TEFEKKÜR:Karanlıkta kopan fırtınalar

Karanlık, insanın sadece uyumak için sevdiği bir şey. Sanırım bu devrin insanı, karanlığı uyurken bile sevmiyor. Gece lambası diye icat olmuş bir kör ışık mı desem, bulanık bir ışık mı desem bilmiyorum. Bulunduğun yeri ne kadar aydınlatıyor ve ne de zından karanlık yapıyor ayrı mesele. Ama, zamanımız insanı çocukluktan buna alıştırıldığından bu ışıksız uyuyamıyor. Demek ki, zamanımızda hiçbir hâlûkârda, hiçbir tonda artık karanlık sevilmiyor. O kadar da değil! Karanlığı sevenler de var, diyenleri duyar gibi oluyorum. Doğru, haksız da değiller, elbette karanlığı sevenler var. Lâkin bu zamanda, samimi ve dürüstçe karanlığı sevenler çok azınlıkta olsa gerek. Amma, karanlığı seven karanlık insanlar, çoğunlukta olduğu da bir gerçektir. Dünya bu, yaratılmış bir şey varsa, elbette onu sevenler ve sevmeyenler olacaktır. Karanlık işlerin peşinde olanlar, elbette karanlığı sevecektir. Kişinin içinin, vicdanının karanlığı, karanlığa ilgi duyar. Bunlar karanlıkta aydınlanmak, vicdanıyla aklanmak, nurlanmak istemezler. Bunların öyle bir düşünceleri yok, inançları o karanlığı bir nimet bilip, Rablerine yönelsinler. Çünkü onların niyetleri başka, ümitleri başka, hesapları başkadır. Oysa, karanlıklar da birer nimettir, insanı kendine döndürür, görünmeyenleri gönül ve akıl gözüne gördürür. Karanlıklarda birçok şey açık olur ve net görünür insana. Aldatmak ve kandırmanın kapıları, bazı insanların vicdanlarına karanlıkta açılır, bütün gizlilikler ayan olur, o görmeyen gözlere, hissetmeyen gönüllere. İbreti âlem için! Karanlıkta düşünmek bile bir başkadır anlayana, karanlıkta kalanların içinde kopan fırtınaları hissetmek, karanlıktan korkanlarla, karanlıktan ürkenleri, karanlığa bakışlarından anlarsınız. Ama, ne yazık ki, karanlığa bakan o gözleri göremezsiniz. Çünkü, karanlık, sizin de karanlığınız, görmeniz mümkün değil.

Karanlıkta görenler yok mu? Var elbette, mana gözüyle demiyorum, o ayrı mesele, madde gözüyle diyorum. Hayvanlar var karanlıkta görenler, börtü-böcekten, sinek ve kelebekten, evcil ve vahşi hayvanına kadar. Meselâ, sivrisineğin haricinde diğer sinekler, karanlıkta uçmazlar. Ama, sivrisinek karanlıkta en iyi uçan ve istediği yere konan bir mahlûk. Demek ki, bazı mahlûklar için gece karanlığı bir nimettir onlara. Birde kabir karanlığından bahsediyorlar, ben inanmıyorum insanın böyle bir karanlıkla karşı karşıya kalacağına. Ruh, bedenden uçmuştur, ruhsuz bir beden toprağa karışacak, ruh ya göklere çıkıp Mevlâsına kavuşucak veya yerle, gök arasında kalacak. Neyse, o mesele ayrı bir konu, ona girmeyelim. Şimdi onu başka bir zamana erteleyelim.

Karanlıkta kendimizi irdeyelim, sorgulayalım, gecenin sessizliğinde, ıssızlığında ve kendi-kendimizin yanlızlığında içimizde kopan hissi ve fikri fırtınaların, tayfunların, kasırgaların ve bizi alıp ne girdaplara ve ne labirentlere girdirip çıkaran hortumlara bakalım. Herhangi birinin kalp atışlarımızı nasıl hızlandırdığını, bize ne sıkıntılı anlar yaşattığını ve duruma göre, kalbimizden ılık bir akımın bütün vücut damarlarımıza nasıl dağıldığını ve beynimize hücum ettiğinde, kulaklarımızın nasıl uğuldadığını, soğuk veya sıcak terlerin vucudumuzdan boşandığını, beynimizin ruh gücüyle verdiği komutla harekete geçen sinir uçları alârm zilleriyle bütün bedenimizin zangır zangır nasıl sakradığın da yaşadığımız zamanları hatırlayalım.

Her şeyin zıddı ile bilindiği dünyada, karanlığın zıddı da aydınlıktır. Lâkin, karanlığın maddi olduğu gibi bir de manevi tarafı var. Örneğin, insanın içinin kararması, aklın, hafızanın, zihnin, düşüncenin ve fikri muhteviyatının kararması. Bu karanlığında iki türlü aydınlığı vardır, bir bilimsel aydınlık, iki manevi ruhsal aydınlık. Yine bunların biri ışık, diğeri de nurla  aydınlanmak. Kalbi kararmış, ruhu bunalmış, gönül gözü görmeyen insanlar, bakar körler, ufku karanlık, yolu bulanık, basireti bağlanmış, gerçekleri göremeyenlerdir. Dünyanın karanlığından, ukbanın aydınlığına çıkamayanlar, maddenin katılığında kalıp, mananın şeffaflığını keşfedemeyenler.  Bu, hâllerinin kahramanlığı ile öğünenler, mananın aydınlığında mutlu olanları idrak edemeyip, inkâra sapanlar, musalla taşında veya kabrin başında uyananlar. Daha açıkçası kişi, beden kafesinde belirli bir mesafede çevresini seyrederken, ruh bu kafesten ayrılınca, izafi karanlıkla gerçek karanlığın aydınlığını öğrendiğinde uyananların uyanışı başkadır. Gözün görme sınırının ötesinde yaşayan karanlık sorunu olmayan ve aydınlıktan başka bir şey tanımayan, varlıklardan yararlanan insanoğlu, benlik idrakinin beyin gücüyle çıktığı ruhsal yolculuğun kâinat seyahatinin neresinde olduğunu tam bilmeden ecel kazasının, kader noktasında kendisini buluyor. Bütün karanlıklar kalkmış, her taraf, her şey, gizli, saklı ne varsa hepsi aydınlanmış, nur, karanlığa galip gelmiş, mü’min, müşrik ve kâfir ap-açık belli olmuş, herkes lâyığını bulmuş. Karanlıkta kopan fırtınaların, aydınlığın ihtişamıyla duracağı güne, iman nuruyla Merhaba deme ümidiyle herkese esenlikler diliyorum.  

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Mustafa Uluçay - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak YeniSöke Gazetesi Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan YeniSöke Gazetesi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Anadolu Ajansı (AA), İhlas Haber Ajansı (İHA), Demirören Haber Ajansı (DHA) tarafından servis edilen tüm haberler YeniSöke Gazetesi editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı YeniSöke Gazetesi değil haberi geçen ajanstır.



Anket Covid-19 döneminde Söke belediyesi hizmetlerinden memnuniyet düzeyiniz nedir.