TEFEKKÜR- Alaca karanlık kuşağı tehlikelidir.

İnsan görünmeze inanmak, görünürü yaşamak için dünyaya getirilmiştir. Çünkü, yokta var olmuş, varda yok olacaktır. Neden, yok yok ise vardır demişler? Demek ki, ikisi birbirine muhtaç. Yoku bilmek, varı bilmek, ilk ve sonu bilmek gibi mi? Sebep, sonuç hikayesi, felsefenin okyanusa atlama iskelesi. İman, küfür kavgası bu atmosferde oluyor. İman gayba bakar, küfür neyi örter; görünmeyeni değil elbette. Aklın yolundan gitmemek, bir görünmez olmak, gayba postu atmak olmasa gerektir. Alaca karanlık kuşağı tehlikeli dedik, inanmıyor musunuz? O zaman, yanılıyorsunuz. Bu günde iki vakitte yaşanır, akşam ve sabah, hangi vakitte kalktığınızı bilmediğiniz oldu mu? Olmadıysa, kıyanette olacak. Bende iki sefer oldu, bir sabahla, iki akşamı bilemedim. Bu alacakaranlık kuşağı düşünce ve fikir açısından tehlikelidir. Çünkü, oradaki aydınlık ve karanlık fiziki değil, psikolojik. Akleden kalbin, gönül gözü, iman ufkuna açılmıyorsa, küfrün karanlığına kapılır gidersin. Bazen, felsefenin ateş böceği ışığı önünde parlar, sana yakındır ama yol aydınlığı vermiyor, milyar ışıkyılı uzaklıktaki yıldız okyanusta bile olsan rotanı belirler. Belki, usturuplu laf etmek için anlamlı kelimeleri yanyana dizip, kendine bir hizip oluşturabilirsin. Onunla meşhur olup ödüller bile alabilirsin. Ama can boğaza gelince, bir hıçkırık, hiçlik treninin sireni sesini bile sana duyurmaz. O trenle yolculuk hangi karanlıkta sona ererse ersin ne fark eder ki?..

Buraya kadar anlattıklarından birşey anlamadım mı diyorsun. İyi, o zaman senin şimdiye kadar anladıklarını şu masaya dizde görelim. Belki, biz bir şeyler anlarız. Portakalın tadı nasıl? Elmanın tadı ile arasındaki farkı, geçmişte yaşadığın güzel günlerin hazzını çizde görelim! Şu anda içinden geçenlerin resmini beyaz perdeye aksettir de seyredelim! Bilimdir, teknolojidir, sanattır, hepsine tamam. Ama, bir nefes var, aldın veremedin, verdin alamadın. O anda her şey bitti. O an ömrü hayatının en müthiş, en kritik anıdır. O ânı düşünmeden yaşayan burada çok aldananlar vardır. Öyle insanlar görürsün ki, keyiflerine diyecek yok, istediği gibi yaşarlar ve Allah’ım son nefeste imandan ayırma derler!.. Oysa, böyle bir durumda son nefesteki imanın kabule karin olmadığını Allah söylüyor. Bunun en belirgin örneğini de Kızıldenizde boğulan Firavun’la veriyor. Bu nedenle, Allah’ım ömrümü imanla ve güzel amellerle yaşayarak geçiren kullarından eyle duası makbûldür. Kulağına küpe olsun. Demek ki, değirmene varmadan buğdayını güzel elekten geçirip temizleyeceksin. Yoksa, taşın öğüttüğü unu elekten geçirip temizleyemezsin. Değirmen ihmalini saklar ama, zararını sonra sen yaşarsın. Unutma! Güzel laf edenler cahilleri etkileyip, batılı hakkıyla tafsil ettikleri için, saf zihineri ifsat ederler. O nedenle dikkat et, gerçekleri eğip bükmeyen, aklın zembereğini sökmeyen, yalın ifadelerle hakkı ortaya koyanlara kulak ver. Çünkü, işportacıları kazandıranlar her zaman zarar etmişlerdir.

Her kimin ki keşfi yoktur onun ilmi de yoktur denmiş. İyi de nasıl bir keşif ve neyin keşfidir o? 60 yıldır bu konuda tartıştık anlaşamadık. Yaşan Nuri merhum, Hallacı Mensur’u çok severdi, Türklerin islâma onun tasavvuf inancı yoluyla girdiğini söylüyordu. Doğru olabilir, ama o çağın o döneminin ortamını iyi ve doğru bilmek gerekir ki, gerçekten doğru bir kanaata varabilelim. Mesela, yine bazıları ne demişler? yapılan amel/iş-eylem ihlâs ile de yapılsa, doğru (şeriata uygun) değilse kabul edilmez. Doğru olduğu hâlde ihlâsla yapılmazsa yine kabul edilmez. Demek ki, ölçüye ve yasaya uymak esastır. Aaaaah ah! Öyle bir zamanda yaşıyoruz ki, hiç bir şey inceldiği yerden kopmuyor. Bakıyorsun, elektron bir deneyde parçacıktır, başka bir deneyde  dalgadır. Bu ne demek yani demeyin, bilimsel bir meseledir. Geçenlerde bir gün bir yerde ışık ve nur tartışması oldu. Farklı dalga boyları ile mi, hayır; arada boyut farkları mı vadır hayır. Göz aydınlığı ile, gönül aydınlığı gibi, farklı frekans tezahürleri diyebiliriz. Şimdi, Kuantum teorisi tartışılıyor bilimsel platformlarda. Artık, metafizik inançlarla, pozitivist şifreler, sırlarla iddialaşır oldular. Öyle ki, kuantum teorisi revaçta, kaos teorisi yamaçta, selamlaşıyorlar mı? Vedalaşıyorlar mı belli değil. Eğer imkân el verirse, ikisinin anlaştığı nokta da “Kelebek etkisi” olurmuş.  Hani derler ya ‘Şam da kanatlarını çırpan kelebeğin etkisi, İstanbulda bir kasırgaya sebebiyet verirmiş!  Zamanla göreceğiz. Bir zamanlar maddenin en ufak parçası atomdur parçalanmaz demişlerdi. Ama, atom parçalandığı gibi, birde atomun parçaladıkları var. Şimdi, atom altı parçacıklarla meşguller. Hadi hayırlısı diyelim, bu gün de bu kadarla yetinelim. Kimseyi işinden ve aşından meşgul etmeyelim ve herkese esenlikli günler dileyelim. Hoşça kalınız efendim.

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Mustafa Uluçay - Mesaj Gönder

# yol

göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak YeniSöke Gazetesi Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan YeniSöke Gazetesi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Anadolu Ajansı (AA), İhlas Haber Ajansı (İHA), Demirören Haber Ajansı (DHA) tarafından servis edilen tüm haberler YeniSöke Gazetesi editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı YeniSöke Gazetesi değil haberi geçen ajanstır.



Anket Covid-19 döneminde Söke belediyesi hizmetlerinden memnuniyet düzeyiniz nedir.