Ramazan sayfası

GAYBA İMAN VE BEŞ VAKİT NAMAZ   

Kur’an-ın Mushaf’ta ilk suresi Fatiha, namazın her rekatında okunan Kıraat rüknünü hatırlatarak namazın Kur’an da geçen ayetlerine Bakara suresinin 3. ayetiyle başlıyoruz. Ayetin meali şöyle: Yüce Allah buyuruyor:”Onlar gayba inanırlar, namazı kılarlar, kendilerine verdiğimiz rızıklardan infak ederler. ”Bu ayetin içinde çok önemli dört nokta var, gayb, namaz, rızık ve infak. Dinimiz İslâmın hayati özelliği gaybtan doğan şehadet, gayba imanı şehadetin varlığı gerekli kılar. Kur’an Hakim bunun ıspatıdır. Gaybtan bir nur taşıyan insan, şehadeti onunla görür, onunla tanır ve onunla iman bilincini yaratıklar üzerinde kullanır. Çünkü, gaybın ruhla ilişkisi var, bu ilişki akleden kalbin vahiyle hayat kazanmasını, dolayısıyla olayların ve nesnelerin üzerinde kontrol kurup yönetmesini insan olmanın belgeleri olarak düşünebilirsiniz. Bu muhtevada bir yaratık olan insan, bu özelliklerle dizayn edilip donatıldığını ve bunlarla her an ilişki halinde olduğunu, bir plan ve program dahilinde irtibatını kesintisiz sürdürdüğünü günde beşvakit namazla idrak eder. Bir gün 24 saat namazsız boş vakit yok, her vaktin namazı var, sadece o vakte ait. Bu nedenle olsa gerek, ben öyle inanıyor ve düşünüyorum, vaktinde kılınmayan namaz, bir daha o vakit geri gelmeyeceğine göre elden çıkmış demektir. Zaman sürekli olup durmadığına, vakitler ardarda gelip çıktığına göre, her namaz vaktiyle kayıtlı olması itibariyle vaktin ve namazın kazası nasıl olacak? O zaman, namazları vaktinin içinde kılalım, günümüz 24 saat ubudiyet bilinciyle noktalanmış olsun. Namazlarla ilgili mezhepler kendilerine göre bir takım sıralamalar yapmışlar, farz, vacip, sünnet ve müstehap niteliğinde. Kur’an da böyle bir sınıflandırılma yoktur. Vakitle çerçevelendirilmiş beş vakit namaz vardır. Bir de gecenin önemli bir vaktinde teheccüt namazı vardır. Öğle namazı vaktinde Cuma günü, Cuma namazı,  Ramazan ve Kurban Bayramı namazları vardır. 

NAMAZ KILMAK VE RIZIKTAN İNFAK ETMEK   

Dinimiz adına yazılan ilmihâl kitapları vardır, müslümanı dini bilgilerle donatmak. Birçok Âlim ismi üstünde İlmihâl kitabı yazmış, türkçesi, hâli ilimle donatmak. Elbette yazılan bu İlmihâl kitaplarının faydası olmuştur. Ancak, bu kitapların birbirinden ciddi ve önemli farklılıkları yoktur. Hepsi donuk ve klasiktir. Acizane bence, bu İlmihâllerin üç önemli eksiği vardır. Bir, genelde Kur’an’la ilişkisiz, konuları ayetlerle delillendirme açısından eksiktir. İkincisi, şirke ait bir bölüm yoktur. Üçüncüsü, zamanın gelişen şartları açısından konuların güncellemesi yapılmamıştır. Meselâ, namazdan bahseden ayetlerde, ayetin bütünlüğü terk edilip, sadece namaz  söz konusu edilmiştir. Oysa, Nebimiz Hz. Muhammed Ümmetine Kur’an’la hükmetmiştir. Nebi Rasül olarak risaletinin ilk yıllarında şirkle mücadele etmiş, Tevhidi bayraklaştırmıştır. Namaza verdiği önemi, namazı emreden ayetleri bütünüyle tebliğ edip uygulamasıyla, kendisi örneklik yapmıştır. Dikkat ederseniz Nebimizin bu örnekliğine biz sadece Ramazanlarda uymaya çalışıyoruz. İşte bende, bu tutum ve davranışımızdan ötürü Ramazan yazılarımda bu konuyu dile getirmeye karar verdim. Kur’an-ı Kerimin 2. suresinin 3. ayetinde Yüce Rabbimiz diyor ki, Mealen “Onlar gayba inanırlar, namazı kıllarlar, kendilerine verdiğimiz rızıklardan infak ederler. ”Rızkın ne olduğunu hepimiz, hayati önemi açısından biliyoruz. Yediğimiz yemekten tutun, giydiğimize ve yaşamımızı sağlayan zorunlulukların hepsi buna dahildir. Toplumda sıkıntısı çekilen, aciliyet kesbeden ve öncelikli olanların temin edilmesi, karşılanması için infak etmek, vermek demektir. Öyle, cebindeki bozuk paraları birer, ikişer dilencilere dağıtmak değil, nefsini incitecek şekilde hissederek vermektir. Nasıl? Kendimizi yoklayalım, kimseyi duygularımıza âlet etmeden bunu yapalım. Kolay mı? Gözümüzü kamaştıran yaldızlı isimler karşımızda parlarken bunu yapmak! Evet, Allah’la aramızda olup, kalan infaklara ne kadar muhtacız değil mi? 

