Yağdır Mevlam Su

Merak ettiğim için ve bilmediğim için soruyorum. Dünyada mevsimlerin değiştiğinden, kuraklık tehlikesinin arttığından, yeraltı sularının çekildiğinden, kutuplardaki buzların eridiğinden, eskisi gibi yağışların olmadığından, mevcut suların kirlendiğinden, göllerin ve su kaydaklarının kuruduğundan ve ilerde su sıkıntısı yaşanacağından dem vuruluyor. Ben de, bilgisizliğimden ve tabi cahilliğimden soruyorum; bu sular nereye gidiyor? Denizlerde oluşan hortumlar, göllerde buharlaşan sular, göğe çıkıyor diyorlar, yağmur, kar ve dolu olarak, gerisin-geri dünyaya iniyor. Bu sular, dünyada mı kayboluyorlar, yoksa gökte mi kaybolup, yeryüzüne hepsi dönmüyor? Gökyüzünde kaybolanlar nereye gidiyor, başka gezegenler mi, galaksilere mi? Bir zamanlar denizler yeryüzünde daha çok yer kapladığından ve sonra çekildiğinden bahsediliyor. Nereye gitti bu sular? Hani fiziki bir kanun vardı, var olan yok olmaz, yok olan da var olmaz. O nedenle merak ediyorum. Nasıl oluyor da bizim suyumuz günden güne azalıyor ve bitme noktasına doğru gidiyor? Var olan suyumuz bizim nasıl yok oluyor? Nerde o var olan yok olmazdı fiziki kanun? Suyu idareli kullanın, çeşmelerinizi boşa akıtmayın, sularınızı israf etmeyin diyorsunuz. Doğru söylüyorsunuz, dinimizde israf haram, her şeyi hesaplı ve ölçülü yapmak ve kullanmak lâzım. Eskiler derdi, ben anamdan duyardım, oğlum her şeyi hesaplı yap, yılan bile toprağı hesaplı yer derdi. Yılan toprak yermi bilmiyorum ama, büyüklerimiz bize böyle tembih ederlerdi.

          Dünyanın dörtte üçü ve insanın bedeninin de dörtte üçü su diyorlar. En azından dünyanın görünen hâliyle dörtte üçü deniz, içmeye müsait değil, temizlik için de öyle kullanmaya pek müsait değil. Ama, arıtıldıktan sonra içmekte kullanmakta mümkün. Diyelim ki, yeryüzünde göller, nehirler, kaynaklar kurudu ve gökten yağışlar da kesildi, yaşam mümkün mü, hayat devam edermi? Deniz suyunun arıtımıyla dünyada yaşam sürüp gidermi? Teknoloji şimdikinin kaç katı bir gelişmişlik göstermesi lâzım ki dünyada bu hayat devam etsin? Evet, düşünüyorum ve merak ediyorum, bu işlerin uzmanı ve bilimsel akademisyeni olmadığım hâlde. Merak işte; kıt kanaat bilgimle böyle tefekkür yolculuğuna çıkıyorum. Bir sürü hayâller kuruyorum, kendimce teoriler üretmeye çalışıyorum. Bir sanatçı TRT Müzik’te *Yağdır Mevlâm su* diyor. Mescitte mü’min, Allah’ım bereketli bol bol yağmurlar ver duası yapıyor. Sosyal medyada bilimsel manada bir Akademisyen dünyanın ısındığından ve ısınmaya devam ettiğinden söz ediyor. Bunları dinleyen bazı vatandaşlar da, hadi canım sende, Allah’ın suyumu biter deyip lavobada dişlerini fırçalarken musluğu sonuna kadar açmış, su şarıl şarıl boşa akıp gidiyor. Sanki kinayesine yapıyormuş gibi! Suyun önemine dikkat çekenler bir damla su, bir kilovat enerji diyorlar. Suyun ehemmiyeti, gerekliliği ve özelliği o kadar çok duruluyor ki, insanın ilki de bir damla su, birçok canlı yaratık öyle.

Hatta, hayat da suyla başladı, güneşten oluşan sistem, güneşte bir mayi olduğuna göre, ondan ayrılan gezegenler ve dünyamızın da ilk hâli de su olmuş oluyor. Sonuç, bütün yaratıkların ilk oluşumunun su olduğu noktası tezahür ediyor.  Hayatın suyla başladığı ve suyun olmadığı yerde hayatın da olmayacağı bilimsel bir gerçektir diyorlar. Anlaşılan o ki, suya vereceğimiz önem ve değer tartışılamaz. Suyu hayatımızdan çıkarmak imkânsız. Dünya dengesini, belki güneş sisteminin varlığını bile su sağlıyor. O zaman, suyun sistemimizden çekilmesi, son saatin gelmesi ve sistemimizin çökmesi demektir. İnsan bu dünyanın halifesi, su da dünya ile irtibatlı sistemin dengesini oluşturan bir maddesi. Hepsi insanın hizmetine ve istifadesine verilmiş, dengeyi korusun, doğaya zarar verip hem kendisinin, hem dünyasının ve hem de sisteminin sonunu getirmesin. Şimdi, gezegenimiz dünyanın ısınması, suyumuzun kıtlığa doğru gitmesi konusunda konuşanlar ve bir takım karamsar tablolar çizenler ve tehlikeli teoriler üretenleri anladık bu gidiş teklikeli. O zaman, bu gidişe dur diyecek, bu teoremleri çözecek matematikçiler, biyoloji, fizik ve astro fizikçiler hani onlar nerde, neden çare üretemiyorlar mı? Metafiziğe burun kıvıranlar, kuantum fiziğine uzak duranlar sadece gelmekte olan tehlikeye işaret etmekle mi yetiniyorlar. Yağmur duasına çıkanlarla dalga geçmek kolay. Ama, pisem pisem, ağır ağır yağıpta toprağa işleyen yağmurlara hasretiz, ne yapalım? Artık, her yağmurlu hava raporunda tehlikeli sağnak yağışlardan söz ediliyor ve genellikle de edilen sözler doğru çıkıyor. Su baskınlarını ve sel felâketlerini önceden haber alıyoruz, ama önleyici hiçbir tedbir üretemiyoruz. Bu durumun bir diğer yönü de, o kadar çok yağan yağmurdan da gerektiği gibi istifade de edemiyoruz. O şiddette yağan yağmurlar bir saat içinde gidip denize dökülüyor. Yani, bilimsel tariften anladığıma göre, su denizden gelip yine denize gidiyor. Ne dersiniz; yanlış mı düşünüyorum?

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Mustafa Uluçay - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak YeniSöke Gazetesi Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan YeniSöke Gazetesi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Anadolu Ajansı (AA), İhlas Haber Ajansı (İHA), Demirören Haber Ajansı (DHA) tarafından servis edilen tüm haberler YeniSöke Gazetesi editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı YeniSöke Gazetesi değil haberi geçen ajanstır.



Anket Covid-19 döneminde Söke belediyesi hizmetlerinden memnuniyet düzeyiniz nedir.