TEKE BIÇAĞI Namıdiğer Yatağan

Dünden devam...

Konuşmalar olduğu gibi verildi. Ama sonunda sunucu geniş boyutta ekrana gelip “Sokaktaki bu vatandaşın görüşlerine katılmadıklarını, sözü edilen ülkenin dostumuz ve müttefikimiz olduğunu, program yöneticilerin dikkatinden kaçmış olabileceğini, böyle bir görüşü bu ekranlardan yayınlamaktan utanç duyduklarını ifade ettikten sonra başka konulara geçti.

HER NE olursa olsun Turan Karluk, amacına ulaşmıştı. Mutluydu. İçinin kurdunu dökmüş oldu. Hem hiç beklemediği muhalif bir kanalda düşüncesini kamuoyuna duyurmuştu. Nasıl olmuş da Allah basiretlerini bağlamıştı. Sonraki laflar önemli değildi. Yayınlamışlardı ya... Cümle âlem duymuş ve ne demek istediğini pek âlâ anlamışlardı. Sadece O-EYC-Tİ-Vİ yöneticileri yaya kalmıştı. Uyandıklarında ise atı alan Üsküdar’ı çoktan geçmiş oldu... “Size de geçmiş olsun O-EYC-T-İVİ’ciler...” diye göbeğini sıvazladı, karnının şişi inmiş gibi... 

Haberler daha bitmemişti ki, cep telefonu guguk kuşu gibi ötmeye başladı. Açtı, arayan kendisini tanıttı. Az önce bir televizyon yayınında kendisini dinlediklerini ve çok beğendiklerini, yarın kabul ederlerse kendi televizyorlarına misafir edebileceklerini, kabul edip etmeyeceğini öğrenmek için aradıklarını söyledi.

-Hangi televizyon dediniz?

-YéTéVé... Açılımı Yaş Televiyonu.

-Görüşme, konuşma nerede olacak? 

-Size en yakın stüdyomuzda efendim... Kabul ederseniz yarın sizi tekrar rahatsız edeceğiz.

-Ben söyleyeceğimi, bugün o izlediğiniz programda söyledim, efendim başka ne diyebilirim.

-Sizin engin görüşleriniz bizim için çok değerli. Bizim kanalımızda da aynı şeyleri söyleseniz bile bizim için bir sakıncası yok...

-Peki Yaş... Yarın bu telefondan ararsınız... Görüşürüz...

-Çok teşekkür ederiz Turan Karluk beyağabey... Hoşça kalın.

-Hoşça kalın... İyi akşamlar.

Telefonu bıraktı. Masanın üzerinde duran Kur’an-ı Hakîm Mealini açtı. “Burada kaldınız.” yazan kitap ayracının bulunduğu sayfayı açtı. Kaldığı yerden okumaya başladı. Hem düşünüyor, hem okuyordu. Okuduklarıyla kendini, tartıyor; eksiklerini arıyor bir taraftan da fikirler geliştiriyordu. Bu yüce kitap insanı, insan yapmayı hedeflemiyor mu? Bu insanın kullanım kılavuzu değil mi? Allah yarattığı kulunun kendini nasıl kullanacağını burada bir bir açıklamamış mı? İnsan, kendini bu kitapta bulmalı değil mi? Kendini bilmeyen neyi bilebilir ki? Benliğini yitiren neyi bulabilir ki? Kendini unutan neyi hatırlayabilir ki? Kendi evini unutan neyin yolunu bulabilir ki? Kul olmanın birinci şartı kendinin ne olduğunu bilmek değil mi? Kendini tanısın, bilsin ki Yaratan’ını bilebilsin... Kendini tanımak, bilmek, varlığının amacını, kime kul olacağını bilmek ancak aklını kullanmakla mümkün değil mi? Okudu, okudukça düşündü... Düşündükçe daldı, daldı gitti... Zihninden fikir kervanları sökün etti... Bir ara okuduğunu görmez oldu.... Gözler bir yere çakılı kaldı. Döndü bir daha okudu... Kervanlar bırakmadı ki okuduğunu anlasın... Neden sonra silkindi... Dikkatini dönüp durduğu satırın üzerinde topladı. Aman Allahım... Bu daha da yoğun çıktı. Bir daha, bir daha okudu. [“O, aklını kullanmayanların üzerine pislik/belâ (rics) yağdırır.”] Gökten, yağmur yerine, kar yerine, dolu yerine pislik döküldüğünü görür gibi oldu. Pislik denilen şey bir tek tür değil ki...   Devam edecek

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Yaşar Çağbayır - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak YeniSöke Gazetesi Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan YeniSöke Gazetesi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Anadolu Ajansı (AA), İhlas Haber Ajansı (İHA), Demirören Haber Ajansı (DHA) tarafından servis edilen tüm haberler YeniSöke Gazetesi editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı YeniSöke Gazetesi değil haberi geçen ajanstır.



Anket Covid-19 döneminde Söke belediyesi hizmetlerinden memnuniyet düzeyiniz nedir.