CUMA SOHETİ: İlk 4 halife devrinden özellikler

  Dünya insanlık tarihinde Hz. Muhammed Aleyhisselâm ve Kur’an’la İslâm dîni noktalandı. Bu dönemden sonra yeni bir Peygamber ve yeni bir Kitap/Vahiy gelmedi ve gelmeyecek. Bunun belgesi, resmen yazıya kaydedilmiş elimizdeki Kur’an-ı Kerim ve kabri Medine’de kesin olarak belli olan Peygamber Hz. Muhammed’tir. Bu kesin noktalar istikametinden İslâm Dîninin doğuş yeri Mekke, dünyaya yayılış yeri de Medine’dir. Mekke doğumlu olan Peygamberimiz Hz. Muhammed Kur’an-ı tebliğe Mekke de başladı, Medine de tamamladı ve orada vefat edip orada defnedildi. Vefatına yakın hastalandı ve hastalığı ağırlaşıp mescide namaza gelemez olduğunda Hz. Ebu-Bekir’e namazı kıldırmasını havale edip, birkaç sefer de hastalığın da Hz. Ebu-Bekir’in arkasında namaz kılmıştır. Hastalığı ağırlaştığında yakınındaki ashabı (Müslümanlar) vefat derse bizim hâlimiz ne olur telaşına düşmeye başlamışlar. Vefat edince de hemen harekete geçip, evde Peygamberin naaşını unutmuşlar ve başlarına bir Emir seçmek için Mescit dışında toplanmışlar. Muhacirler bir grup olmuş, Emir’in bizden olması gerekir, Peygamber bizden Kureyşten ve biz ilk müslümanlarız, içimizden bir Emir seçmek bizim hakkımızdır diyorlardı. Ensar da İslâmiyet burada güçlendi ve dünyaya yayılmaya başladı, bu da bizim sayemizde oldu. Biz peygambere ve muhacirlere sahip çıktık güç verdir, Emir bizden olmalı ve biz seçmeliyiz diyorlardı. Sonra bu gruplar bir araya gelip, bir Emir bizden, bir Emir de sizde olsun tartışmaları yapılırken, Hz. Ömer, Hz. Ebu-Bekiri’n Hz. Peygamberle olan yakınlığını ve ona namazı kıldırmasını havale edip arkasında kendisinin de kılmasını hatırlatmış. Elini Hz. Ebu-Bekir’e uzatıp ben biat edip Emirliğini kabul ediyorum deyince, çevrede kimse itiraz etmemiş ve orada Hz. Ebu-Bekir’in Emirliği onaylanıp, müslümanların Halifesi seçilmiştir.  

  Bu olayların yaşandığı o noktada bazı enteresanlıklar olmuştur. Meselâ, Halife seçme telâşı ve heyecanıyla Hz. Peygamberin naaşının defnedilmesi unutulmuş bir rivayete göre üç gün beklemiş. Emirlik tartışmaların da, Kur’an-ı Kerim hiç gündeme gelmemiş. Emir olacak olanlarda aranılan vasıflar söz konusu olmamış. Kabilecilik öne çıkarılmış, tartışılmış ve Peygamberimizin de mensup olduğu Kureyş Kabilesi’nden Emir’in/Halife’nin seçilmesi kararlaştırılmış. Kur’anda böyle bir kural olmayıp, topluma önder olacak olanların liyakatli, ehliyetli ve adaletli olması gündeme gelmesi gerekirken bu konu hiç konuşulmamıştır. Ancak, kabilecilik bütün bu ifade edilenlerin önüne geçmiştir. Dolayısıyla bu teamül kurallaşmış ve Hilafet, Yavuz Sultan Selim’le Türklerin eline geçesiye kadar öyle devam etmiştir. Böylece hilâfeti kendilerine mâl eden Kureyş Kabilesi’nden Emevi Hanedanı, ideolojiik hadisçilikte sağladıkları başarıyla, Kur’an-ın, aklın ve çok sesliliğin sahneden çekilmesini başarmışlardır. Arapların yaptığı bu kendilerinin dinde üstünlük sahipliliğini diğer milletler de kabul edip uygulamışlar. Dünyada Arap kültürü taklitçiliği gerçek dindarlık anlayışına büründürülmüştür. 

Kureyş Kabilesi’nden Emevi Hanedanı’nın bir üyesi olan üçüncü Halife Hz. Osman döneminde kabilecilik hortlamış, savaşlarda alınan ganimetler ikinci sırayı alırken, Âkide konusunda da İslâm öncesi cehalet yeniden gündeme gelmiş. Bu üç konudaki sapmalar önlenememiş ve Hz. Osman’ın katledilmesine sebep olmuştur. Mekke’nin Fetihten önceki Lideri Ebu Süfyan’ın oğlu Muaviye ben de Halife olabilirim, ben de Kureyş’tenim deyince, diğer bir grup, hayır, hak Hz. Peygamberin Damadı Hz. Ali’nindir dediler. Bu sefer bir Hakem Heyeti oluşturup, Halife seçimini bu heyete bıraktılar. Bu heyetin içinde siyasette çok yetenekli olan ve Muaviye tarafına meyli olan Amribni As bir takım entrikalar yoluyla Muaviye’nin Halife seçilmesini sağlıyor. Ama, bazı olaylar nedeniyle birlik beraberlik, istikrar ve sükûnet temin edilemiyor, savaş çıkıyor. O, “Benim ashabım gökteki yıldızlar gibidir, hangisine uyarsanız kurtulursunuz” sözünü Hz. Peygambere atfedenler, hatta bir adım daha ileri atıp Cennetle müjdelendiğini iddia ettikleri kişilerin ayrılıkçılıkta başı çektiğini ve gruplaşarak birbirini katlettiklerini bu savaşlarda gördükleri halde, neden bu kutsanmışlığa özendiklerini anlamayı insanın aklı almıyor. Muaviye’nin başını çektiği Sıffin savaşı, Kur’an sayfalarını mızrakların ucuna takıpta karşı tarafa saldırmaları, bu durumu görüpte Hz. Ali’ye karşı cephe oluşturan Hz. Aişe Validemiz ve birçok sahabe gruplara ayrılıp savaşmaları ibretlik olaylardır. Evet, bütün bunlar insanın nisyandan mamûl bir yaratık olduğunu ve bu dünyaya imtihan için getirildiklerini hesaba katmamaktan meydana gelmiştir. Bu iki noktanın çok iyi düşünülmesinin tavsiyesini yaparken, herkese adil olmalarını ve hakkaniyetten ayrımamalarını hatırlatır, esenlikler diliyorum.

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Mustafa Uluçay - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak YeniSöke Gazetesi Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan YeniSöke Gazetesi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Anadolu Ajansı (AA), İhlas Haber Ajansı (İHA), Demirören Haber Ajansı (DHA) tarafından servis edilen tüm haberler YeniSöke Gazetesi editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı YeniSöke Gazetesi değil haberi geçen ajanstır.



Anket Covid-19 döneminde Söke belediyesi hizmetlerinden memnuniyet düzeyiniz nedir.