Geçmişimden Kırık Dökük (61 )

Devam 

Aynı zamanda kendilerinden bol bol söz ettiriyor, dolayısıyla daha iyi tanıma gayretindeydim. Öğrencilerin yarıya yakını, kendilerinin okuyup adam olamayacağı kanaatindeydi.  Sebep olarak da başarısız oldukları ve hem aileleri, hem de biz öğretmenler tarafından aptal, kafasız, tembel olarak nitelendirilip adam olmayacaklarının beyinlerine yerleştirilmiş olduğunu gördüm. 

Dedim ki: “Televizyonda akıllı köpek Lassi’yi izlemişsinizdir. Bana bu köpeğin yaptıklarını anlatabilecek biri var mı?”

Sınıfın hemen hepsi parmak kaldırdı. Her birine söz verdim. Köpeğin gösterdiği çeşitli yardım ve iyilikleri saydılar döktüler. Sonunda “Bu köpek akıllı mı? Akıllıysa ne kadar akıllı?”

Sonunda konuya döndük. Dedim ki “Bu köpeği, kendisinden daha akıllı sanan var mı içinizde?” Hiç ses çıkmadı. Öğrencilerin kendilerini tanımaları, kendilerini tartmaları için birkaç dakika bekledikten sonra. “Hiçbiriniz ve hiçbir Türk çocuğu Amarikalı film kahramanı olan bu köpekten daha az zeki, daha aşağı aptal değildir. Bunu kafanıza, beyninize, zihninize, kalbinize, gönlünüze; nereniz elverişli ise oraya iyice yerleştirin. Hiçbirimiz o mahluktan daha aptal değiliz. Evet onların bazı hayvanca hisleri, algılamaları, becerileri vardır. Ama bizimki onlardan daha az değil. Hatta daha fazlası var. Aklımız var. İdrakimiz var. Sevgimiz var, ideallerimiz var... Daha pek çok sayılamayacak kadar üstünlüklerimiz var. Her şeyden önce Allah’ın yarattığı en üstün varlığız. Eğer bu değerimizi korumazsak yaratana karşı durmuş oluruz. Hepiniz başaracaksınız. Kiminiz önde, kiminiz daha gerilerde herkes kendi gücü ve sahip olduğu çevre etkenlerinin elverdiği ölçüde başarılı olacak ve ülke hizmetinde bir görev alacaksınız. Bu günden itibaren size ‘ahmak, aptal, beceriksiz’ diyen kim olursa olsun aldırmayacaksınız. Onların size baktıkları pencerenin camları kirlidir, onun için sizi kirli görürler. Yolunuza devam...”

Daha sonra her birinin olmak istedikleri meslekleri ve gerekçelerini sordum. Samimi olarak dile getirmelerini istedim. Herkes idealindeki işi saymaya gerekçesini açıklamaya başladı. Sıra bir İç Batı Anadolu’dan çalışmak üzere mevsimlik işçi olarak gelen ve daha sonra kısmen Söke’ye yerleşen bir ailenin oğluna geldi. Şehrin uzak semtlerinden geldiği için hep ilk derslere geç kalırdı. Ben de yönetici olduğum için ilk saatlerdeki dersleri alırdım. Bu yüzden bu öğrenci yağmur, çamur veya toz içinde koşa koşa gelir kapıda görünürdü. Kitaplarını sırasına bıraktıktan sonra biraz kendine gelmesi ve terini, tozunu gidermesi için lavaboya gönderirdim. Yıkanır, temizlenir, taranır daha sonra derse gelirdi.  Bu öğrenciye, yine ismini vermek istemiyorum, ortaokulu bitirdikten sonra hangi okula veya mesleğe girmeyi düşündüğünü sordum. En içten duygularla ağzından şu sözler döküldü:

-”Hocam, ben Çince öğreneceğim, Çin’e gideceğim.” Sınıfta bir gülüşme başladı. Ben de biraz tuhaf buldum ama öğrenciye karşı herhangi bir olumsuz şey söylemek doğru olmazdı. Birkaç dakika önce olumsuzluklara aldırmayın diyen bir öğretmen olumsuz bir fikir beyan etmemeliydi bu konuda. Onların moralini yüksek tutmak zorundaydım. “Hadi ordan, sen kim Çince öğrenmek kim?” gibi bir eleştiri ile sınıfa karşı ikiyüzlülük edemezdim. Ama içimden geçen tam da bu idi. 

O sıralar sağcı-solcu, Maocu-Leninci tartışma ve çatışmalarının gündemde olduğu bir zamandı. İlk aklıma gelen demek ki bu öğrencinin çevresinde Maocu’lar hâkim, onun için Çin’e özeniyor diye düşündüm. Ama bunun yerine ben öğrenciyi teşvik edici sözler söyledim. Şöyle ki, o sıralarda okuduğum bir takım kitaplarda eski Türk tarihine ait Çince kaynakları Avrupalı, Amerikalı bilim adamları eserlerinde zikrediyor. Bizimkiler de onlardan alıp dipnot ile eski Türk tarihi ile ilgili kitap veya makale yazıyorlardı. Bu benim tuhafıma gidiyordu. Gidip doğrudan Çin arşivlerini inceleyecek bilim adamımız yok mu? Neden sağcı-solcu çekişip dururuz, diye kahroluyordum. İçimdeki bu ızdırabı dile getirircesine öğrenciye teşvik babında şöyle dediğimi hatırlıyorum:

-”Bak, bu çok mühim... En ünlü doktor, avukat, mühendis, mimar vb.den daha iyi bir iş bence... Bizim tarihimiz, eski Çin arşivlerinde yatıyor. Onlar, gidip okuyacak Tükr bilim adamlarını bekliyor. Bu bence bütün Türk âlemine yapılacak en büyük hizmet olur.”

Yönetici olduğum için, şubeleri devam ettiremezdim. Bu yüzden bu sınıfı daha üst sınıfta okutup okutmadığımı bilmiyorum. Veya öğrenciler karışmış olabilir.  Aradan yıllar geçti... En azından bir yirmi yıl... 

2007 yılı yaz aylarından birinde Adnan Menderes Üniversitesi Araştırma Hastanesinin Kardiyoloji servisinde yatıyordum. Telefonum çaldı. Açtım, sesinden tanıdım. Adını söyledim. “Hocam hiç unutmamışsın.” dedi. Ardından anlatmaya başladı. Bizim ortaokuldan sonra liseye gitmiş, sınavlara girmiş ve Ankara Üniversitesi Dil Tarih Coğrafya Fakültesi, Çin Dilleri bölmünü kazanmış. 

Devam edecek

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Yaşar Çağbayır - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak YeniSöke Gazetesi Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan YeniSöke Gazetesi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Anadolu Ajansı (AA), İhlas Haber Ajansı (İHA), Demirören Haber Ajansı (DHA) tarafından servis edilen tüm haberler YeniSöke Gazetesi editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı YeniSöke Gazetesi değil haberi geçen ajanstır.



Anket Covid-19 döneminde Söke belediyesi hizmetlerinden memnuniyet düzeyiniz nedir.