TEKE BIÇAĞI Namıdiğer Yatağan

Dünden devam...   -Oradan çıkabildiğimize şükrediyoruz. Nereye gittiğimizi de bilmeden bu yola düştük. Bu yol bizi nereye çıkarır?

-Şu tepenin üzerinde ikiye ayrılır? Sağa giden Selçuk’a, sola daha doğrusu, doğru giden Çamlık’a çıkar.

-Hangisi yakın?

-Çamlık daha yakın, Selçuk uzak düşer...

-Çamlık’ta oturup yemek yenecek yer var mıdır? 

-Var, ama... Orası daha epey var... Buyurun benim torbada ne varsa onu birlikte yiyelim.

-Sonra seni aç bırakmış olmayalım. Yok yok, bizim çadır burada... Şu düzlüğün başında.

Çoban aşağıda davarın yanında bulunan yadımcısına ıslık etti. Islıkla bir şeyler anlattı. Yardımcısı anladığını eliyle olurlayan bir işaret etti.

Beraberce gösterilen tarafa doğru yürüdüler. Köpekler de arkalarından gözler, gelen iki yabancıda ve efendileri çobanın vereceği emri beklercesine dikkatle gidenlerin adımlarına uygun geliyorlar. Çadıra geldiklerinde çoban köpeklere biraz yüksekçe sesle “Haydi sürünün başına!” diye eliyle davarı gösterdi. Köpekler, çobana yan yan bakarak ayrıldılar. Biraz aralanınca tin tin uzaklaşıp gözden kayboldular. Çadır önündeki iki tahtanın taşlar üzerine yan yana konulmasıyla oluşturulmuş sekiye oturdular. 

Kısa süre sonra çadır içindeki sofraya buyur edildi. Doğan, sofra başına geçerken yıllar önceki hayatını hatırladı. Çadıra göz gezdirdi. Kendi Yörük çadırları gibi değildi. Her ne kadar sililer kıl ise de üstü kamyoncuların branda adını verdikleri örtüyle kaplanmıştı. İçinden “Kültür bozulması...” diye geçirdi.

Yemek yerlerken çobandan burayı geçici kullandıklarını sık sık iki üç haftada bir yer değiştirdiklerini ama hep bu çevrede kaldıklarını öğrendi. Kendi çobanlığından söz etmemeyi yeğledi. Belki de kimliği anlaşılırdı. Çobanla ne ilgisi var bu işin ama olsun... Tedbir tedbirdir... 

-Çamlık’tan Kuşadası’na geçilebilir mi?

-Evet, Aydın-Kuşadası minibüs ve otobüsleri oradan geçiyor. Söke’den de gidilir ama dolaşık biraz.

Çobanın hâlâ kıyamet meselesini aklı almamıştı. Durup durup. “Yarın kıyamet kopacakmış ha... Hani Nasrettin Hocanın kuzusunu mahalle berduşları kıyamet kopacak diye kestirip yemişler ya... Bu da öyle olmasın.”

-İnsanları bir görsen... Aklını peynir ekmekle yemiş bunlar dersin...

-Ne bilelim biz öyle olduğunu... Herkes minibüse binip Şirince’ye gidiyordu. Biz de uyduk onlara. Kıyamet lafını minibüste duyduk. 

-Gerçi televizyonlarda koca koca sakallı, sarıklı adamlar kıyamet alametleri diye bir sürü şey sayıp döküyorlardı ya, diye şaşkınlığını dile getirdi Halim.  

-Böylece kıyameti de alametini de görmüş olduk, diye pekiştirdi Doğan.

Çoban:

-Yahu buraya gelenler hep şehirlilerdir be... 

-İçlerinde hiç eşekli, atlı yoktu sahi? Köylü değiller...

Çoban:

-Şimdi bunları buraya yönlendiren kurnazlar, bu adamların evlerini soymasınlar... Olur mu olur.

-Ya paralarını, mücevherlerini yanlarına aldılarsa...

-Onları da buralardaki soyguncular halleder. Bak insanlar birbirini eziyor, diyorsunuz. Kimbilir kimlerin elleri, kimlerin cebini karıştırıp tırtıklıyordur.

Devam Edecek

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Yaşar Çağbayır - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak YeniSöke Gazetesi Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan YeniSöke Gazetesi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Anadolu Ajansı (AA), İhlas Haber Ajansı (İHA), Demirören Haber Ajansı (DHA) tarafından servis edilen tüm haberler YeniSöke Gazetesi editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı YeniSöke Gazetesi değil haberi geçen ajanstır.



Anket Covid-19 döneminde Söke belediyesi hizmetlerinden memnuniyet düzeyiniz nedir.