Geçmişimden Kırık Dökük (69 )

DEVAM ...

“Bu bölge çiftçi yeri. Çiftçilik bildiğiniz gibi tarlada yapılır. Düşünün ki bir çiftçi tarlasına bu yıl ayçiçeği ekti. Hasattan sonra sattı. Yeni sahibi de ertesi yıl buğday ekti. İlk sahibinin ektiği ayçiçeklerini hasat ederken dökülen tohumlar ekinin içinde boy verdi. Öbek öbek ayçiçekleri güzel yüzlerini göstermeye başladılar. Yeni sahibinin ne yapmasını beklersiniz? Bana göre iki şey yapar: Birincisi hiçbir şeye dokunmaz, korur; buğday hasadından önce olgunlaşmış olan ayçiçeklerini toplar, yararlanmaya bakar. İkincisi, daha belirir belirmez yolar, atar. Tamamen ekin tarlası yapar.

Bir üçüncü yol daha var ki hiçbir aklıselim sahibi çiftçi bunu yapmaz: Ayçiçeklerinin güzelliğine aldanır ve bütün buğday tarlasını biçer atar, ayçiçekleri daha da gelişsin diye...

Şimdi gelelim asıl konuya... Bu saydığınız antik yerleşim yerleri el değiştirdi mi? Evet 1071’i takip eden yıllarda bizim elimize geçti. Atalarımız onları akıllı çiftçi gibi korumuş ve bugüne gelmiş. Şimdi biz de akıllı çiftçi gibi olmalıyız. Hem onlardan hem de diğer kendi ektiğimiz kültürden yararlanmalıyız. Yani onların değeri ile birlikte kendi kültürümüzü yaşatmalıyız. Onun için Söke’deki Türk kültürünü de öne çıkarmamız gerekir. Kırıkiçinde Yörük kızının, gelinin dokuduğu bir kıl kolan, kıl çuval da Balat harabeleri kadar değerlidir. Turunçlar’daki bir el işi ustasının yaptığı süsleme en az Prien’deki sütun süslemesi kadar değerlidir. 

Kendi değerini, değerlerini bilmeyen başkalarına uydu olmaktan ileri gidemez.

Bu öfke ile Söke ve köyleri, kasabaları hakkındaki bütün kültür değerlerini ve hayırseverlik geleneğini öne çıkarmak amacıyla köyleri bir bir dolaştım, notlar aldım, kitaplar okudum ve SÖKE kitabını yazdım. Zamanın Aydın Valisi Recep Yazıcıoğlu tarafından takdirname ile ödüllendirildim. Söke kitabı hem Sökeliler, hem de okullar tarafından beğenildi ve kısa sürede tükendi. Bu sırada Didim ayırıldı ve yeni gelişmeler gündeme geldiği için güncellenmesi gerekiyordu. Başka uğraşılar yüzünden güncellemeyi ve ikinci baskıyı yapamadım.

1989 Bulgaristan Göçmenleri

Bulgaristan’ın kendi vatandaşları olan Türklere uyguladıkları asimilasyon baskısına dayanamayan Türkler sınırı geçip Türkiye’ye sığınmaya başladılar. Hatırımda kaldığına göre 350 000 Türk 1989 yazında ülkemize iltica etti. Tarihin cilvesine bakın ki Bulgarlar aslen Türktür. Eskiden Attila’nın yönetiminde Hun birliği içinde yaşıyorlardı. Attila’nın ölümünden (453) sonra Hun birliği dağılınca Bulgarlar kendi yönetimlerini oluşturdular. Karadeniz’in kuzeyinde Kafkaslar’dan Tuna’ya kadar uzanan bölgelerde siyasî birliklerini kurmuşlardır. Altınarodu devletinin etkisiyle Müslüman olmuşlar fakat daha sonra Moğol saldırıları ile zayıflamışlar ve başka devletlere tabi olmuşlardır. Karadeniz’in batısında Tuna boylarındaki Bulgarlar Bizans’ın etkisi ile Hristiyanlaşmışlardır. Böylece Slav kültür ve gelenekleri ve dillerine benimsemiş ve Türklüklerini kaybetmişlerdi. İmparatorluk döneminde, buralar fethedilmiş, fakat dinlerine, dillerine ve geleneklerine dokunulmamış, Slav gelenek ve göreneklerini yaşatmışlardır. Devlet, fethettiği bu topraklara Anadolu’dan Müslüman Türkleri yerleştirmişti. Bu fetihlerle oralara göçürülüp yerleştirilen Türklerin çocuklarına ve torunlarına evladıfatihan denildi. İşte şimdi Türkiye’ye göç edip gelen Bulgaristan Türkleri bu evladı fatihan torunları idi. Devetimiz ve insanlarımız bu göçmenlere elinden gelen her türlü yardımı yaptı. Barınma ve iaşesini sağladı. Ancak göç kaçış hâlinde olduğu için aileler birbirlerinden habersiz yerlerde konduruldu. 

Bunlardan bir grup da Söke’ye yerleştirildi. Söke’de özellikle  Söke Lisesi pansiyonu gibi yataklı yerler seçildi. İlk yapılacak iş yedirip içirme, yatırma gibi zorunlu ihtiyaç yanında herhangi bir bulaşıcı hastalığın etkisinde kalmamaları için büyük gayret sarfedildi. Bu arada Söke Lisesine yerleştirilen göçmenlerin yeme içme gibi ilk anda gerekli olan ihtiyaçlarının düzenlenmesi için Millî Eğitimden bana görev verildi. Artık günümün çoğu orada geçiyordu. Yeni gelenler oluyor. Ayrılanlar oluyor. Bunlar genellikle başka kamplarda aile üyelerini bulanlardandı. Çevre kamplarla sürekli telefon bağlantısı hâlindeydik. Onlar bize bazı isimleri soruyorlar, bazan da biz onlara soruyorduk. Çoğu zaman, telaffuz bozukluğundan dolayı anlaşamıyorduk. Ama zamanla alıştık. Bu göçmenlerden birisi dikkatimi çekmişti. Pansiyonun duvarına sırtını vererek çömelmiş bir 30-35 yaşlarında düşünen, kederli yüzlü biri. Kendisine yaklaştım, sıkıntısının ne olduğunu sordum.  Epeyce uğraştıktan sonra konuyu anladım. Kalabalık bir ailesi varmış. Bunların nerelerde olduğunu, yaşayıp yaşamadıklarını, sınırı geçip geçmediklerini vb. akla gelebilecek bütün olumsuzlukları düşünüp kederleniyormuş. Ailenin bütün isimlerini yazdım. Telefonla çevre kampları aramaya başladım. Birkaç saat uğraştıktan sonra Manisa taraflarında bir kampta olduklarını tespit ettim. Öğrendim ki kayınbıraderinin bir arabası varmış. Kendisi oraya gitmek istedi. Telefonla görüştürdüm. Oradan memnun olmadıklarını, buraya gelmek istediklerini anlattı. O sırada devletçe ailelere ev kiralamaya başlandı. Bunları da bir eve yerleştirdik. Bu gençle daha sonra iyi ahbaplığımız oldu. 

Devam edecek...

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Yaşar Çağbayır - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak YeniSöke Gazetesi Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan YeniSöke Gazetesi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Anadolu Ajansı (AA), İhlas Haber Ajansı (İHA), Demirören Haber Ajansı (DHA) tarafından servis edilen tüm haberler YeniSöke Gazetesi editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı YeniSöke Gazetesi değil haberi geçen ajanstır.



Anket Covid-19 döneminde Söke belediyesi hizmetlerinden memnuniyet düzeyiniz nedir.