereceğim.” dedim. Bu sadece sana değil, sınıfta senin gibi olan diğer arkadaşların için de geçerli.” dedim. Sınıf hani öğretmen deyimi vardır “sermek.” Çoğu öğrenci sermişti. Başaramayacağını sanıyor, çalışmıyor ve ilgilenmiyordu. Son yazılı da o öğrenci kendi hakkıyla 8 aldı. Bunun gibi gayrete gelen birkaç öğrenci de iyi not aldıkları için sözlü notuyla destekleyerek başarılı oldular. Bu bahsettiğim öğrenci ikinci sınıfı böyle geçti. Diğer derslerini de aynı heyecanla bütünleme sınavlarında başardı. Son sınıftan hatırlamıyorum ama doğrudan geçti zannedersem. Ama sonra öğretmen oldu.

Çince Öğrenmek İsteyen Öğrencim

Zamanını hatırlamıyorum. Ortaokul ikinci sınıf şubelerin§den birisinde Türkçe dersi yapıyorum. O şubeyi yeni almıştım. Öğrencilerin çoğunun seviyesini tanımıyordum. Seviyeleri kadar öğrencilerin okuldan, okumadan ne beklediklerini daha doğrusu geleceğe yönelik beklenti ve hedeflerinin neler olduğunu öğrenmek istiyordum. Bu arada konuşturarak öğrencilerle yakın bir diyalog kurmak amacındayım. Bir yandan da edinmek istedikleri meslekle ilgili olarak hangi derslere ağırlık vermeleri gerektiğini açıklıyordum. 

Devam edecek

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Yaşar Çağbayır - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak YeniSöke Gazetesi Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan YeniSöke Gazetesi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Anadolu Ajansı (AA), İhlas Haber Ajansı (İHA), Demirören Haber Ajansı (DHA) tarafından servis edilen tüm haberler YeniSöke Gazetesi editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı YeniSöke Gazetesi değil haberi geçen ajanstır.



Anket Covid-19 döneminde Söke belediyesi hizmetlerinden memnuniyet düzeyiniz nedir.