Ramazan sayfası

İBADET, UBUDİYETLE BÜTÜNLEŞTİRİLMİŞ   

Neyse, biz konuya dönelim; Ubudiyeti ibadete tahvil eden, kulluğu, kölelikle eşitleyen anlayışın daralan manevi dünyasında müslüman Âlim Mollalar, İslâmın değer ölçüsünü ibadet koymuşlar. Bu anlayış ve düşüncenin, inanç merkezine de namazı yerleştirmişler. Dolayısyla iyi insan-iyi müslüman tespiti beş vakit namazın penceresinden kıymetlendirilir olmuş. Namaz ölçü yapılınca, dini hayat eleştiriye uğramış, dindarlık hafifsenir olmuş. Namaz kılanların sosyal hayatta hata ve yanlışları ve dinin diğer yükümlülükleriyle ilgili gevşekliği gerçek dindarlığa mâl edilmiştir. Dolayısıyla dînin bir dünyaya bir de ahirete bakan yönü olduğunun dengesi kaymış ve müslüman tiplemesi bozulup zarar görmüş ve görmektedir. Yani, sonuçta ibadet ubudiyetin bir şubesi olmaktan çıkmış, hayatın kapsam alanı hâline getirilmiştir. Bu muhtevayı doldurmak için birçok âdet, bid’at ve hurafeler ibadet olmuş ve bunlara sevap sayıları konarak, eli tesbihli, çenesi sakallı toplum içinde boncuk çevirenler çoğalmıştır. Üstelik bunlar kendilerini dinde üstün ve takva sahibi kabul edip, toplumda kendilerine itibar edilip saygınlık tanınmasını istemektedirler. İşte bu durumu esas yönü ile değerlendirme açısından Kur’an-ı Kerimde Beş vakit namazla ilgili ayetleri ele alıp kendimizi gerçekler karşısında sorgulamak istedik. Dolayısıyla Hayat Kitabımız Kur’an-ı Kerimi merkeze alacağız. Nebimiz Hz. Muhammed aleyhisselamın uygulamasına bakacağız, namazın önemini ve özelliğini ortaya koymaya çalışacağız. Amacımız, Yüce Allah’ın izni keremiyle budur, inşallah yararı olur inancındayız. AMA ÖNCE GENEL BİR

SORGULAMA YAPALIM 

  İnsanlık tarihinde ilim, bilim, sanat, siyaset, felsefe, medeniyet ve hepsinin kökü ahlâk, din ve insaniyet değilmidir?  İlim, fıtratta kayıtlı, bilim ise pratikte ıspatlı olarak insan hayatıyla başlamıştır. Ruh, akıl, irade ve vicdan ilimle irtibat kurarak, sanata dönüşmüş, siyasetle hizipleşmiş, felsefeyle cedelleşmiş, medeniyetle serpilmiş, ahlâkla kökleşmiş, dinle güçlenmiştir. Dolayısıyla insanlık bunlarla sınava çekilmektedir. Bu yaşam tarzıyla bunlar insanda kimlik oluşturmuş ve kişilik geliştirmiştir. Bu, ayni zamanda insanın kendini tanıma ve tanıtma iddiasıdır ve çevresine karşı da bir üstünlük sevdasıdır. Bu insan dünyaya aklından bağlıdır, dünyanının içindekilere ve dışındakilere nefsiyle sevdalıdır. Yaşadığı müddetçe bunlara karşı tutkusu artar, ayrılmayı asla istemez, bu arzusunu da mümkün olduğu kadar açık etmez, ama bu da yetmez arzu ve emelleri daima uzaklardadır. Bu tür insanlar ilmi ve bilimi, nefsiyle birleşmeyi sağlayınca kendilerini her şeyden üstün olmayı yeğ tutarlar. Bunlar, gün gelir aklıyla enaniyetini kutsar ve tapar. O, sanatı ilimle ve bilimle sarar, yetmez aşka bağlar, eserlerini çoğaltır, kendine mabutlar ve  putlar yontar ve onlara tapar. Tarihte bunlar çoktur, eliyle yaptıklarına medyun olmuş, seyrine meftun olmuş, karşısına geçip onu kendilerine tanrı sunmuşlardır. Dolayısıyla aralarında yarış başlamış, senin ki benim ki iddialarıyla iş  hizipliğe varmış ve ayrılıklar oluşmuş. Zaman gelmiş bunların ötesinde gerçek Tanrı’ya kul olanlar, kendilerini gizlemeye çalışmışlar. Evet, bu konuda her devrin kendine göre şartları ve tabi serüvenleri vardır. Yüce Allah bunların bazılarından Kur’anda örnekler vermiştir. Merak edenlere ve ders almak isteyenlere tavsiye ediyoruz

