TEKE BIÇAĞI Namıdiğer Yatağan

Dünden  devam...

- “Süre tamam!.. Mola bitti...” uyarısının ardından toparlanma. Çantalar sırtlandığı gibi peş peşe yola çıkılıyor. Bu kez az meyilli ve hem şehri hem de ovayı bütünüyle gören bir yamaçtan dolanılıyor. Ovada tek damla sis yok. Şehir berbat. “Biz bu duman içinde mi yaşıyoruz?” diye geçiriyor içinden. Bir de bu şehrin havasının temizliğinden söz edilir. Yaz kış, gün boyu esen meltem buranın havasını temizlermiş. Geç bu martavalları... Bak işte her şey göz önünde... Sisten, dumandan, tozdan evler bile net görünmüyor. Yukarılara çıkmayınca, aşağıdakilerin durumu açıklık kazanmıyor. Hele insan içinde bulunduğu ortamı en iyisi, en güzeli sanıyor. Balık misali... Ama onun tersi bir mantıkla...  

Yamacı dolanıp arka yüze geçiliyor. İnternetten çıkardıkları haritada bulundukları yer belirleniyor. Gidilecek yol belirleniyor. Yol şuralarda bir yerde bitiyor. Ama yüz metre kadar ilerde tekrar görünür oluyor. Demek ki uydudan alırken bu yol ağaçlar altında kaldığından görülememiş. Neyse arkadaşlar daha önce bu yoldan geçmişler. Nereye kadar uzandığını biliyorlar. 

 Ağaçların dalları altından eğile eğile, yer yer makilerin, uzun boylu otların, pürenlerin aralarından sürüne sürüne geçiyorlar. Birbirini kaybetmemek için herkes bir öndekini ve arkasındakini kollayacak. Yoksa ormanın derinliklerinde kaybolup bir uçurumun dibini boylamak işten bile değil. Hep yüksek sesle konuşuyor, bağrışıyorlar domuz avcılarının kurşunlarına hedef olmamak için... Arada “Kareden çıkın! Resim çekeceğim.” diye uyarılar geliyor. Uygun görüntü alındıktan sonra “tamam” tekmilini verip devam... Terk edilmiş eski bir Yörük yurdunun yanından, yeşillikler arasındaki insicamı bozan alacık döküntüleri, hayvanlara su vermekte kullanılan kaplar, branda ve muşamba parçaları, burada tabiat insanoğlu tarafından dejenere edilmiş, dedirtiyor. 

Kocaman gövdeli ancak yerinin kayalık oluşundan dolayı boy verememiş yerine göre yana doğru eğik büyümüş çamlar arasından eğile büküle yol alınıyor. Yol hem dikleşiyor hem de kayalarla engelleniyor. Koca koca kayalar arasından, oduncu eşeklerinin mi yoksa kaçakçı katırlarının mı olduğunu bilinmez nalların taşlarda açtığı merdivenimsi oyuk izlere basa basa ilerliyor, yükseliyorlar. Bir tepeyi çıkınca soluklanıyorlar. Alçak boylu, fakat sık dallı çamların altında Adalar Denizinden esen serin havayı içlerine sindire sindire dinleniyor ve serinliyorlar. Plastik şişelerden birer ikişer yudum içiliyor. Bu arada iki şair arkadaş dağlarla, dağları aşamayan âşıklarla ilgili şiirler okuyor, alkışlar karşı yamaçtaki kayalardan yankı buluyor. Bu şamata üzerine tepenin öte yamacından bir köpek havlamaya başlıyor.

Şehirden bakınca ufukla birleşmiş gibi görünen Çal Dağının batı ucunda bir geçidi aşmak üzereler. Şiir de tam yerini buluyor. Zihinler gerilere, geçmişe kayıyor... 

“Bu geçtiğimiz yolaktan kim bilir kimler geldi geçti. Hangi ağa, hangi tüccar, hangi oduncu veya soyguncu... Hatta hangi efe baskına gitti veya baskın yedi... Kimi yaralı, kimi topal, kimi sakat veya kucakta, sırtta kimler aştı bu geçidi. Bilinmez...       Devam edecek...

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Yaşar Çağbayır - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak YeniSöke Gazetesi Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan YeniSöke Gazetesi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Anadolu Ajansı (AA), İhlas Haber Ajansı (İHA), Demirören Haber Ajansı (DHA) tarafından servis edilen tüm haberler YeniSöke Gazetesi editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı YeniSöke Gazetesi değil haberi geçen ajanstır.



Anket Covid-19 döneminde Söke belediyesi hizmetlerinden memnuniyet düzeyiniz nedir.