TEKE BIÇAĞI Namıdiğer Yatağan

Dünden devam...

-Benim akılsız kafam.

Doğan, yemekteki tartışmaya takıldığı için Halim’in ne dediğini duymadığı gibi, neden kafasını yumrukladığını da anlayamadı. 

SAHİLLERDE, içerilerde bir aydan fazla dolaştılar. Kimlikleri hakkında herhangi bir ip ucu vermedikleri gibi kendilerinden şüphelenen birileri ile de karşılaşmadılar. Halim, sürekli arayış ve düşünme hâlindeydi. Doğan ise onu bu hâliyle serbest bırakmış, “Varsın, ne hâli varsa görsün, bana açılmayan birini zorla söyletemem ki... Ben de ne tasarladığını, ne düşündüğünü pek de merak edici değilim.”

Aslında Halim de Doğan’ın ne düşündüğünü, dalgınlaştığı zaman nerelere gidip geldiğini merak da etmiyor. İki arkadaş gibiydiler, biri diğerinin ağabeyisi durumunda olmasına rağmen. Günleri içtenlik taşımamasına rağmen herhangi bir anlaşmazlık çıkarmayacak hava içinde gelip geçiyordu. Batı Anadolu’nun biraz içlerinde yer alan geçmişte Beylikler döneminde başkentlik yapmış bir şehri gezerlerken Halim, arkadaşının fikrini alırmış gibi:

-Buraya yerleşmeyi düşünüyorum... Demiş ve arkasını getirmeden Doğan’ın yüzüne bakmıştı. 

Doğan aslında gezgin hayattan bıkmış, avarelik pek hoşuna gitmemiş olmasına rağmen geçmiş kimliklerinin açığa çıkmaması için güvenlik görevlilerinin kendilerine “Sakın ha kendinizi ele vermeyin.” tembihleri uyarınca işi avareliğe vermişti.

-Ben de bir yere yerleşmeyi, küçük bir bahçe edinmeyi düşünmüştüm. Ne güzel vakit geçirirdim, diyordum.

-Ben bahçeden daha başka şeyler düşünüyorum.

-Ne gibi?

-Hurdacılık yapacağız.

-Biz?..

Halim, “Evet biz...” diyecekti. Arkadaşını bu işe zorlamış olacağını düşünerek vazgeçti:

-Ben, kendim... Bu planlarımın bir parçası, küçük bir bölümü... Sen kabul etmeyebilirsin.

-Düşünmem lazım.

-Yapacaklarımı anlatırsam kabul edeceğini sanıyorum.

-Yapacaklarını, günlerdir düşünüyorsun. Kâğıda, taşa, toprağa bir sürü çizgiler çekiyor, çiziyorsun... Ben onlardan bir şey anlamıyorum. Bana onlar askerî manevra hatları gibi geliyor. Ama kurmay değilsin.

-Ben asker değilim ama mesleğimin kurmayıyım.

-Hah işte bana onu de... Elektronikçisin... Bu yüzden başın belaya girmedi mi?

-Öyle... Seninki de düşük çenen yüzünden...

-Geçmişi düşünüp de günümüzü zehir etmeyelim. Benim geçmişle ilgili bir hesabım kalmadı. Yalnız eşimi ve çocuklarımı çok merak ediyorum ve özlüyorum. Bu böyle sonsuza kadar gitmez... Düşüncelere daldığım zaman onların yanına gidiyorum. Kendimi tanıtmadan uzaktan uzaktan seyrediyorum. Acaba gerçekten böyle yapabilir miyim? Onları görünce koşup kendimi tanıtmaya kalkışır mıyım? Neyse bunları bırakalım da şu yapacaklarını anlat da belki ben de hurdacılık yaparım. Üç teker bir araba, ittire ittire sokaklarda dolaşır bağırırım:

-Hurdacı geldi... Hurdacııı... Demir, bakır, naylon eskileri...

-Öyle hurdacı değil bizimkisi... Temiz hurdacılık.

-Bırak Allah’ını seversen... Hurdacılığın temizi mi olurmuş?

-Biz elektronik atıkları toplayacağız. Bugün dünyayı tehdit eden en büyük kirlilik tehlikesi elektronik atıklar... 

-Yani dünyayı kirlenmekten koruyacağız... Biz kir pas içinde kalarak?

-Öyle görünecek... Dediğim gibi, bu benim yapmak istediklerimin görünen ve ilk ayağı...

-Şunu bana ayrıntılı olarak anlatamaz mısın? Yoksa güven mi vermiyorum?  Devam edecek

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Yaşar Çağbayır - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak YeniSöke Gazetesi Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan YeniSöke Gazetesi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Anadolu Ajansı (AA), İhlas Haber Ajansı (İHA), Demirören Haber Ajansı (DHA) tarafından servis edilen tüm haberler YeniSöke Gazetesi editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı YeniSöke Gazetesi değil haberi geçen ajanstır.



Anket Covid-19 döneminde Söke belediyesi hizmetlerinden memnuniyet düzeyiniz nedir.