TEFEKKÜR: GÜÇ KİMDE?..

      Madde ve mana, iki müthiş varlık, bir göze diğer söze etki eder. Birini, diğerinden basit ve aşağı düşünemezsin. İkisi de korkutucu, düşündürücü ve insanı meşgul edici varlıklar. Birini görüyorsun azametinden irkiliyor korkuyorsun, diğerini görmüyor ama etkisinden korkuyorsun. İkisinin ayrı ayrı güçleri mi var, yoksa ikisinden meydana gelen bir güç mü var;  veya ikisine de hükmeden, ama ikisiyle de ilişkili ve bu ilişkiden doğan bir güç mü var, bunları yöneten?  İnsanlar bunların hangisine takılıyor, maddeye mi, manaya mı veya bu madde-mana ilişkisinden doğan güce mi? Hepsini bir noktada odaklayan bir iradeye mi? Burada durmak, düşünmek, insan olmanın idrakine varmak için önemli. Kendisi maddi bir varlık, bunu görüyor, biliyor ve bir insan olduğunu anlayıp idrak ediyor. Lâkin, bu anlayışını, idrakini insana ben dedirten nedir? Böyle bir his, ilham, fark ve kuşkuyla karışık merak, nerden, nasıl doğuyor? Bunları insan, başkalarından duyup öğrenmekle kalmamalı, okumalı, düşünmeli, araştırmalı ve ne bilgi elde etti ise, insanlarla bildiklerini tartışmalı ve oradan öğrendiklerini bir daha düşünmeli ve hedeflediğine yönelmeli. Kendisinin maddesi ile manasının odaklaştığı nokta nedir, vücudunun neresindedir ve bunun tespiti mümkünmüdür? Bu konuda insanın iki noktası vardır, baş ve gövde, hayatta kalmak ve yaşamak bunların ikisinin birlikteliği ile mümkündür. Yani, başsız gövde yaşayamaz, gövdesiz başta yaşayamaz.

Kültürümüz de kesikbaş hikayeleri vardır, bazı dergâhlar da gerçek gibi anlatılır. Bazı hafif meşrep insanlardan bunlara inananlar olur, hatta bu minvalde kesikbaş türbeleri vardır ziyaret edilir. Hikâye, masal ve hurafe deyip geçiştirmek kolay, ama düşünmek gerekmez mi, neden “Kesik baş, başsız beden değil?” Hikâyenin kahramanı veya evliyası kesik baş oluyor da, başsız beden olmuyor? Oysa bedende de kâlp var “Akleden kalp” kafadaki aklın, bedendeki kâlple ilişkisi söz konusu! Beyinle ilgili, mâna âleminde bahis yok, akıl başta deniyor, başta olan akıl, kâlple ilişkilendiriliyor, ama bu âlemde beynin yeri yok. Başta olan aklın yeri neresi? Evet, düşüncenin merkezi aklın olduğu yer baş mıdır? Yoksa, kâlbin olduğu yer beden midir? Ne orası, ne burası, ikisinin ortası mıdır? O zaman da orası, neresidir demek hakkımız değilmidir? Ne enteresan değil mi? Dünyada bir kısım insanlar beynin etrafında kümelenmiş, maddi yönde muhteşem maddi ilerlemeler keşfetmiş. Bir kısım insanlar da manevi yönde kâlbin etrafın da kümelenmiş, ama insanları mâna âleminde haberleşecek keşifler yapamamışlar. Kendi alanlarında ve aralarında böyle iddiaları olmuş ama bu iddialarını insanlığa mâl edememişler. Demek ki bir eksiklik var; Kesikbaş hikâyelerinin akıl merkezli, beyin indeksli yazılımına yönelip şifreyi çözememişler, aslında oraya yönelmemişler.

    Artık, akıl, bilim, kuşku, merak geldi o noktaya mı dayandı, kuantum fiziği, metafiziğe  el mi attı. Çünkü, bilimsel manada bir takım kanallar tıkandı. Yaratılan ilk hücre dişimiydi, erkekmiydi tartışılmaya başlandı. Âdeme bakarsak, mevcut ilâhiyat kültürüyle insanın yaratılışı Âdemle başladı. Kur’an-a bakarsak ve Meryem’i örnek alırsak, çünkü Yüce Allah İsa’yı, Âdem’le kıyaslıyor ve bilimsel düşüncede onu söylüyor. İnsanın ilk yaratılış hücresi dişiydi diyor. Artık akleden kâlp, gündeme oturma zamanının yaklaştığını düşünebiliriz diye düşünüyorum. İnsanın toprak indeksli atom çekirdeği, Kıyamet gününün ıspatlı kanıtı olması araştırması da uzak olmasa gerektir. Hiç düşündünüz mü milâdi 800’ncü yıldan 1200’ncü yıla kadar geçen zamanda İslâm Âleminin ilim, bilim, fen, felsefe ve sanat çalkantılarını? Ben, sadece tarikatte bir noktaya işaret etmek istiyorum. Dikkat ederseniz tarikatın doğuşunda, tek noktadan iki kol temayüz ediyor. Biri, haktan alıp, halka verdiğini sembolize eden ritüeliyle meşhur olurken, diğeri halktan alıp, halka veren sanatıyla meşhur olamıyor! Haktan, halka geleni, halkla paylaşmak, sanatı topluma yaygınlaştırmakla olur. Çünkü, sanat; hayatı yaşanabilir kılan ve insanileştiren, Âdemi adam ve insan-ı Kâmil yapabilen bir haslettir.* Bu hasleti Ahi Teşkilâtlarında Fütüvvetname’leriyle kurup yöneten Ahi Evren (Nasrattin Hoca) dir. Nasıl bilirsiniz? Cevabını araştırıp bulma kaydı ile, şimdilik hoşça kalın.

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Mustafa Uluçay - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak YeniSöke Gazetesi Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan YeniSöke Gazetesi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Anadolu Ajansı (AA), İhlas Haber Ajansı (İHA), Demirören Haber Ajansı (DHA) tarafından servis edilen tüm haberler YeniSöke Gazetesi editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı YeniSöke Gazetesi değil haberi geçen ajanstır.



Anket Covid-19 döneminde Söke belediyesi hizmetlerinden memnuniyet düzeyiniz nedir.