FELSEFE İLE SAFSATAYI BİRBİRİNE KARIŞTIRNAYIN

Dînin felsefesi olur mu dedik, softaca olmaz deyip inkâr ettik. Oysa inkara gerek yok. Çünkü, yapılmış ve yapılmaya da devam ediliyor. Sorgulanmamış yaşam seni sorgulatır. İnsan, insanlık hayatında Âdem’den bu güne özüne sadık bir yaşam ne kadar sürmüş ki? Kur’an-ı okuyanlar bunu anlar ve öğrenir. İnsanın özüne sadakatin takipçileri Peygamberler neden geldiklerini! İnsanlık tarihi boyunca hizipler, tekzipler, tenkitler, tefekkürler, savaşlar, farklı farklı kulvarlarda guruplaşmalar, iddialar ve müddeiler, hayatın labirentlerini oluşturmamış mıdır? Evet esatirler, efsaneler, hurafeler, masallar, hikâyeler ve romanlar insan düşüncesinin muhayyilesinden çıkıp, doğup büyüyen, akıl ötesi aslı olmayan gerçekler söylentisi olarak yaşamımızda yer aldığını biliyoruz. Bunları insanlık hayatından çıkarmak söküp atmak mümkün olmadığı, insanlık tarihi boyunca sürüp geldiği bir gerçektir. Oysa hiçbir yaşam bunların üzerine kurulamaz, ama bunlarsız yaşam da olmaz, olmamış şimdiye kadar, bundan sonra da olacağını pek sanmıyorum.  Bunlar mı felsefeyi doğurmuş veya felsefe mi bunları doğurmuş bilmiyorum. Lâkin bunlarsız da felsefe hiçbir zaman olmamıştır. Gerçekleri oturaklaştıran felsefe, mitolojisiz yapamaz, teolojisiz de olamaz. Eleştirel akıl, gönül sırça sarayından çıkmadan, bilimsel inancın ıspatına gerekçe olamaz. Var olma iddiasında olan insan, varlığının gerçeğini şu fani dünyada bunlarsız sürdüremez. Hani biri demiş “düşünüyorum öyleyse varım” Doğru mu demiş, insan gerçekten düşündüğü için mi vardır, yoksa yaratılış anlam ve amacını düşünüp doğru yaşayıp neticesine ulaşmak için mi? İKİCİ DİRİLİŞ KIYAMET GÜNÜ     İnsan ikinci bir doğuş için toprağa düşer, omurlarının son noktasında doğuşu gerçekleştirecek çekirdeğe-Acb’üzzeneb’e de iş düşer, buraya kotlanmış insan bir tohum gibi yeşerir. Bu, rahme atılan ve çıplak gözle görünmeyen ilk tohumun atomik yapısı olsa gerektir. Orada bölünerek çoğalıp insanın Ahseni takvim oluşumunu tamamlar. Bu, bir çekirdeğin başka çekirdeklere hamil oluşu gibi, özünde yazılımını devam ettirir, ta ki, Kıyam-et “Ayağa-kalk” son komutu alasıya kadar sürer.  İnsanın bu oluşumu Kur’an-ı Kerimde birçok surede dile getiriliyor. İlk hâlinin bir hücre, yani sudan yaratıldığı, sonra devamında da toprak devreye giriyor, çeşitli şekilleri ile Beşer oluşumunu tamamlarken bir takım aşamalardan söz ediliyor ve sonuçta insana tekamülü ruh, akıl, irade, bilinç ve vicdanla tamamlanıyor. Yüce Allah, yokta; yoktan varlıklar yaratıyor. Bu yaratılışların kendi indindeki zaman kavramıdır. Rabbimizin, bize taktir ettiği zaman kavramı ile O’nun zaman kavramı farklıdır karıştırmayalım. Bunlar biz insanların bilincine ve aklına sunuyor. Mearic suresi ayetler 1-4’ kadar bakılabilir. Bütün bunlar Rabbimizin insanlığa sunduğu son mesajı olan Kur’an da var. Dolayısıyla Yüce Allah insanlığa bunları işaret ediyor, anlayarak, düşünerek bakın diyor. Olaylara ve yaratıklara bilimsel yakaşımlarla felsefik analizler yapın, araştırın, keşif ve deneylerden geçirin. Bunları siz insanların bilincine, aklına ve tefekkürüne havale ediyorum diyor. İnsanoğlu bunları nasıl görmezden geliyor da orta yolda her iki tarafa eşit mesafede duramıyor? Ya maddede karar kılıp manada inkâra sapıyor ve kozmosa tapıyor veya manada yokluğa ve hiç’e kapılıp maddeyi inkârda küfre saplanıp kalıyor. Bu iki kategorik cenahta kendi içlerinde sayısız farklı fraksiyonlar vardır. Bunların içinde çizgisi doğru, seviyesi standart olanını bulmak Kur’an-sız kolay değil. Mutlaka bir takım sapmalarla ve ikonik tapmalarla ister istemez karşılaşırsınız, sonra da apışıp kalırsınız.

