Geçmişimden Kırık Dökük (80 )

Devam..

EMEKLİLİK YILLARIM VE SÖZLÜK YAZARLIĞIM

Yaptığı işi sevme, ondan hoşlanma insanı, daima dinç tutuyor. Bu dinçlik içinde olumsuz sonuçları bile zamanla özümseyip yeni bir yol ve yöntemli çözüme kavuşturabiliyor. İşini sevmeyenler daha baştan başarısızlık yolunda yüzde seksen-doksan ilerlemiş oluyor. Geri kalan ise ya tesadüf ya da amca, dayı torpili ile yürütebiliyor veya suçu başkalarına yükleyerek kurtulmayı tercih ediyorlar. Hani sık sık anlatılır ya... İki ayrı kavanoz almışlar. Birisine karasinek, diğerine de bal arısı doldurmuşlar ve her ikisinin de tabanını güneşe bakacak şekilde yerleştirip kapaklarını açmışlar. Arılardan birkaç tanesi kavanozu terk ettiği hâlde sineklerin tamamı uçup gitmiş. Arılar plalanmış bir yön duygusuna -güneşe yönelme- sahip olduklarından hep kavanozun dibine -güneşe doğru- yığılışmışlar. Sinekler ise her yana doğru uçuşup kısa zamanda kavanozun ağzını bulup kaçmışlar. 

Başarı için arayış içinde olmak gerekir, aramayan çıkış yolunu bulamaz veya zor bulur.

Emekli Olma Kararım

Emekli, kavramı bizim özel ve resmî iş dünyamızın kavramı. Eskisi “mütekaid”, kaidesi üzerinde oturan, yani oturak kimse demek. Türkçesi kötürüm. Eskiden eli ayağı tutan herkes ölünceye kadar çalışmak zorundaymış. Ancak kötürüm olduğunda, geçimini sağlayamayacağı için kendisine aylık bağlanırmış. Ama şimdi öyle değil, ya devlet işinde belirli süre çalışarak ya da sosyal sigorta kurumuna belirli süre ve miktarda katılımda bulunarak belirlenen yaşa ulaşınca çalışmadan aylık alınabiliyor. Bu işe biz emekli olma diyoruz.

Söke Ziraat Teknik Lisesi’ne tayin olarak geldiğimde çok eskiden beri tanıdığım ve iyi bir ahbaplığımız bulunan Müdür Rifat Köksal, Müdür Yardımcısı Fethi Ayık yönetim açısından tam özlediğim, benimsediğim tarzda birer yönetici olarak karşıma çıktılar. Zaten ailecek de görüşmemiz vardı. Hem onlar hem de ben köklü bir samimiyet kurduk. Çok güzel bir öğretmenlik yaptım. Yanlışlarımı hemen kabul edip, okulun sistemine uyum sağladım. Asıl sıkıntım okulun yatılı olması idi. Yatılı okul mevzuatını kavrayıncaya kadar biraz sıkıntı çektim. Çünkü öğrencilerin 24 saat sorumluluğu vardı. Ders dışındaki sorumluluk daha zordu. Hemen her şey o günkü nöbetçi öğretmenin sırtına biniyordu. Ama şurası gerçek ki öğrenciler zaman zaman gençliğin verdiği duygularla taşkınlık yapıyorlarsa da oturup izah edince hatayı kabulleniyorlardı. Bu yöntem çok işime yaradı. Bağırıp çağırmadan ikna ederek eğitmek... Öğrencilerin hepsi Anadolu’nun çeşitli yerlerinden gelmişlerdi. Ailelerinden uzakta idiler. Kendilerine, kendi çocuğumuz gibi yaklaşınca daha sıcak bir ortam oluşuyordu. Bu arada ilk gittiğim yıl sekiz tane de Özbek öğrencilerimiz vardı. Benden bir yıl önce gelmişler ve Türkiye Türkçesini öğrenmişlerdi. Onlarla da iyi bir diyaloğum oldu. Onların aileleri ve yaşantıları hakkında kendilerinden oldukça fazla bilgi aldım. Benden istedikleri arasında “namaz kılma”yı öğrenmek de vardı. Kendilerine bizim ortaokullarda okutulan Din Bilgisi kitaplarından birer tane verdim. Orada anlamadıkları hususlar varsa sorabileceklerini söyledim. Böylece onlar namaz kılmayı öğrendiler. Ben de kendilerinden, evden çıkarken, eve girerken veya bir eve misafirliğe gittiklerinde misafir giden kişinin yüksek sesle “Fatiha” okuduğunu öğrendim. Rusların korkusundan bunu sessiz ve el kaldırmadan yaparlarmış. Daha sonra bağımsızlıklarını kazanınca açıktan yapmaya başlamışlar. Hatta bir tanesi kendilerine yakın bir arazide çobanlık yapan Ahıskalı bir arkadaş edindiğini, arkadaşının bir köpeği bulunduğunu, Sovyetlerin dağılması üzerine memleketlerine dönmek için ayrıldıklarında bu köpeği kendisine emanet olarak bıraktığını, ayrılırken hem arkadaşının, hem de köpeğin ağladığını anlatmıştı. Kendisi de Türkiye’ye gelirken ailesi ile birlikte köpekle de vedalaşmış ve ağlaşmışlar. Özbeklerle Ahıskalı sürgünler arasında sık sık tartışma ve kavga çıktığını da anlatırdı. Konuyu uzun uzun anlattırdım, sebebini kendisine buldurmaya çalıştım. En sonunda “Bizim topraklarımıza onları Ruslar getirdiği için Ruslara olan kızgınlığımızın cezasını onlara yüklüyorduk, galiba.” dedi. Bu öğrencilerden hatırımda kalan isimlerden biri Ali Şir, diğerleri de Ötkir, Raşid idi.

Emekli olmama sebep olan şeyler: Yukarıda bahsettiğim gibi burada öğretmenliğin en güzelini yaşadım. Son öğretim yılında faranjitim azmaya başladı. Bu yüzden bir derslik zamanı zor doldurabiliyordum. Dersin yarısında sesim gidiyor, öksürüklere boğuluyorum. Hep akciğerlerimle ilgili problem arayıp hekimlere görünüyorum. Sonunda bir kulak-burun-boğaz hekimi teşhisi koydu. Konuşma ve bağırma azdırıyormuş faranjiti. Konuşmadan da öğretmenlik yapılmaz ki... Hele hele edebiyat öğretmenliği...Devam edecek

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Yaşar Çağbayır - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak YeniSöke Gazetesi Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan YeniSöke Gazetesi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Anadolu Ajansı (AA), İhlas Haber Ajansı (İHA), Demirören Haber Ajansı (DHA) tarafından servis edilen tüm haberler YeniSöke Gazetesi editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı YeniSöke Gazetesi değil haberi geçen ajanstır.



Anket Covid-19 döneminde Söke belediyesi hizmetlerinden memnuniyet düzeyiniz nedir.