TEKE BIÇAĞI Namıdiğer Yatağan

Dünden  devam...

ŞEHRİN sonradan kurulan mahallesi olduğu için Yenişehir adı verilen bu oldukça dağınık ve o kadar da yeni sayılan binalar arasındaki geniş yollardan geçip de bahçe aralarına daldıklarında güneş epeyce yükselmiş, alınlarından, kulak artlarından damlalar süzülmeye başlamıştı. Dört yoldaştılar. Kendilerine Gezginler adını takmışlardı. Kâh gevezelik ederek, kâh suskunluk içinde bahçe kıyısındaki ağaç gölgelerinden yararlanabilmek için tek sıra yürüyorlar. Henüz harcanma aşamasına gelmeyen yiyecek ve içeceklerle ilk ağırlıklarını koruyan sırt çantalarının kolanları omuzlarda içeri dışarı kaydırılıp ağrıyan yerler dinlendirilmeye çalışılıyordu.

Tilkimen ve sarmaşıklar kartlaşıp gelin oldukları için sağa sola dağılmak veya yolda ot,  mantar toplamak gibi oyalanmalar yoktu. Bu yüzden grup iyi yol alıyordu. 

Kanyon, kimbilir kaç kere gelip geçtiği, bu uçurum yamaçları hatırlayınca yine ilk günkü gibi ürpertti. Yolun sağında duvar gibi dimdik yükselen bu yar dizisi ona çok haşmetli gelir. Bir keresinde kuşluk vakti çoktan geçmiş olmasına rağmen bu sarp tepelerin koyu gölgesinde serinlemişlerdi. Ama o, bu nimetten ziyade bu yamaçların görünümü ile ilgilendiğini hatırladı. “Şu tabiat kendini ne hâllere sokuyor. Rüzgâr ve yağmura hayran mıyım hayran. Ne usta sanatkâr bunlar... Elbette o yüce sanatkârın izniyle...” diye söylendi mi, mırıldandı mı farkına bile varmadı.

Sağ tarafta duvar gibi yarlar, dibinde ise şırıl şırıl akan suyuyla küçük çaycık ne kadar da alçakgönüllü. Biri “Ezerim, çekil oradan!” der gibi tepeden bakıyor, diğeri “Değmen bana, irili ufaklı çakıllar...” diye üzerlerinden akıp gidiyor. Sarplıkların ara verdiği bir tatlı yamaçta bir barakamsı yapı görünüyor. Önünde uzun bir vargel tele, zincirinin ucundan bağlanmış, cinsi bilinmez iri bir köpek yatıyor. Başını kaldırıp gelenlere şöyle bir bakıyor. Bahçeye zarar vermeyeceklerini anlamış olmalı ki başını tekrar yerine koyuyor. Gözüne, ağzına konan sinekleri kovalamak için olsa gerek az sonra başını kaldırıp iki yana silkeliyor. Yolcuları tekrar dikkatle izliyor, giriş kapısını geçene kadar izleme devam ediyor. Sonra kalkıp yerinde dönüyor ve önceden kuyruk koyduğu yere başını koyarak tekrar uzanıyor. Yukarılarda beyaz gömlekli, başında polo şapkalı bir adamın zeytin aşısı yapmakla meşgul olduğunu fark ettiklerinde, el sallayıp, “Kolay gelsin!” dileğini iletiyor.

Yokuşları tırmanıyorlar. Yorulunca dinleniyor, kimi zaman da bir çay molası verip tekrar tırmanmaya, yolaklardan dolanmaya, arada durup fotoğraf çekmeye devam ediyorlar...

Yol yine yokuş... Oldukça dik... Dön babam dön oyunu gibi... Ancak bu kez çam ağaçlarının gölgesine sığınmış olmanın rahatlığı var. Oksijen bolluğu biraz sersemletir gibi oluyor ama çabuk geçiyor. Yorgunluklar kalmıyor. Yürüyüş güzel gidiyor. Keyifler yerinde...  Bir süre sonra yarım saatlik mola...

Devam edecek...

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Yaşar Çağbayır - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak YeniSöke Gazetesi Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan YeniSöke Gazetesi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Anadolu Ajansı (AA), İhlas Haber Ajansı (İHA), Demirören Haber Ajansı (DHA) tarafından servis edilen tüm haberler YeniSöke Gazetesi editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı YeniSöke Gazetesi değil haberi geçen ajanstır.



Anket Covid-19 döneminde Söke belediyesi hizmetlerinden memnuniyet düzeyiniz nedir.