İNSANOĞLU KENDİNİ ARIYOR

İnsan yaratıldığı günden bu yana yaratılış amacına yönelik yolculuğunda genelde dosdoğru gitmiyor. Cüz’i iradesinin, her şeye kudreti yetmeyen aklının, sınırlı ve ölçülü bilgisinin, ihtiras ve aşırı şehvetinin altında ezilen vicdanının ve ebede yönelik ölümsüzlük sürecinin kendince mahiyetini bilmemesi ruhunun sonuçsuzluğuyla dünya ve ahiret kayıtlı bir yaratık olduğunun idrakine bir nokta koyamıyor. Bu bir tespittir, bazılarınca tartışılabilir, yanlış ve eksik bulunabilir veya tümden reddedilip inkâr da edilebilir. İnsanoğlu kendisi ve düşüncesiyle neler üretmemiş, neler türetmemiş ve hâlen daha nelerin peşinde gitmektedir! Hergün fikir ve tefekkür ufkunda üretime devam etmektedir. Varlığıyla, varlığının başlangıcıyla ve sonucuyla, kendi ürettiği makine, alet ve edevatıyla ölçümler, keşifler, deneyler ve buluşlarla meşgul. Dolayısıyla insanın bu arayışı devam ediyor, öyle görünüyor ki var olduğu müddetçe de devam edecektir. Ancak, arayışı nedir, neyi arıyorlar? Bu önemli! Arayanların, aradıklarına bakmak lazım, aradıkları nelerdir? Fizik ve metafizik olarak aranılanlar, müstakil arayışlar olduğu için farklı boyutlarda oluyor. Bu ayrıcalığın cezasını bütün dünya çekiyor. Fizikte madde ve enerji endeksli arayışlar iman bilinçli bulaşığı olması titizliği ile! sürerken, gelişmeler, aşamalar, icatlar ve buluşlar art-arda devam ediyor. Bu gidişin nerde duracağı, nasıl duracağı ve ne zaman duracağı sanırım son saatle kayıtlıdır. Ancak, insanın bu eksikli arayışına ve düşüncesine bir ortak nokta konulmalı, fizik ve metafizik barışı sağlanmalıdır. Bunu da biz Türk milleti yapmalıdır diyorum. Çünkü, insanın üzerinde yaşadığı sistem çökecek ve sistemin sahibinin taktir ettiklerinin dışında her canlı ölecektir. Bu da insanın bu dünyadaki hayatı ölüm yokoluşuyla son bulacak demektir. Ancak, insanın dünyada metafizik açıdan da bir arayışı var, lâkin bu arayışın gelişimi, değişim ve dönüşümü farklı! Sırlı ve saklılar!.. Tasavvufi yolun salikleri böyle diyorlar.

