TEFEKKÜR : Düşünmek ve düşündürmek

        Bugün 2021 yılının 2. günüdür. Dışarıda çok güzel bir hava var. Gökyüzü maviliğiyle insanın gözlerini kamaştırıyor. Güneş olanca parlaklığı ile insanın içini açıyor ve ısıtıyor. Alınan nefesler de ciğerlere bayram havası veriyor, gönüller ferahlıyor ve ruhlar dinleniyor. Ne mutlu bir gün, bu havadan sağlıklı bir kişinin aldığı haz ve ihtizâz ayrı bir zevk ve neşe verir insana. Ayrıca, bir takım rahatsızlıkları olan kişilerin de acılarını unutturur, gönlünü ve gözünü açan, bu havanın berraklığı ve temizliği daha hoş ve daha duygusal bir huzur da  o insanlara verdiğine inanıyorum. Tabi, kişinin hastalığının durumuna göre yarıyarıya azaltır veya kısa bir süreliğine olsun unutturur diye de düşünüyorum. Böyle bir durumu yaşadığım için biliyorum. Çünkü, güzellik nerede ve neyde olursa olsun, güzelliktir, insana huzur, neşe ve sürur verir. Neyse, sadete gelelim, kış günlerinin açık, berrak, güneşli ve temiz havası pek uzun ömürlü olmaz. Ama böyle de olsa bu fırsatı kaçırmamak, bu havalardan yararlanmak lâzım, bu güzel bir mutluluktur. Aslında bütün hayat böyle değil mi? Bazen pür neşe içinde gülüş, cümbüş yaşarken dışarıdan bir acı haber, içeriden bir kâlp spazmı veya bir diş ağrısı, o ap-aydınlık dünyamızı, zindana çevirmiyor mu? Bazen de bir meseleden ötürü müthiş bir sıkıntı ve gerginlik içerisindesiniz, adeta göçme tehlikesi olan bir köprünün üstünden karşıya geçmektesiniz, köprünün altından gürül gürül dehşetli bir nehir akmakta, köprüden son adımızı dışa attınız, kendinizi nasıl hissedersiniz? Sizi durmadan germekte ve huzursuz etmekte olan bir mesele içinde iken, nur topu gibi bir oğlunuz oldu müjdesini aldığınız da ne olur? O gerginlik, o huzursuzluk ve o sıkıntı bir anda gider ve yerini neşe ve sevince bırakır. Hayat, bunlara yakın, benzeri ve aynileriyle bezenmiş bir yaşam serüveni değil midir?

     Evet, odamın penceresinden havanın o güzelliğini seyredip satırlara aktarırken, gökyüzünde önce beyaz ince bulutlar peydah olmaya başladı. Yavaş yavaş o ince beyaz bulutlar kalınlaşmaya ve güneşin parlak yamsımasını gölgelemeye ve o bulutlar hafif hafif kararmaya başlarken o hâlde iken esen rüzgar da sertleşmeye başladı. Karşımda beton duvarın üstünde sarı tekir bir kedi var, yüzü bana doğru bakıyor gibi, ama dikkat ettim ayakları üzerine yatmış başını ön ayaklarının üstüne koymuş uyuyor, bana bakmıyor. O anda, üçtane serçe, kedinin üzerinden cıvıldaşarak uçtular gittiler. Onların sesinden uyanan kedi, önce bana bir baktı, tam karşısındayım ya, gözünü açar-açmaz beni gördüya, hiç hoş bakmadı. Lâkin, kapalı yerde olduğumdan olsa gerek hiç telâşlanmadı. Onu uyandıranın ben olmadığımı anladı ve hiç istifini bozmadı. Zaten serçeler de çoktaan uçup gittiler. Kedi yine son bir sefer bana baktıktan sonra, sağına soluna da bir göz gezdirdi ve yine son bir nazar bana atfetti ve eski uykusuna daldı. Bu arada havada bulutlarda yoğunlaşmaya doğru gidiyor ve yağmura yönelmiş gibi görünüyordu. Bende, yağmurun, havanın ve bütün her şeyin güzelliklerinin sahibi ve hakimi olan Yüce Allah’a hamdettim. Cânı gönülden ihlâsla  Rabbimden hayırlar ve bol bereketli afatsız yağmurlar dileyerek gökyüzünü seyri temaşaya devam ettim.

      Biz, sokak köpekleri ve sokak kedileriyle meşhur bir ülkeyiz. Avrupa’dan gelen turistler bizim sokak kedilerimize hayranlar. Çok seviyorlar, nedendir bilmiyorum, ama ben onların bu alâkadarlıklarının samimiyetine inanamıyorum. Ne olur beni mazur görsünler, çünkü onların tarihten gelen biz Türk milletine karşı birçok kayıtlara düşmüş tavırları var, o nedenle bana o güveni vermiyorlar. Ha, yanlış anlaşılmasın onların ülkemizi ziyaret etmeleri hoşuma gidiyor memnunum ve rahatsız olmuyorum. Dedim ya bize ve bize ait bir takım özelliklere karşı gösterdikler çok yakın alâka bana pek içten ve samimi gelmiyor. Neyse konumuz o değil geçiyorum. Kediden söz açılmışken, geçen haftalarda iki kedi ile ilgili iki ayrı günde yaşadığım bir enteresanlık var, onları anlatıp yazıma son vermek istiyorum. Malûm, korona virüs dolayısıyla pek  dışarı sokağa, çarşıya çıkamıyoruz ve evde oturuyoruz. İşte öyle birgün dairemizin merdiven boşluğuna açılan kapının dibinde bir kedi ardarda miyavlayıp duruyor. Kapıyı açtım ayaklarımın dibinde bitti, bana bakıp miyavlamalarını sıklaştırarak sürdürdü. Aç olduğunu düşündüm ve bir parça ekmeği yemeğin suyuna bandırdım ve kapının yanına bir gazete kâğıdının üstüne koydum, kedi hemen yemeğe koyuldu. Bende kapıyı kapayıp odama girdim. Bir daha ses-seda çıkmadı, gittim kapıyı açıp baktım, kedi yok, gitmiş. İkinci kedi ile ilgili olayı da inşallah haftaya anlatırız. Esenlikler dileğiyle hoşça kalınız.

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Mustafa Uluçay - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak YeniSöke Gazetesi Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan YeniSöke Gazetesi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Anadolu Ajansı (AA), İhlas Haber Ajansı (İHA), Demirören Haber Ajansı (DHA) tarafından servis edilen tüm haberler YeniSöke Gazetesi editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı YeniSöke Gazetesi değil haberi geçen ajanstır.



Anket Covid-19 döneminde Söke belediyesi hizmetlerinden memnuniyet düzeyiniz nedir.