TEFEKKÜR: 60 Yıl öncesinden bir hikaye

Eskiden Söke gerçekten özlenen, sevilen ve merak edilen bir kasabaydı. Hem çevresindeki köyler tarafından, hem de yurdumuzun birçok yerinden, Söke’ye gelip görmek bir ayrıcalıktı. Taaa Konya’dan, Maraş’tan Söke’ye çalışmaya gelenler oluyordu. Söke’de o zaman meşhur iki fabrika vardı, biri Meyan fabrikası, diğeri de Çimento fabrikasıydı. İşler hepsi bedenen bilek gücüne dayanıyordu. Ama, çalışana her mevsim Söke’de iş vardı. Haftada bir Çarşamba günü Söke’nin pazarı olur, çevre köylerden gelenlerle Söke hareketlenirdi. Pazar yeri olarak şimdiki Belediyenin önün de olan park kullanılırdı. O pazar yerinde belediyenin kapalı bir alanı vardı Zahire Pazarı olarak kullanılıyordu. Halk buraya Belediye Langarı diyordu. Pazar kalabalık olur, bir de; şimdi İstasyon Caddesi diyoruz, o zaman o caddenin adı Uzun Çarşı idi. Esnaf genellikle bu Uzun çarşının ortasındaki yolun sağlı-sollu çevresinde bulunuyordu. Çarşıda motorlu vasıta pek yoktu, otobüs ve taksi çok seyrekti pazara ve çarşıya girmiyordu. Nadiren beylerin traktörlerinden arada bir çarşıdan geçenler oluyordu. O zaman için çarşının vasıtaları eşek, beygir-at, katır ve yine atların çektiği tek arabalar vardı. Köylerden gelenler genellikle bu hayvanlarla gelirler ve Hanlar vardı, hayvanlar bu hanlara emanet edilir, tabi ücretli olarak, vatandaşlar öyle alış verişe çıkarlardı.

İşte o zamanlardan aklımda kalan bir hikaye var, onu anlatmak istiyorum. Köyümüzden şakacılığı ve çenebazlığı ile tanınan bir köylümüz var, adını vermiyeceğim, bu kişi ayni zaman da çok zeki ve kurnaz biri idi. Hiç çaktırmadan gayet samimi ve candan görünerek, daha çok kendisini övüp üstünlük taslayan kişileri makaraya alır, dolmuşa bindirir konuştururdu. Adam bir meseleyi anlatmaya başlayınca ve özellikle de askerlik anıları ile ilgili, yok yahu! Öyle mi oldu? Allah allah, sen bir şey yapmadın mı? Hadi, hadi! Sen hiç dururmusun? Kim bilir adamı ne hale soktun, ama anlatmak istemiyorsun. Böyle, kişinin egosunu okşayarak, ciddi ve içten davranarak adamın yanına daha da sokulmaya çalışarak konuştururdu. Eğer, kişi yalan söylemeye meyyâlse, adamı iyice Tii’ye alıp, içinden çıkılmaz badirelere sürükler, adam da freni boşalmış araba gibi, durmadan anlatır, anlatırdı. Konuşturmaktan yoruldu ve usandı ise, burada dur, gerisini bir başka gün anlatırsın unutma der ve adama sustururdu. Kendi de çok usturuplu yalan söylerdi, cazibesine kapılana da inandırırdı. Çok fıkralar da anlatırdı, biraz doğru ve biraz da yalan katar, doğru gibi satardı!

İşte onlardan bir tanesi, yıllar önce Söke Çarşamba pazarın da yaşanmıştı. Bu köylümüzün iri-yarı katır gibi bir erkek eşeği vardı. Onu iyi de bakıyordu, güzel rafan bir yürüyüşü vardı, çok eşekler onunla yarışamaz, hepsini eker geçer giderdi. Bir gün Söke’ye Çarşamba pazarına gitmek için yola çıkıyor. Bu eşeğin at gibi ağzında gemi vardı, çünkü kolay kolay zaptu-rap altına almak, her babayiğidin kârı değildi. Ama, bizim çenebaz onu idare etmesini biliyor, sırtına binip dizginleri eline aldı mı, çenesi de durmaz konuşa konuşa, bazen bağıra, çığara, küfür ettiği de oluyordu. Lâkin, eşeğini idare eder ve iyi yönetirdi. Eşeği çevresin de gördüğü eşeklere nara atmak sataşmak istediğinde, bizim usta sürücü onun efelenmesine fırsat vermez sustururdu. İşte bu havayla yola beraber çıktıklarından çok önce Söke’ye gelmiş ve Uzun Çarşıda İstasyona doğru gidiyor. Çarşı çok kalabalık, bazen dip-dibe gitmek zorunda olduğundan eşek diğer eşeklerden etkileniyor, delleniyor, usta sürücümüz bir eliyle gemi çekiyor, bir eliyle de kısa kırbaçla boynuna ve başına vuruyor ve istediği gibi yürütmeye çalışıyordu. Bu hemgamede bir ara kalabalıktan sıkışık bir duruma gelen ve bunalan eşek, sahibine doğru dönüp âdeta öfkeyle öyle bir bakıyor ki! Sürücümüz hemen gemi azıya alıp duruyor. Tabi, bütün bunları o anlatıyor biz dinliyoruz ya; o an da soruyoruz, ne oldu ne anladın, neden durdun diyoruz. Şu cevabı veriyor; eşek dönüp bana baktığında dedi ki; benim canımı yakıp zorlayıp durma, bir çifte atar birkaç kişinin canını yakar, sana da bir güzel dayak attırırım dedi. Nasıl anladın dediğimiz de, sizinde böyle bir  eşeğiniz olsa siz de anlarsınız! Her ödülün bir bedeli vardır!.. Anlayana sivrisinek saz, anlamayana davul zurna az demişler.... Evet, şimdi o eşeklerin yerini Demir Eşekler aldı. Yani, yayaların işi her zaman zor. Allah yardımcımız olsun. Esen kalınız.

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Mustafa Uluçay - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak YeniSöke Gazetesi Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan YeniSöke Gazetesi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Anadolu Ajansı (AA), İhlas Haber Ajansı (İHA), Demirören Haber Ajansı (DHA) tarafından servis edilen tüm haberler YeniSöke Gazetesi editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı YeniSöke Gazetesi değil haberi geçen ajanstır.



Anket Covid-19 döneminde Söke belediyesi hizmetlerinden memnuniyet düzeyiniz nedir.