Geçmişimden Kırık Dökük (68 )

Devam 

3.  Halkapınar Ortaokuluna atanmam başlı başına bir ilahî lütuf değil de nedir? Temelinde iyi niyet, çalışma, çırpınış ve çare arama gayreti yatmaktadır. Bu gayret neticesinde Allah ufak tefek çıkış yolları göstermiş, nasip etmiştir. Bugün elimden çıkmış bulunan Büyük Türkce Sözlük’ün meydana gelmesinde, anahatları ile sunduğum bu şahsi çaba ve ardından gelen ilahî yardımlar vardır.

Eğer yeterli çalışma, gayret, sabır olmasaydı ilahî yardımdan söz edebilir miydik? Evet bu azim ve gayreti gören, bilen o yüce Yaradan yardımını esirgemedi.

Tekne Başıma Kaldı

Bu arada bu kadar karamsar olayları anlattıktan sonra hoş bir anıyla bu bahsi bitirmeye çalışayım.  Söke Öğretmenevi inşaatı bitmişti. Öğretmenlerin de diğer meslek grupları gibi sahillerde dinlenme tesisleri olsun istedik. Gerçi sahil köy ve kasabalarındaki okullar yazları öğretmenler için kamp yeri olarak tahsis ediliyordu. Ama olsun, diğer meslektekiler gibi güzel bir kamp yerine, sosyal tesislere öğretmenlerin de ihtiyacı vardı. 

Bu amaçla Akbük Körfezine bakan Kırıkiçi denilen mevkide, -o zamanlar bu bölge Söke ilçesi sınırları içindeydi- oldukça geniş bir alanı Tarım Bakanlığından Millî Eğitim Bakanlığına tahsis ettirdik. Bu tahsis işinde müdürümüz Musa Avcı ve Sökeli Milletvekili Mustafa Bozkurt’un epeyce gayretleri oldu. Uygulanacak proje için Bakanlıktan arazinin konumunu belirten fotoğraflar istenmiş. Bu iş için Müdür bir fotoğrafçı ayarlamış. Yanımıza kattı. O bölgedeki Akbudak İlkokulu Müdürüne bir kayık veya motor ayarlaması için telefon etmiş. Ve biz, Otelcilik Okulu müdürü ile birlikte okulun aracı ile sözü edilen yere vardık. İlkokul müdürü arkadaş yakındaki bir tesisten bir motor ayarlamış. Ama motor nasıl çalıştırılır, bilmediğimiz için kürekle açılmayı denedik. Okul müdürü arkadaş Karadenizliydi, Otelcilik Okulu Müdürü de Egeli... Bunların kürek çekebileceğini hesap etmiş bizim müdür. Ben de öyle sanıyordum. Neyse ikisini küreklere geçirdim, fotoğrafçı ile ben arka tarafa oturduk. “Haydi bismillah!” dedik. Fakat bizim kürekçiler kayığı, iskeleden ayıramadılar. Kayık bir başını, bir kıçını iskeleye vurup duruyor. Baktım ki iş olmayacak. Ben komut vereceğim, siz kürekleri birlikte çekeceksiniz. Önce kürekle iskeleye yüklenerek kayığı iskeleden bir metre kadar ayırttım. Sonra “Bir, ki; bir, ki...” diye ortak kürek çekmelerini sağladım ve açıldık. Körfezin uygun bir uzaklığına kadar rüzgârın da yardımı ile ilerledik. Karşıdan arazinin fotoğrafını çektik. Dönüşe geçtik. Bu kez rüzgâr karşıdan geliyor. Kürekçiler zorlanmaya başladı. Derken küreğin biri suya düştü. İlkokul müdürü arkadaş küreği yakalamak için eğilince o da suya düştü. Neyse küreği yakaladı ve bize uzattı. Kendisi elbiseleri ile yüzerek kıyıya çıktı. İkinci küreğe ben geçmek zorunda kaldım. İki adaş kürek çekmeye başladık. Bizim adaş yorulmuş nefes nefese... Dinlenmek için ara veremiyoruz, rüzgâr sürüklüyor... Bir ara bizim adaş dibi yakın görmüş “Ben yüzerek gideceğim.” diye küreği bırakıp suya daldı. Kaldık mı şimdi fotoğrafçıyla teknede baş başa. Fotoğrafçıya “Sen motor çalıştırmadan anlar mısın?” dedim. Çünkü kendisi motosikletle köylerde fotoğraf çekmeye gidiyordu. “Dümeni sen idare edersen.” dedi. Ve biz hem sürüklendik, hem de motor çalıştırma derdine düştük. Biraz uğraştan sonra motoru çalıştırdık, dümenin de nasıl kulanılacağını etrafımızda birkaç tur attıktan sonra öğrendik. Ve aldığımız iskeleye yanaştık. Bağladık. Sahibine teslim ettik.

