Ramazan sayfası

KUR’AN-IN DOSDOĞRU YOLUNDAN GİTMEK  

Allah’a itaatte dualarla yola devam, başta fıtri/yaradılışa sadık kalarak, istidadı/yeteneğimizi dahil ederek, fiili/amel ve eylemlerimizle tatbik ederek ve kavli/sözümüzle dilek ve niyazlarda bulunarak Allah’a kulluk etmek. Bunların hepsi iç-içe girmiş dairelerdir ve bir bütünü ifade ederler. İnsan, Allahım! deyip göğe ellerini kaldırıp açtığında, duasını o bütün benliğini oluşturan özelliği ile yapar, yapması gerekmektedir. İman bilinci ve islâm teslimiyeti ile dua böyle yapılır. Böyle yapılan duaya Rabbimiz icabet eder. Ama, istenileni Yüce Allah verir mi, tehir mi eder, daha iyisini mi verir, az mı verir, çok mu verir veya hiç mi vermez O bilir. Ancak, bu duaya mutlaka icabet eder, sözü var. Şanının gerektirdiği, lûtfunun icabettirdiği, kulunun neye ihtiyacı olduğunu, ne kadar ve nasıl, hepsini en iyi, en doğru ve en güzel O bilir ve gerekeni yapar. Bu nedenle Allah’tan gelene, dua eden kul razı olmalı. Ancak, dua etmeyi asla ve asla terk etmemelidir. Kavli duanın en güzeli namazın içinde yapılanıdır. Bu sebepten ötürü namaz kılarken Kur’an’dan dua ayetlerini okuyup düşünerek namaz kılmaya gayret etmek lâzım. İşte o ayetlerden zikredip meallerini ifade etmeye ve anlamları üzerinde de düşüncelerimizi beyan etmeye çalışıyoruz. Şimdi de Âli-İmran suresinden bazı dua ayetlerini naklediyoruz. İşte, 8 ve 9’ncu ayetler ve mealleri, “Rabbimiz, bizi doğru yola ilettikten sonra, kalplerimizi kaydırma. Bize katından rahmet bahşet, şüphesiz sen bol bol verensin. Rabbimiz, hakkında şüphe olmayan o günde bütün insanları toplayacak şüphesiz sensin. Allah sözünden asla dönmez.” Bu dua ve dileklerde bulunanları Allah rahmetinden mahrum eder mi? Evet, Âli-İmran suresi 16 ve 17’nci ayetlerin mealleri şöyle: “Onlar ki şöyle derler, *Rabbimiz, biz kesin olarak iman ettik.  Bizim günahlarımızı bağışla ve bizi ateşin azabından koru. Onlar; zorluklara sabredenler, imanlarında sadık olanlar, gönülden boyun eğenler, Allah yolunda harcayanlar ve seherde bağışlanma dileyenlerdir.” Şimdi bu son ayet üzerinde biraz durup düşünelim ve tefekkür edelim.

DOĞRU YOLDA ALLAH’TAN YARDIM DİLEMEK

Mümin kendisinin imtihan sürecinde olduğunu hiç unutmamalıdır. Yani, garantide değiliz, çünkü, şeytan doğru yolun ortasında oturuyor. Nefis var devamlı aşırılıkları ister, tahrik eder ve insan şeytanları var onlar da bunlara destek verir. Derler ki, ibadetleri ve her şeyi Allah için yapıyorum diyorsun, Allah’ın senin ibadetine ihtiyacı mı var. Haşa! Allah’ın hiçbir şeye ihtiyacı yok. O zaman, ne bu korku, bu telâş, biraz rahat ol. Evet, bu nokta hassas ve kritik bir noktadır, Hz. Âdem ve eşi bu noktada yanıldı ve Cennetten çıkarıldılar. İbadetlere insanın ihtiyacı var, duygu ve hasletlerini doğru ve iyi yönetmesi için, dünyasını mutlu ve müreffeh yaşaması için. Yarın, Cennete lâyık bir kul olması, Cennet içinde sayısız güzelliklere ve nimetlere ulaşıp sahip olmak için, ibadetlere ve Allah’ın hoşnutluğuna kulun ihtiyacı var. Yüce Allah, kulun yaptığı hiçbir şeyi zayi etmeyeceğini söylüyor, isterse zerre kadar olsun. Demek ki, insan kendisini kontrol altında tutması, yanlışlar yapmaması ve elde fırsatlar var iken güzel ve yararlı işlerde, insanlara faydalı olmalı, ibadetlerden güç alarak yarışması ve çalışması gerekmektedir. Onun için Allah’a sığınıp dua edecek, af dileyecek ve bir takım zorluklara sabredecektir. Toplumda insanların muhtaç olduklarından kendisinde varsa, ihtiyacı olanlara yardım edecek ve bunları cânı gönülden isteyerek yapacak ve manen zevk alacak. Bunların tam aksi istikametindeki davranışlardan şiddetle kaçınacak, birçok insanın horul horul uyuduğu saatlerde Allah’a yalvaracak, dosdoğru yolda Allah’ın yardımıyla sınavı kazanma gayreti içerisinde olacaktır. Bu vakitte hulûsi kâlp ile kılınan namazın, yapılan duanın ve günahlardan bağışlanma dileğinde bulunmanın faydası çoktur. Bu hâlisane ibadetlerin kabulü için gündüzünde infakta bulunması ve bunları yaparken kimseye hissettirmemeye çalışıp gösterişe sebep olmaması, bir kul için çok büyük bir mutluluktur. Yarın ahirette faydası olacaktır.

