Geçmişimden Kırık Dökük (70 )

Devam

O günler Kurban Bayramı öncesiydi. Dairenin fotokopi makinesine kurban bağışlarının ister canlı isterse pay olarak kabul edilebileceğini belirten bir yazı yazdım. Ve Didim sahillerindeki bütün yazlıklara dağıttım. Söke’de de Belediye tarafından aynı duyuru yapıldı. Böylece bağış kurbanlar geldi, Belediye mezbahasında kesildi ve orada depolandı. Aynı şekilde kesilmiş olarak gelen payları da kendilerine parçalattım. Ve mevcut buzdolabı ve donduruculara yerleştirdik. Sürekli başlarında bulunduğum için beni oralardaki gibi devletin bir güvenlikçisi gibi gördüklerini, düşündüklerini anladım. Hatta kadınlardan birisi, “Bizim, bu kadar çok paramız yok, biz bu yediğimiz etlerin parasını ödeyemeyiz.” Karşıdaki zeytinliği göstererek “Oraları çapalayalım, temizleyelim, borcumuzu ödeyelim.” anlamında yalvarır bir hâlde istekte bulundu. Kendilerinden hiçbir şekilde ücret alınmayacağını, bu etlerin Kurban Bayramı dolayısıyla kesilen kurbanların kendilerine hayır olarak getirildiğini anlatmam epeyce zaman aldı. Akıllarının almadığı şey, parasız bunlar nasıl veriliyor, kim veriyor? Kendilerine burada devlet memurlarından başka kimsenin devlete çalışmadığını, onların da devletten emeklerinin karşılığını aldıklarını, kişilerin ise kendi işleri, tarlaları, bahçeleri olduğunu, o zeytinliklerin de sahibinin olduğunu, bakımını yapıp ürününü kendilerinin toplayıp sattıklarını anlatmam da epey uzun sürdü.

Bu arada ailesini birleştirdiğimiz gencin bir makinist (yani makine teknikeri) olduğunu öğrendim. TIR sürücüsüymüş. Bulgaristan’dan İran’a çok sefer yapmış, mal götürmüş. Doğu Anadolu dağlarında araçları bozulduğu için günlerce kaldığını anlattı. Araç bozulunca, arızayı ve gerekli olan parçayı geri dönen bir başka Bulgar sürücüsü ile bildiriyorlar, başka birisi de gelirken getiriyormuş. Ve orada aracı tamir edip yola devam ediyorlarmış.  Onlar için burada resmî iş mümkün değildi. Çünkü T.C. vatandaşı değillerdi. Geçici nüfus belgesi verilmişti ama onunla işe giremiyorlardı. Daha çok özel işlerde çalışıyorlardı. Bizim genç arkadaş da Söke’deki bir gazete dağıtıcısında çalışıyor, Didim vb. yerlerdeki satıcılara gazete dağıtıyordu.  Bir gün İstasyon caddesinden geçiyordum, karşılaştık; yapılan bir inşaatın alçı işlerini gösterdi, bir takım eksikliklerini ve yanlış uygulamalarını söyledi. “Sen bu işten anlıyor musun?” dedim. Orada ikinci iş veya meslek olarak bunu yaptığını söyledi. Burada da yapmasını, bu işte iyi para olduğunu söyledim. “Sermaye lazım.” dedi. 

-”Ne kadar?” 

-”Bilmem, öğreneyim.”

-”Öğren, daireye gel, konuşalım.”

Ertesi gün odama geldi. Ben çok bir para gerekiyor sanmıştım. Meğerse birkaç uzun kalas ve tahta, testere, mala ve kalıp olarak kulanacağı yüzü desenli bir saç parçası, çekiç, keski vb. Kaç para tuttuğunu sordum. Üç yüz lira civarında olduğunu söyledi. O sıralar sürücü kursları sınavı görevim icabı ücret almıştım. Çıkarıp verdim. 

-”Bununla işe başla, malzemeni al.” 

Bu sırada daire arkadaşım O. Hasan evinin içini yaptırıyor ve alçı işini yapacak usta arıyordu. Ona götürdüm. Ve böylece bizim genç alçı dekorasyon işine başladı. Bizim evin alçı işlerine sıra geldiğinde Selçuk’ta bir sitenin alçı işlerini yapıyormuş. Birkaç günlüğüne geldi. Bizim işleri de hallediverdi.

Açıköğretim Okuyorum

Ben iki yıllık yüksek okul ( eğitim enstitüsü) mezunu  idim. Millî Eğitim Bakanlığı tarafından birkaç yıl önce ilköğretmen okulu (lise dengi) mezunu öğretmenlere ön lisans tamamlama programları uygulandı. Öğretmenler hem öğretmenliklerini yaptılar hem de Anadolu Üniversitesi Açıköğretim programına devam ederek ön lisans diploması aldılar. Bu kez biz eğitim enstitüsü mezunları için de lisans tamamlama programı uygulandı. Diğer arkadaşlar üç yıllık eğitim enstitüsü mezunu oldukları için az dersten sorumlu idiler. Benim ders sayım daha çoktu. Onların iki katı idi. Yani ortak derslerimiz kadar da benim ek dersim vardı. Kitapların hepsi birden geldi. Yani benim için iki yılın kitapları birden geldi. Tabii sınavlar da onlardan fazla idi. Ortak derslere birlikte giriyor, farklılar için de ben ayrıca benim gibi olan az sayıda öğretmenle birlikte giriyorduk. İki sınavımız vardı. Biri vize, diğeri bitirme sınavı. Derslerden çoğunu ben daha önce başka kitap ve eserlerden okumuştum. Bu kitaplarla tek farkı terimlerdi. Terimlere de alıştıktan sonra konuları ilk okuyuşta kavradım. Zaten biliyordum. Farklı dersler de hoşuma gitmişti. Her iki sınavda da başırılı oldum ve bütünlemeye kalmadan doğrudan Anadolu Üniversitesi Açıköğretim Fakültesi Türk Dili Edebiyatı bölümünü tezsiz olarak bitirdim.(1991) 

Üç yıllık arkadaşlar benden kıdemce geri olmalarına rağmen maaş dereceleri bir iki kademe ileri olurdu (yıl hesabıyla). Ben bu okulu bitirince iki kademe, bir de bakanlıkça verilen görevimde gösterdiğim başarı yüzünden aldığım takdirname dolayısıyla bir kademe de oradan aldım, bir de derece atlama kademesindeydim. Hepsi art arda gelince ben derecenin birini hiç görmeden bir üst dereceye geçtim ve birinci dereceye oturdum. Diğer arkadaşlar sadece bir yıllık lisans tamamlama kademesi aldıklarından benden derece olarak geride kaldılar. “Bize neden vermediler? Yanlışlık var.” gibi... yakınışlarda bulundular. Ben de şaka olsun diye 

Devam edecek...

Devam edecek...

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Yaşar Çağbayır - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak YeniSöke Gazetesi Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan YeniSöke Gazetesi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Anadolu Ajansı (AA), İhlas Haber Ajansı (İHA), Demirören Haber Ajansı (DHA) tarafından servis edilen tüm haberler YeniSöke Gazetesi editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı YeniSöke Gazetesi değil haberi geçen ajanstır.



Anket Covid-19 döneminde Söke belediyesi hizmetlerinden memnuniyet düzeyiniz nedir.