NAMAZ KILMAK ZEKÂT VERMEK ÜZERİNE  

Namazla zekâtın birlikte geçtiği ayetler bir hayli var. Kur’an-ın Mushaf’taki resmi sıralamaya göre Bakara suresinde namazın ikinci, zekâtın birinci geçtiği ayet 43’cüdür. Ayetin meali şöyle: “Namazı kılın zekâtı verin, boyun eğenlerle beraber sizde boyun eğin. ”Bu ayette emir var, Yüce Allah emrediyor, namazı kılın, zekâtı verin diyor. Zamanın önemli ve belirli bir bölümünü bana ibadetle geçirin, ibadet edin, bu da namaz olsun. Dünyaya dalıp, bana itaat ve kulluktan sapmamanız için. Zekâtı da verin, mala-mülke kendinizi kaptırıp, insani ilişkilerinizi terk edip mal-mülk sizi yönetmesin, siz onları benim emrim istikametinde yönetin. Bu sizin sosyal, ekonomik ve özgürlük bağımsızlığınızı sağlasın. Aranızda zengin fakir çelişkisi ve husumeti yaşanmasın. Bana boyun eğenler gibi sizde boyun eğin, huzur ve sükûn içinde yaşarsınız ve mutlu olursunuz. Bu ayetten ben bunu anlıyorum. Bazıları, bu ayete şöyle meâl veriyor: “Namazı kılın, zekâtı verin, rukû edenlerle beraber sizde rükû edin. ”Rükû boyun eğmek olduğuna göre, namazın içinde zaket rükû etmek/boyun eğmek var. Bu nedenle burada bu boyun eğme, Allaha itaat anlamında olması muhtemel diye düşündüm. En doğrusunu Allah bilir. Yukarıda ifade ettiğim gibi namazla zekât bir ayetin içinde çok geçiyor, bizde anlayışımızı ifade etmeye çalışacağız. Çünkü, Allah’ın bu emri namaz ve zekât, kişisel ve sosyal sorumluluk açısından cemiyet hayatının birlikteliğini pekiştiren bir ilişkiler köprüsü olarak bakıyoruz. Bu zengini, fakiri bir ortamda toplayan bir dayanışma ve yardımlaşma koalisyonu kurulmasını sağlıyor. Camide namazda bir araya gelmenin, yan-yana ve omuz-omuza durmanın rahatlığını dışarıda sosyal ilişkilerde de biz beraberiz samimiyet ve saygınlığını gösterir. İnşallah bu mutluluğu yaşamanın dörtbaşı mamur bahtiyarlığına da bir gün erişiriz. Tarihte yaşanmış, şimdi neden olmasın.