İBADETLERLE ASLA     MAĞRURLANMAMALIDIR  

Müslüman yaptığını bilen, bildiğini yapan olarak tarif edilir. Dolayısıyla, ibadetler Allah’ın rızasını kazanmak için, Allah’ın beğenisine, kulun yararlanacak olduğu kişisel görevler olarak sunulur. Taktir ve kabul noktasında ibadetlerin muhatabı Allah’tır. Çünkü, insanın yaratıcısı/mucidi Allah’tır, insanın faydasına olacak şeylerin neler olacağını en iyi O bilir. Eserinin, müessiri, eseri hakkında, icadın mucidi, icadı hakkında söz sahibi olması en doğalı olduğuna göre. İnsanı ben yarattım ve en güzel bir şekilde donattım, insana en yarayışlı ve faydalı nelerin olduğunu da en iyi ben bilirim demesi en gerçekçi ve en doğal olanıdır. İşte bu sebeplerden ötürü ibadetler Allah’a yapılır. Allah’ta onlara bakar, makbuldür, kabul edilmiştir der, veya makbul değildir, kabul edilmemiştir der, kararı O verir. Ancak, bunu da O bilir. Müslüman kul ise, kabul edildiğini ümit eder. Şimdi, ibadetlerinin kabulüne yönelik kanunlarını, kurallarını hakkıyla yerine getirdi mi, yararına uygun şartlarına riayet etti mi ki, kesin-kes bilmiyor. İkincisi, ibadetlerin faydası da sadece kendisine yönelik. Böyle olduğu hâlde, neyine mağrurlanıyor ki! Ayrıca, o mağrurlanma da ona bir yarar sağlamıyor. Ben ibadetlerimi yapıyorum deyip karşı tarafa çalım satmak, kişiye bir kâr getirmiyor. Tam aksine ibadetlerin safiyetini bozuyor, kalitesini ve değerini düşürüyor. Bu nedenle, namaz kılan, namaz kılmayanın yanına gelince gururlu bir tavır sergilememlidir. Yani, yanına vardığı ibadetini yapmayan kişiyi  bu tavrıyla rahatsız etmemeli, tam aksine vakarıyla bu kişilerin yanına gelmeli ve onlara kendisine özendirmelidir.  İbadetsiz kişi bir mahcubiyet duyacak olsa bile, bunu içten duymalıdır. Aslında ibadetli, musalli kişinin böyle olması onun şiarındandır. Çünkü, kendisiyle ilgili örnek alınacak kişiliği insani davranışları seviyesindedir. Bunu böyle bilmeli ve ona göre de ibadetleriyle mağrurlanmayıp, mütevazi kişiliğinin mahcubiyetinde olmalıdır.

 Evet, müslümanın şahsiyeti Hz. Muhammed eksenli olacaktır. 

          DÎNİN  FELSEFESİ  OLUR MU?        