HAK GELDİ BATIL ZAİL OLDU UNUTMAYALIM  

Evet, öyle diyorlar, lâkin asırlardır ortaya koydukları bilimsel manada hiçbir şey yok. Güya büyük keşifler de bulunuyorlarmış, hani insanların yararına bir icat, bir buluş nerde? Maddeten şimdiye dek bir şey göremedik, manen de İslâm Âleminin pür melâli durumu gösteriyor. Bütün dünya Müslümanları sefalet içinde, içe dönük keşifler yapıyor, mana âleminde müthiş mesafeler kat ediyolarmış, hani insanlığa yararı olacak alâmeti nerde? Hak, adalet, insanlık ve ahlâkta lider olacak değişim ve dönüşümde rol model olarak takdim edilecek bir devlet, millet ve toplum var mı? Dünyanın hiçbir yerinde böyle bir şey gözlenememiştir. Çünkü, ilk günden bu yana ayni teorik ve felsefik kısır döngüler, bumerang misali yerinde dönüp durmaktadırlar. Sadece kendileri uçmuş, kendileri kaçmış, kendileri kehanet ve kerametlerde bulunmuş, ama toplumu o yörüngelere çekememiş ve o boyutlarda seyri temaşaya çıkaramamışlar. Kendilerince Arşı alâya çıkmışlar bütün âlemi seyretmişler, Levhi-Mahfuzu okumuşlar gelecekten haberler vermişler! Bunlar hep ferdi olmuş, müminler toplumu bu hâl ve makamlara ulaşamamışlar. Gariptir, gayrimüslim cömertliği bile gösterememişler. Onlar yaptıkları keşifleri, icat ve buluşları ücretiyle olsun dünya insanlığı ile paylaşıyorlar. Hani Mürşitlerin, Gavs ve Kutupların insanlığa yararlı olacak buluşları ve keşifleri? Ne diyor Sevgili Nebi Hz. Muhammed Aleyhisselam: “İnsanların en hayırlısı insanlara en çok faydası olandır. ”Bu güruhun insanları aldatmaktan, sömürmekten, uyutup avutmaktan başka yaptıkları bir şey yok. Bunları da almaya herkes talip olmuyor tabi. Konunun bir enteresan yönü de, bu meşhurlar herkesin istifadesine sunulan o teknik âletleri de kullanıyorlar. Evet, Allah akıl vermiş, peygamber göndermiş ve bir de katından Yüce Kur’an-ı inzal etmiş/indirmiş, daha ne yapsın? Ahmaklar-ahmaklığına doymasın mı diyelim. Hayır!  Allah hidayet versin, hakkı ve hakikati isteyene lütfetsin, kimse-kimsenin piyonu olmasın. Dileğimiz bu.

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Mustafa Uluçay - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak YeniSöke Gazetesi Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan YeniSöke Gazetesi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Anadolu Ajansı (AA), İhlas Haber Ajansı (İHA), Demirören Haber Ajansı (DHA) tarafından servis edilen tüm haberler YeniSöke Gazetesi editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı YeniSöke Gazetesi değil haberi geçen ajanstır.



Anket Covid-19 döneminde Söke belediyesi hizmetlerinden memnuniyet düzeyiniz nedir.