Geçmişimden Kırık Dökük (62 )

Devam  Bir yıl okuduktan sonra başarısı dolayısıyla burs kazanmış ve Çin’e gitmiş. Üniversitenin üst kısmını orada tamamlamış. Doğu Türkistanlı bir kı...

Devam 

Bir yıl okuduktan sonra başarısı dolayısıyla burs kazanmış ve Çin’e gitmiş. Üniversitenin üst kısmını orada tamamlamış. Doğu Türkistanlı bir kızla evlenmiş. Yurda döndükten sonra Ege Üniversesinde mastırını ve doktorasını yapmış. Çin kaynaklarına göre eski Türk Ailesi isimli bir tez hazırlamış. Telefonla görüştüğümüz sıralarda Çin’e iş adamlarını götürüp getiriyormuş. Beni aramasının sebebi aramızda geçen o diyalog olmuş. Ve benim görüşümü almak istiyor... 

“Hocam, bana İstanbul Üniversitesinde Sinoloji Bölümünü kurmamı teklif ediyorlar... Ne dersin, başarabilir miyim?”

-”Bana bak, E.. o konuştuğumuz zamanki durumunu göz önüne getir, azmin sayesinde şu geldiğin yeri, aldığın yolu düşün. Bunu teklif edenler, sende benim o zamanlar gördüğüm cevheri görmüşlerdir. Sen bunu pekâlâ yapabilirsin. Ben hayırlı olsun, diyorum şimdiden.”

Kendisine teklif edilen bölümü kurdu, daha sonraları profesör olduğunu da medyadan izledim. Kendisini tebrik ettim. 

Evet, bizim hiçbir çocuğumuz Amerikalıların film kahramanı Lassi’den daha az zeki değildir. 

Genel Teftişteki Başarım

Öğretmenliğimin on dört veya on beşinci yıllarına kadar hiç branşımla ilgili denetim geçirmemiştim. Genel denetim yapılacağı haberi geldi. O zaman müdür başyardımcısı idim. Okulun hemen her şeyinden sorumlu olduğum gibi ders teftişinde nelere dikkat ederler, neler isterler bilmiyordum. Ama derslerde başarılı olduğumu biliyor ve bütün diğer Türkçe öğretmeni arkadaşlara zümre olarak yardımda bulunuyordum. Çözümsüz buldukları konu veya bilgileri bana danışırlardı. Biliyorsam söyler, değilse sonra araştırıp cevap vereceğimi belirtirdim. Metod ve teknik konusunda da kendilerine yol gösterdiğim olurdu. 

[Buraya o zamanlar niyette olmayan bir husus olarak belirtmek gerekirse SÖZLÜK için farkında olmadan hazırlık oluyormuş, onların bu tür soruları ve benim araştırma yapmam...] 

Elimde didik didik edilmiş, çizile çizile gelincik tarlasına dönmüş Türkçe programı vardı. Ayrıca bir öğretim üyesinin üniversite öğrencilerinin Türkçe konusunda yetersiz olduğu konuları ihtiva eden bir kitabından yararlanarak bu öğrencilerin ortaokuldayken eksik bıraktıkları bilgilerin dökümünü çıkarmış, derslerimde öğrencilerin bu konuları iyice pekiştirmeleri için özel çalışma yapıyordum. Aynı tür çalışmayı diğer Türkçe öğretmeni arkadaşlara tavsiye ediyor,  aldıkları sonuçları zaman zaman değerlendirip, zümre tutanaklarına geçiriyorduk. 

Benim sınıfta ders işleme ve uygulama tarzım tamamen serbestliğe dayanıyordu. Serbestlikten kastım: Öğrencinin, kendi özel ilgi ve çalışmasıyla da derse katılması. Herkes dersle ilgiliydi ama put gibi oturarak değil... Mesela bir okuma yaparken öğrenci bir kelimenin, deyimin anlamını bilmiyorsa kitabının sözlük kısmına, eğer orada bulamazsa, yerinden kalkıp sınıf kitaplığında bulunan sözlüğe bakabilmeliydi. Eğer o kelime bir ansiklopedi maddesi ise birini kütüphaneye gönderip o maddeyi bulup okumasını, notlarını almasını ve gelip sınıfta arkadaşlarına anlatmasını da isterdim. Hatta yazılıda Yazım Kılavuzuna bakabileceklerini de söylerdim.  Sene başının ilk aylarında öğrenciler bu duruma ayak uyduramaz, işi haylazlığa vurduranları da olurdu. Zamanla işin özü ve ciddiyeti anlaşıldıktan sonra işler yoluna girer, serbestlik içinde ciddiyet kazanırdı. 

Müfettişler okulun genel denetimi sırasında arada derslere de girip çıkıyorlardı. Bir gün önceden benim dersime de gireceklerini haber verdiler. Müfettiş geldi dersime girdi. Gerekli bildirim ve takdimden sonra derse başladım. Öğrencilere önceden tembih etmiştim. Dersi eskiden nasıl işliyorsak aynısını yapacağımızı. Herkesin eskisi gibi gayet doğal davranması gerektiğini söylemiştim. Konuyu yine diğer dersler gibi işledik. Öğrenciler serbestlik içinde ciddiyetle derse katıldılar. Son on dakika kala müfettişe söz verdim. Müfettiş, okuma parçasındaki “han” kelimesinden hareketle “otel ile han”ın farkını sordu. Öğrenciler el kaldırarak bildiklerini söylediler. Bir tanesi kalkıp dolaptaki sözlüğe gidip baktı. Gelip yerine oturdu. Sonra parmak kaldırdı. Sınıfta o sırada söylenmeyen bir “han” tarifi yaptı. Tarif, “iş hanı”nı da içine alıyordu. O sırada Söke’de birkaç tane işhanı yapılmıştı. Ders bittikten sonra, müfettiş benden plan defterimi talep etti. Götürüp verdim. Daha sonra defteri geri verirken,

-” Şimdiye kadar bu tür bir dersi, programın amacına uygun bir dersi ikinci defa görüyorum. Birincisini Burdur’da gördüm. İkincisi de siz...  Siz bu işleyişi diğer arkadaşlarınıza tavsiye etmediniz mi?”

-”Zümre tutanaklarını inceleyebilirsiniz. Hepsi orada ayrıntılı olarak var.”

-”Evet, ama uygulama yok.”

-”Benim bu konuda bir yetkim yok. Arkadaşların sınıfta nasıl ders işlediklerini bilemem. Benim sorumluluğum ve yetkim zümre toplantılarında yol göstermek.”

-”Çoğunun programdan haberi bile yok. Üstelik program kendilerine imza karşılığı, zimmetle teslim edilmiş.”

-...

Devam edecek

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Yaşar Çağbayır - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak YeniSöke Gazetesi Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan YeniSöke Gazetesi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Anadolu Ajansı (AA), İhlas Haber Ajansı (İHA), Demirören Haber Ajansı (DHA) tarafından servis edilen tüm haberler YeniSöke Gazetesi editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı YeniSöke Gazetesi değil haberi geçen ajanstır.



Anket Covid-19 döneminde Söke belediyesi hizmetlerinden memnuniyet düzeyiniz nedir.