CUMA SOHETİ: Merak ediyorum ve düşünüyorum

Elli yıldır okuyorum, belki binlece kitap okumuşumdur. Okuduklarım hakkında düşündüğüm de olmuştur. Ancak, okuduğum kadar veya okuduğum gibi düşünmediğimi daha yeni anlamaya başladım. Çünkü, benim okumam sistemli, planlı ve programlı değildi. Bu okumaya bir tahsil ve tedrisat denemez. Bulduğumu okudum, ne buldumsa, gücüm yetip para verip ne aldımsa, dostlarımdan ve arkadaşlarımdan emanet aldıklarım da dahil hep okudum ve hâlen okumaya bıkmadım devam ediyorum. Okumadan yapamıyorum, haliyle en çokta dini ve tarihi kitaplar okudum. Diğer alanlarda felsefi, fizik, kimya, biyoloji, ekonomi, astronomi, psikoloji, sosyoloji, siyasi gibi bilimsel manada birçok okuduğum kitap oldu. Elbette bunlardan tahsil görenler ve ihtisas yapanlar gibi anladığımı, istifade ettiğimi ve yararlandığımı söleyemem. Bir de eksik kalmasın onları da ifade edeyim, çokta hikâye ve roman da okudum. Bu okuduklarımdan notlar alıp dosyaladıklarım oldu. 30-35 yıldır da yazıyorum, dergi ve gazetelerde makaleler yazdım, iki de kitabım yayınlandı. İyi, güzel de bütün bunları ne diye sayıp döktüm? Bazı nedenlerim var, onları dile getirmek için. Çünkü, onlar benim 30-35 yıldır yerimde saymama sebep olmuşlardır. O nedenle, onlara dikkat çekmek ve okurlarıma, okuduklarına takılıp kalmamak, düşünmek ve ufuk açmaktır. Amacım bu, umarım o ifade edip dile getirecek olduklarım, okuyacak, düşünecek ve yazacak olanlara faydası olur.   

Evet, biliyorsunuz dinimizin ilk emri Oku. Bu nedenle önce okumak, okul ve tahsil mutlaka, ama yetmez, mesleği, sanatı ve bilimsel branjı için öncelikli ve muhtevalı okumak. Yüzlerce lira verip alınan cep telefonu ve internet daha çok okumaya yönelik kullanılmalı. Kişi, okuyup öğrendikleriyle ilgili düşünmeli, dost ve arkadaşlarıyla okuduklarını paylaşmalı ve bir sohbet havasında tartışmalıdır. Sonra da oluşturulan fikir, düşünce veya kanaat bir tarafa not edilmeli ve böyle bir dosya tutulmalıdır. Bu yolda kişi öğrendikleriyle edindiği fikrin kölesi olmamalı, efendisi olmalı ve fikrini kendisi yönetmelidir. Böyle olursa fikirlerden ürünler üretilir, üretilenler gelişir ve önü açık olur. Şunu da bir tarafa kaydedip unutmamak lâzım. İlimlerde değişim ve dönüşüm olmaz, gelişim olur ve bilimsel yöne geçişler olur ve o alanda değişim ve dönüşümler yaşanır. Yani, ilimde hayaller kurar, teoriler üretir, bilimde gelişmelere kaynaklık edebilirsiniz. Çünkü, muhayyilenin ve tefekkürün önüne set koymaya çalışmak değil, insanlığa faydası olacak çığırlar açmak yolunda olabilirsiniz. Unutmayın, biz bu alanda gereksiz, günah ve küfür engelleriyle karşılaştık. Bunları aşmakta ve önümüzdeki karartılan ufku açmakta çok zorlandık ve vakit kaybettik.  girilmemesi için bize sıkı sıkı tembihler edildi. Özellikle, dinin  gaybla ilgili konularında şüphe ve tereddütleri giderici aklı tatmin ve kâlbi mutmain etme noktasında günah ve küfür dayatmalarıyla önümüz kesildi.Lâkin tasavvuf ve tarikat yoluyla aklın ötesine geçildiği iddiası, saf zihinlere “Vardır bir hikmet!” müphemiyetiyle monte edildi. Bu yolda,*biz kitabın ayetleri Mevla kitaptır. Ruhun ruhuna karışmış, içkinin suya karıştığı gibi. O seven ben, o sevilen de benim. Bir bedene girmiş iki ruh gibiyiz* diyenlerin bu ifadeler kutsandı, kabullenildi ve korundu!  Sonuç; batılın teknik tasviriyle saf zihinler ifsat edildi.

Düşünebiliyor musunuz?İslâm dini, akıl dinidir diyeceksiniz, adama dinin iman esaslaryla ilgili öldükten sonra dirilmeyi anlatacasınız, adam benim aklım almadı diyecek, siz, vay kâfir vay diyeceksiniz. Kusura bakma kardeş, ben size anlatamadım demiyeceksiniz ve gereksiz tartışmalara gireceksiniz. Bunun sebebi nedir biliyor musunuz? Din adına dinin önünü tıkamak. Nasıl mı? Dini kitaplarda ve özellikle İlmihâl’lerde okudum, içtihat kapısı kapanmıştır, artık dini konularla ilgili bütün problem  ve meseleler Ulema tarafından açıklığa kavuşturulup, müeyyideleştirilmiştir. Artık bize bu müeyyidelere uymak ve uygulamak kalıyor. Tartışmaya, yeni düşünceler, yeni içtihat ve yorumlar üretmeye gerek yoktur. Bu, hangi İlmihâl de yazıyor diye araştımaya bile gerek yok düşüncesindeyim. Çünkü, din  adına verilen fetvaları okumak sanırım yeterlidir. Yukarı da ifade ettim, o nedenlerle haklıdırlar. Ancak, Kur’an böyle demiyor, akletmeyi, düşünmeyi ve araştırmayı bütün zamanlara şamil kılıyor. Yüce Allah, kendi hükmünün ve kararının üstünde bir karar ve hüküm tanımıyor. Hükmünün ve kararalarının da Kıyamete kadar baki olduğunu söylüyor. İşte, Kur’an-ın bu gerçekleriyle ufkum aydınlandı ve o beşeri dayatmalardan kurtuldum. Dolayısıyla, tarihi konuda da tarafsızlıktan ve şeffaflıktan uzak değerlendirmeler karşısında, akleden kalbimin idrakıyla sıyrıldım. Rivayete dayanan her şeyin, eleştirel akıl süzgecinden geçirilmesinin gerekliliğini idrak ettim ve artık o gözle değerlendiriyorum. Herkese esenlikler dileğiyle hoşa  kalınız efendim.     

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Mustafa Uluçay - Mesaj Gönder

# para

göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak YeniSöke Gazetesi Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan YeniSöke Gazetesi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Anadolu Ajansı (AA), İhlas Haber Ajansı (İHA), Demirören Haber Ajansı (DHA) tarafından servis edilen tüm haberler YeniSöke Gazetesi editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı YeniSöke Gazetesi değil haberi geçen ajanstır.



Anket Covid-19 döneminde Söke belediyesi hizmetlerinden memnuniyet düzeyiniz nedir.