   İnsan, yaratılışındaki fıtratı icabı merak eder, araştırır ve sorgular. Ancak, bunları bir düzen, tertip, ölçü ve yasal çizgide yapıp yönetmesi gerekir. İnsana bu özellik ve diğer yaratıklara nispeten bu ayrıcalık bunun için verilmiştir. Bu nedenle insan bu ayrıcalıklı özelliğini gariptir, hep başkaları üzerinde deneyip kullanmaktadır. Çünkü zamanımızda müslümanlar bunu çok yapıyor. Aslında bunu, özellikle önce kendi üzerinde uygulayıp denemesi gerekir. Hayatta, düşüncelerinde ve işlerinde isabet kaydetmesi ve başarılı olması için bunu yapması şarttır. Birde başkaları, onun üzerinde sorgulama yaparken, o bu konuda hazırlıklı olmuş olur. Ayrıca, eleştiriye açık, tenkite hazırlıklı olmak, akıllılığın gereğidir. Birde bunu tenkitten rahatsız olmayıp yararlanmak için yapacaktır. Ne demişler, tenkit edilmeyen adam yontulmamış oduna benzer. O zaman, tenkitlere ve eleştirilere düşmanlık değil, içten dostluk, dıştan da olumluluk duyacağız. Evet, konumuzun üst başlığını “Dinin felsefesi olur mu” koyduk. Bu felsefe, gerçek dinin felsefesi olarak değil, sana sunulan dinin veya senin yaşadığın dinin felsefesidir. Dinin gerçeği ile uyumluluğunu test etmek içindir. Yani, kendini arada bir soruşturacaksın, denetimden geçireceksin, haktan sapmalar, ilâve ve katmalar olmuş mu? İmanını sorgulayacaksın şirke kayma var mı, çokları, teke indirip, üstüne ilâhlık koyma var mı? Azları çoka bindirip, birliği istismar etmişliğin var mı araştırıp bakacaksın ve kendi dini yaşamını kendin sorgulayacaksın. Evet dostum, felsefeyi hakikat üzerinden yapacaksın, çünkü hakikatsiz felsefe tam bir safsatadır, zıvanadan çıkmak için değil, zıvanayı koruyup kollamak için yapılır. Mesela, günde beş vakit namaz, şu kadar sayıda rekat, şu kadar sayı da tesbih, hamd ve tekbir getireceksin gibi sayılara takılıp, işin özünden ve amacından uzaklaşmak gibi bir duruma düşmeyeceksin. Allah!.. Deyince her zaman olmasa bile sık aralıklarla olsun tüylerin diken diken olmalı, yüreğin titremeli ve Allah’ın azabından korkarak ürpermelisin. Seni sayısız güzelliklerle donatan, her daim çeşitli tehlike ve kötülüklerden koruyan Rahmeti sonsuz, ikramları çok ve sayısız Allah’a sığınmanın mutluluğunu yaşamalısın. Ki,  cennet ümidiyle çıktığın yolda, ilerde bu sevinçten mahrum kalmayasın. İBADETTE NAMAZIN ANLAMI VE AMACI   

Yüce Allah Kur’an-ı Mübinin de insanın yaratılış amacını açık ve net olarak bildirmektedir. Bu konuda Kur’an da çok ayetler var, ben sadece iki ayet üzerinde duracağım. Bu ayetlerin biri Nahl suresinde 99’cu ayet, Arapça metni şöyle “Va’büd rabbeke hatta ye’tiyekel yakîn” Genelde verilen türkçe anlamı şöyle: (Sana ölüm gelesiye kadar Rabbine ibadet et) İkincisi de Zariyat suresinde 56’cı ayettir. Arapça metni şöyle “Vema halâktül cinne vel inse illâ liya’büdüğün” Türkçe genel anlamı da şöyle verilmiş: (Ben cinleri ve insanları ancak bana kulluk etsinler diye yarattım). Bu iki ayet hakkında ilk müfessirler ile son müfessirler hemen hemen anlam birliği içindedirler. İlkler, İbni Abbas, İbni Mesut, Hasan Basri ve Süleyman Mukatil gibiler. Sonrakiler de, Elmalılı Muhammet Hamdi Yazır, Bayraktar Bayraklı, Abdülaziz Bayındır ve Mustafa İslamoğlu gibi. Orta yerde olanlar ise, bazı istisnalar hariç, Mezhep İmamları, Tasavvuf ve Tarikat ehilleri başta olmak kaydı ile birçok müfessir bu katagoriye dahildir. Ayrıntıya girmek istemiyorum, ama önemine binaen şunu ifade edeyim, ilkler Nebimiz Hz. Muhammed’e yakın olmaları dolayısıyla onlarda bir eksen kayması olmamış. Sonrakiler de, teknolojik imkanlar dolayısıyla, Dîni İslâm adına yazılan belge ve materyallere daha çok ulaştıklarından yaptıkları karşılaştırmalarla gerçekleri keşfetmeye çalışmışlar. Ancak, ortada önemli noktada kırılmalar olmuş, onlara da sırası gelince değineceğiz. Şimdi hakkaniyet içinde olanlar, dînin özüne sadakatle bağlı bulunanlar, edinilen bilgi potansiyelinin zenginliği çerçevesinde ufki bir enginlik ve derinlik kazanmışlar, onlarda bu muhteviyata vukufiyet, genelde hakka duhuliyet sağlamış. Siyasetin ve hükümranlığının baskı ve müdahalesi biganeliği de söz konusu olunca gerçekler temayüz etmeye başlamıştır. 

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Mustafa Uluçay - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak YeniSöke Gazetesi Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan YeniSöke Gazetesi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Anadolu Ajansı (AA), İhlas Haber Ajansı (İHA), Demirören Haber Ajansı (DHA) tarafından servis edilen tüm haberler YeniSöke Gazetesi editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı YeniSöke Gazetesi değil haberi geçen ajanstır.



Anket Covid-19 döneminde Söke belediyesi hizmetlerinden memnuniyet düzeyiniz nedir.