Geçmişimden Kırık Dökük (67 )

Devam 

Bakan yani şimdiki İçişleri Bakanı seçim konuşması sırasında köyün birinde iş isteyen bir köylüye ‘Seçimden sonra hallederiz.’ demiş. Bu adam da gitmiş bakanı ziyaret etmiş haklı olarak sözünü yerine getirmesini istemiş. O da ilçe yönetimini (parti) aramış, kadrosu boş bulunan Halk Eğitim Müdürlüğü şoförlüğüne dilekçe verdirmişler. Bir gün daireye dışardan geldiğimde adamın birinin elinde kâğıt ve zimmet defteri ile beklediğini gördüm. Sordum yazıyı imzalatmaya geldiğini söyledi. Baktım, atama onayı isteği. (İmzaladığımız an adam göreve başayacak. Sonra durma mahkemelerle uğraş, bir sürü tazminat öde.) Ben de personele bakmadığım için bilmiyordum. Belki mevzuat değişmiştir diye ve adamın işi de vaktinde görülsün diye teklifi yapan Halk Eğitimi Müdürünün adını söyleyerek  ‘A... beye bir zahmet git de beni telefonla arasın.’ dedim. Beş on dakika sonra telefondan arandım, birisi Bakanın bilgisi olduğunu, bu adama söz verdiğini anlatıp durur. Konuyu anlamadığımı söyledim. Adamın ismini ve istediği işi söyleyince uyandım. Dedim ki, o adamı ben size göndermedim, imza sahibine gönderdim, ben mevzuattan uzağım, bana eğer bir değişiklik varsa izah etsin diye Halk Eğitim Müdürüne gönderdim, dedim. Meğerse parti başkanının adı da aynısı imiş. Bu işin mevzuatla ilgisinin olmadığını, bakanın emri olduğunu söyledi. Bakanın böyle bir emir veremeyeceğini, biz şimdiye kadar böyle bir şeyle karşılaşmadığımızı söyledim. O ille de bakanın emri deyip duruyor. “Şimdi telefon açıp bakanın böyle bir emri olup olmadığını soracağım.” dedim. Meğerse sözünü ettiği, Aydın Milletvekili olan İçişleri bakanıymış. İş uzadı, tartışma büyüdü. 

-”İçişleri Bakanı bu adamı bu göreve atayamaz. Ancak kendi bakanlığına alabilir.”

 -”Sorarız bunları.” gibi laflarla bir sürü şeyler söyledi. Kendisine: 

-”İçişleri Bakanımız, polis gönderip beni evimden aldırabilir, ben de sizin bu söylediklerinizi kayıttan hâkime dinletirim, hodri meydan..” diye cevap verdim.

Bizim yapmadığımız devlet ve millî eğitim görevi değil, yeni iktidara gelen partinin işleri... Ben kamu yönetimi okudum. Neyin devlet işi, neyin özel hizmet olduğunu iyi bilirim.

Sözü uzattım kusura bakmayın. İşin ayrıntılı olarak anlaşılması için bu kadarı gerekliydi. 

Teşekkür ederim. Çalışmalarınızda kolayıklar dilerim. Ben dinlenmek istiyorum. Zaten emekliliğimi doldurmama da üç ay kaldı. Ama rahat yer bulursam daha fazla çalışabilirim.”

[Müfettişleri uğurladık. Millî Eğitim Şube Müdürlüğündeki görevim de bu olaydan bir ay sonra bitti. Hiç sözünü etmeyi düşünmediğim yılların başı ve sonu böyleydi. “İçi, ortası nasıldı?” diyeceksiniz. Varın anlayın.]

Hayatımda, yoluma pek çok kez çıkan engeller; “Olmaz!” diyerek yolumu kesen kapris dolu, kendini kendini dev sanan adamlar, çıkarcılar, benden menfaat bekleyin ifritler çıktı. Ya da ben yanlış bir tercihle bir engelle, bir uçurumla karşılaştım. Bütün bunları aşmak, alt etmek için onlarla çatışma veya çarpışma yoluna girmedim. 

Diyelim ki bir sarp, çıkılmaz, inilmez bir dağa rast geldim. Bu dağı aşmam gerekiyordu, hedefime varmak için. Engelleri ortadan kaldırmak için yani dağı atlamak için uğraşmaktan -zaten mümkün değildi- ya da bu dağ aşılamaz gibi yakınmakla zaman harcamaktansa o dağı, tepeyi dolanacak, aşacak yolları aramayı tercih ettim. Bana engel çıkaran zat, kazandığını sandığı zaferin sarhoşluğunu yaşarken bir de baktı ki ben hedefe ulaşmışım. Bu sefer de kıskançlığın mengenesinde sızlanmaya durdu.

Tabii ki engellerin hepsi kişilerden gelmedi. Hayatın her türlü olumsuzluklarını kasdediyorum, bu engel sözüyle...

“Dağ ne kadar yüce olursa olsun, mutlaka üzerinden aşacak bir yol bulunur.” atasözü ve Yaradan’ın yardımcı oluşu her zaman düsturum olmuştur.

Sık sık geriye dönüp baktım. Önce kendi hatalarımı, çaylaklıklarımı gördüm. Ardından engelleri aşmak için yaptığım plan ve çalışmaları değerlendirdim. Başardıklarıma sevindiğim oldu. Başaramadıklarıma üzülmedim. Başarısızlığı giderici tedbirler düşünmeye böylece üzüntünün yıkıcılığından kurtulmayı başardım.

Başardıklarımla sevindim, ama gururlanmayı engellemeye, en aza indirmeye çalıştım. İnsanız, bir yönden pek çok hatamız oluyor. Yaradan, gururlanmayı yasaklıyor. Hepsi, Allah’ın izni ve yardımı ile başarılmıştır. Ve görünüşte bize (bana) maledilmiştir. Buna biz “Allah nasip etti, oldu veya yaptık.” deriz.

Düşünüyorum da:

1. Biz Acıpayam Ortakoulunda Türkçe dersi görseydik, lisede edebiyat ve kompozisyondan orta derece (geçer) not alıp “dil ve edebiyatı” geçecektim. Belki de fen bölümünü tercih edecektim. Yani bende olmayanı, oldurma anlayış ve inadı olmasaydı lisede edebiyat zevkine, dil (Türkçe) sevgisine kavuşamayacaktım. Bu durum benim hayrıma olmamış mıdır? Evet benim için hayırlara vesile olmuştur.

2. Eğitim enstitüsü sınavı ertelenince maddi sıkıntıyı atlatmak çabasıyla sokaklarda çamaşır satmak için aynı sıkıntıdaki arkadaşlarla karşılaşmak Allah’ın yardımı değil midir?

Ama şunu da ifade etmek gerekir ki Allah, çare arayan ve düşünenlere yol gösteriyor, oturup ağlayanlara, sızlayanlara değil...

Devam edecek...

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Yaşar Çağbayır - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak YeniSöke Gazetesi Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan YeniSöke Gazetesi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Anadolu Ajansı (AA), İhlas Haber Ajansı (İHA), Demirören Haber Ajansı (DHA) tarafından servis edilen tüm haberler YeniSöke Gazetesi editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı YeniSöke Gazetesi değil haberi geçen ajanstır.



Anket Covid-19 döneminde Söke belediyesi hizmetlerinden memnuniyet düzeyiniz nedir.