Cuma Sohbeti: Örümcek evi ibretlik örneği

İnsanlık dünya hayatına dinle başlamış ve dinle devam etmektedir. Ancak, dini ibadetten ibaret olarak anlayanlar, din deyince akıllarına hemen mabetler gelir. Sonra da, ibadetler dışı zevk ve safalar, din dışıymış gibi din âlimleri tarafından vasıflandırılınca, dinde gerekli bilgi sahibi olmayanlar, dine tavır koymuşlardır. Çünkü insanı kâmil, ibadetlerde yoğun dönem geçirmesi gereken kişilere mâl edilince, dinden soğumalar ve hatta tepki koymalar meydana gelmiştir. Ve din asli anlamını insan zihninde kutsanarak herkes tarafından ulaşılmaz bir ideal haline gelmiştir. Ruhbanlık, tarik ehli olmak ve tasavvufa girmek insani olgunluğa ermek demektir kararı kesinleşmiştir. Oysa dinde takva ve ihlâs vardır, mümin gönüller de tezahür eder, her mümin Allah dostu olma yolundadır. Bu yolda aldığı mesafe kadar, dostlukta derece ve aşama sahibi olur. Buda, Allah’la kulu arasındadır, kimse bunun derinliğini ve yüceliğini ölçemez ve böyle görevle de yükümlü değildir. Allah’la kulu arasında mesafe sinir uçları ile nesneye dokunuş ânı arasındaki mesafe gibidir. Böyle bir yakınlığın arasına girmek kimsenin haddine değildir. Eğer, teşebbüs ve iddiada bulunanlar varsa bunlar yedek ilâhlığa soyunanlardır, böyle bir durumu kabullenenler de şirke girmişlerdir. İşte, insanlıkla başlayan din, zamanla insanlar tarafından bu duruma getirilmiştir. Ancak, dinin asliyetiyle hemhâl olanlar da elbette vardır, azınlığı temsil etseler de insanlık tarihinde her zaman olmuşlardır ve son saate kadar da olmaya devam edeceklerdir.

Yüce Allah yeryüzene halife unvanıyla yaratıp iskân ettiği insanlığa, yeryüzünde nasıl yaşayacağını da gösteren bir talimatname vermiştir. İnsanlığın durumuna göre hayat nizamı olan o talimatnameyi yenilemiş, ama hiç eksik etmemiştir. İnsanlardan bazıları da o yaşam kılavuzuna müdahale etmiş, değiştirmiş, ek ve ilâveler yapmış, keyfine, arzu ve hevesine göre düzenlemeler de bulunmuştur. Böyle yapmasına yetki ve gerekçelerini de genellikle Allah’ın dinini tebliğ eden Nebi-Rasuller üstünden onları kullanarak yapmışlardır. Onları abartarak ilâhlık derecelerine yükseltenler olduğu gibi, farklı bir sistem uygulayarak, onlara ilâhlık payesi vermeyenler de var.   Metafizik felsefi kulvarlarda, tasavvufi yarış etapları belirleyerek oralardan kendilerine paylar apartmışlardır. Bunu, Kur’an dışı gayri meşru yaşamlarına Nebi Rasulleri alet ederek yapmışlar ve hâlen de yapmaktadırlar. Ne yazık ki, onların bu ütopik ermişliği, saf ve nahif müminleri etkileyip özenmelerine vesile olmaktadır. Bu durumu bildikleri hâlde doğruları söylemeyip rahatlarının kaçacağından endişelenen müslümanlar da, malûm dini ibadet yaşamlarını önceliyerek, hayatı ibadetleştirmek suretiyle, bu durumu özenilecek hale getirmektedirler. İşte bu labirentler içinde çıkış yolu arayanlar yaşam mücadelesi verirken bunun adı cihat olmuştur. Hemde, savaş meydanlarındaki canı pahasına verilen savaşlardan bile üstün tutulmuştur.       

  İşte, Yüce Allah’ın son ilâhi mesajı ve bizim hayat kitabımız Kur’an-ı Kerim, bütün bunların hepsine akli, mantıki, ilmi ve bilimsel cevaplar vermektedir ve isteye dosdoğru yolu da göstermektedir. Ancak, bu yolu da karartmak ve tam ortasına oturupta insanları yanıltmak isteyenlerin olduğunu da haber vermektedir. Rabbimiz kendisi hitap ederken İblis dediği ve bize onu sunup tanıtırken de Şeytan adıyla vasfettiğini bir kenara kaydedelim. Çünkü, bu noktada anlayana ince bir mesaj var. Bunu, hayat kitabımız Kur’an-ı Mübinin son suresinin son ayetiyle ilişkilendirmemizi istiyor. Rabbimiz, “Minel cinneti vennas” vahyi ilâhisi ile, cin taifesinden olan İblis’e dikkat çekerken, son  hatırlatmasını yapıyor ve ayrıca bu yanıltma görevini insanların da yaptığını bildiriyor. Yani, insanların kendilerinden de insan şeytanları olduğunu ve o dosdoğru yolun üstüne onlarında oturacağını kafana sok ve dikkatli ol diyor. Evet, bu konuya dikkat çeken Kur’an dan bir sureden bir ayet var, o sureye adını veriyor Ankebut (örümcek) suresi, 41. ayet. Meali şöyle: “Allah’ın peşi sıra sığınacak bir takım veli/otoriteler edinenlerin durumu; kendine yuva yapan dişi örümceğin durumuna benzer. ki, yuvaların en zayıfı örümceğin yuvasıdır. Keşke bu hakikati kavrayabilselerdi! Bu ayetin  muhtevasında dostluğun önemi vurgulanıyor, ama ana tema, itimat ve güvendir. Sonradan pişmanlığa sebep olacak şeyin, öncesi önemlidir. Bunun hesabını yapmayan kişinin uğradığı felâkete, başkalarını sorumlu tutması, kendisini temize çıkarmaz. Çünkü, örümcenin yaptığı yuvanın çürük olacağı kesindir. Anlamak için mutlaka yaşamak mı lâzım? Esenlikler dileğiyle.

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Mustafa Uluçay - Mesaj Gönder

# mesafe

göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak YeniSöke Gazetesi Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan YeniSöke Gazetesi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Anadolu Ajansı (AA), İhlas Haber Ajansı (İHA), Demirören Haber Ajansı (DHA) tarafından servis edilen tüm haberler YeniSöke Gazetesi editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı YeniSöke Gazetesi değil haberi geçen ajanstır.



Anket Covid-19 döneminde Söke belediyesi hizmetlerinden memnuniyet düzeyiniz nedir.