NAMAZ İNCİL’DE VE TEVRAT’TA DA VARDI

Hz. Âdem’den, Hz. Muhammed Aleyhisselâma kadar bütün Peygamberler hepsi Müslümandı ve İslâm Dinine mensuptu. Çünkü, vahiy aldıkları kaynak tek, sahibi de tek bir Allah’tır. Hepsine inanırız, ayrım yapmayız, her peygamber gönderildiği toplumundan/ümmetinden ve ümmeti de ondan sorulacak. Bu sebeple, bizim peygamberimiz Hz. Muhammed’tir biz de ondan sorulacağız. Kur’an-ı Kerim’de geçen bütün peygamberlere iman ediyoruz. Yüce Allah, Kur’an da her Peygamberi ve ümmetini kendisine ibadet ve itaatla yükümlü tutmuştur. Dolayısıyla, kendilerini İncil ve Tevrat’la, İsevi ve musevi olarak ifade edenleri Rabbimiz, Ehli Kitap tabiriyle vasıflandırarak, onlar da kendilerini Allah’tan Vahye muhatap olduklarını söylüyorlar. O zaman, onlara hitaben Rabbimiz Kur’an da şöyle diyor: Bakara suresi 83. Ayette. Mealen, “İsrail oğullarından ‘Allah’tan başkasına kulluk etmeyin. Anaya, babaya, yakın akrabaya, yetimlere, yoksullara iyilik edin. İnsanlara güzel söz söyleyin, namazı kıllın, zekâtı verin’ diye söz almıştık. Sonra siz pek azınız dışında sözünüzden döndünüz ve hâlen daha dönmeye devam ediyorsunuz. ”Demek ki, namaz, zekât ve infak onların kitaplarında da varmış. Ama, onlar kitaplarını tahrif ettikleri için, namazı ve zekâtı kitaplarından çıkarmışlar. Bu nedenle namaz kılmıyorlar, gerçi kendilerini Hz. İbrahim peygamberin yolundan gittiğini söyleyenler ve Hanif olarak anılanlar namazlarını kılıyorlar ve tevhide yönelik farklı bir dini hayat yaşıyorlardı. Geneli şirk içinde birçok ilâhlara inanıyor ve tapıyorlardı. Bazılarının Kâbe’de yaptıkları ibadetler bile el çırparak ve ıslık çalarak Kâbe’nin çevresinde dönüyorlardı. Kur’an, onların hak din İslâm’dan kopuşlarını dile getiriyor ve onların kitapları İncil ve Tevrat’da namazın ve zekâtın olduğunu bildiriyor. Bu konuda onlardan Yüce Allah söz aldığını hatırlatıyor. 

NAMAZ HZ. MUHAMMED’LE BAŞLAMADI  

Kur’an-ı Türkçe mealinden olsun okumayan gafil Müslümanlar, Hıristiyanlık ve Yahudilikte yani İncil ve Tevrat’da namaz olmadığını ve sadece Kur’an da olduğunu biliyorlar. Onun için Hıristiyanların ve Yahudilerin namaz kılmadıklarına inanıyorlar. Oysa, öyle olmadığı Kur’an da daha önce mealini verdiğimiz Bakara suresi 83. ayette bildiriliyor. Ayetin derinliğine inmeyi uzmanına bırakıp biz meali üzerinde biraz duralım. Ayetin başlangıcı Allah’tan başkasına kulluk etmemek, şirke düşmemek ve müşriklerden olmamak kaydı var. Demek ki, İsrail oğulları şirk içinde, hatırlatalım Hz. İsa da İsrail oğullarından idi ve tabi içinde yaşadığı toplum da öyle, onlar da İsrail oğullarından idiler. Onun için Yüce Allah hepsine bir hitap ediyor. Şirki bırakın, Tevhide girin ve ibadetlerinizi direk Allah’a yapın diyor. Bir kul için en önemli mesele bu, şirkten uzak durmak, kulluğu sadece Allah’a yapmak, O’na eş ve ortak koşmamak. Bu noktada çizgiden çıkan, bu çizgiye dönmediği müddetçe yanlış yolda ilerleyen. Doğru yolda giderken ana-babaya, yakın akrabaya, yetimlere, yoksullara iyilik etmek o yolun yolcularının şiarı oluyor ve insanlarla güzel konuşmakta önemli bir meziyet olarak takdim ediliyor. Sonra bunların üstüne üstlük namaz kılmak ve zekât vermekle bu noktada görev tamamlanmış oluyor. Çünkü, bunlarla ilgili olarak Yüce Allah ben onlardan söz aldım diyor. Lâkin, onlar verdikleri sözlerini tutmuyorlar. Tevhid inancından sapıp şirke giriyor, namazı ve zekâtı da terk ediyorlar. Zamanla İsrailoğullarının çoğunluğu sözlerinden dönüyor ve çok az bir kısmı sözünde duruyor. Hatta onlardan bazıları da iki yüzlü hareket ediyor, müslümanlardan görünüp içlerine fitne sokuyor. Ama başbaşa kaldıklarında melanetliklerini aralarında paylaşıyorlar. Meselâ, Peygamberimiz zamanında Abdullah ibnu Selul bunların başını çekiyordu. Bunlardan İslâma girenler, önceleri şirkte olup inanıp tatbik ettikleri hurafeleri de getirip İslâma sokuyorlar. Örneğin, Kâbul Ahbar ve Vehebbin Münebbih gibiler. Birçok İsrailiyat hikayelerini İslama taşımışlar ve müslümanların kafalarını karıştırmışlar.

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Mustafa Uluçay - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak YeniSöke Gazetesi Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan YeniSöke Gazetesi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Anadolu Ajansı (AA), İhlas Haber Ajansı (İHA), Demirören Haber Ajansı (DHA) tarafından servis edilen tüm haberler YeniSöke Gazetesi editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı YeniSöke Gazetesi değil haberi geçen ajanstır.



Anket Covid-19 döneminde Söke belediyesi hizmetlerinden memnuniyet düzeyiniz nedir.