Müdürler üzerlerindeki elbiselerle suya düşmüş sıçan gibi kıyıda bizi bekliyorlardı. Yakındaki bir tesise gittik. Soba yaktırdık. Ve müdürleri evire çevire kuruttuk.

Söke’ye döndükten sonra müdürümüz, odasında kaymakamla beraber oturuyorlarmış. Selam verdim. Fotoğrafı çektiğimizi, fotoğrafçının istenilen boyda tabettikten sonra getireceğini söyledim. Ama müdür ve kaymakam bizim olayı daha önce öğrenmişler. Kaymakam gülerek:

-”Ne yaptın hocaları?” dedi. 

-”Biri denize düştü, diğerini de ben attım. Fotoğrafçıyı sağ salim getirdim.”

Söke Kitabını Yazıyorum

İlkokullarda öğretmenlerin her ders yılı başında yaptıkları bir çalışma vardı: “Çevre incelemesi.” Bunlar okullar açılmadan dosyalar hâlinde daireye gelir, üst üste yığılır, depoya gönderirilirdi. Alan bana ait olmamasına rağmen, zaman zaman ben de çevremi tanıyayım diye bunlara göz atardım. Bir iki yıl böyle geçti. Baktım, bir değil beş - on yıl öncekilerin aynısı. Ya bu çevrede bu kadar sürede hiç mi değişiklik olmadı. Hatta on yıl öncesi köyde sağlık kuruluşu olmadığı hâlde şu anda gözümle gördüğüm bir sağlık ocağı ve burada kadrolu ebe-hemşire bile vardı. Daha da garibi hemşire okul müdürünün eşiydi. Buna rağmen bu köydeki öğretmenin yaptığı çevre incelemesinde bu husustan hiç bahsedilmiyor, üstüne üstlük köyün ihtiyaçları arasında “ebe ihtiyacı”ndan söz ediliyordu. Hani lahana turşusu ve perhiz meselesi.

Bir de ilkokulun birinci devresinde “çevremizi tanıyalım” diye bir ünite vardı. Burada da dikkatimi çeken husus, Söke’nin tanıtılacak yerleri sadece dört antik kentten ibaretmiş gibi gösterilmesi idi. Evet bu antik kentler bizim değerlerimizdi. Ama hepsi onlar değildi. Pek çok kültür varlıklarımız vardı. Sadece bunlardan bahseden öğretmenlere şöyle bir örnek verirdim:

Devam edecek...

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Yaşar Çağbayır - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak YeniSöke Gazetesi Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan YeniSöke Gazetesi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Anadolu Ajansı (AA), İhlas Haber Ajansı (İHA), Demirören Haber Ajansı (DHA) tarafından servis edilen tüm haberler YeniSöke Gazetesi editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı YeniSöke Gazetesi değil haberi geçen ajanstır.



Anket Covid-19 döneminde Söke belediyesi hizmetlerinden memnuniyet düzeyiniz nedir.