Ramaza Sayfası

İNSANLIK BİR SINAV MARATONUNDA

Hayat yolculuğunda herkesin kendisi için seçtiği bir kulvar var, yaşam mücadelesini burada veriyor. Yaradan, insana ruh vermiş, akıl vermiş, İrade vermiş, bilinç vermiş, vicdan vermiş, kâinat denilen mevcudatı da önüne sermiş. Saldım çayıra Mevlâm kayıra! Darbı meseli gibi ortada bırakmamış, eline bu ortamda yönünü ve yolunu belirleyici bir yaşam kılavuzu vermiş. Bundan sonrasını senin serbest iradenle yapacağın seçime bırakmıştır. Her insanın-insanlık sınav maratonu böyle başlıyor. Yani, yollar belli, roller belli, zorlama yok, yollarda ve rollerde seçim her insanın kendisine kalmış, istediğini seçer, istediği yoldan gider ve istediğini alır ve kullanır, yaradanın müdahalesi yok. İşte bu noktadan sonra insanlar yapıp-ettiklerinden sorumludurlar. Burada, bazı insanlar ben böyle bir sorumluluğa inanmıyorum, yok böyle bir şey diyebilirler. Benim dünyaya gelmem kozmik bir olay, doğal bir tesadüftür diyebilir. Bir zaman içinde var olunuyor ve yok olunuyor, o kadar. Bu kozmik âlemin bir yaratıcısı ve yöneticisi yok, herşey belirli bir süreç içinde var oluyor ve yok oluyor. Bu durum bu şekilde olup gidiyor, ne zaman  başladığı ve ne zaman sona ereceği veya bir zaman sonra son olacağı yok, bu bir sonsuzluktur böyle devam edip gidecektir diyenler var. Bunlar daha önce de vardı ve bundan sonra da olacaktır. Bunlara eskiden dehri , şimdi de ateis diyorlar, ilerde başka isimlerle de anılabilirler. Akıl bunları kabul eder mi? kabul eden akıllar var demek ki! Akleden kâlp, mümeyyiz akıl ve eleştirel akıl elbette bunları kabul etmez. Her şeyde bir nizam-intizam, plan-program, düzen, tertip ve uyumluluk, hiyerarşi, yardımlaşma, dayanışma ve silsile-i meratip var, bu durumu gören, bilen, anlayan ve idrak eden hiçbir akıl sahibi bunları inkâr edemez ve yok sayamaz. İncir çekirdeğinden galaksilere kadar kendi sistemleriyle kâinat/kozmik alem sistemini oluşturan bu muazzam ve muhteşem sistemi sahipsiz kabul etmek akıl kârı değildir. Bu kâinatın kendi kendine başıboş ve tesdüfi varlığını sürdürmesine inanmak bunu mantıkta kabul etmez.

TABİAT  TAB EDİCİSİZ OLAMAZ    

Meselâ, sanat var usta yok, eser var müessir yok, tabiat var tab eden yok, şiir var şair yok, kanun var hakim yok, toplum var kaymakam yok, icat var mucit yok, keşif var kâşif yok, neşir var nâşir yok, kitap var kâtip yok, v.s. hiç böyle bir şey mümkün mü? Yani, bir sistem varsa, onun mutlaka bir sanii de vardır. Yok diyenlerin yok demesiyle hakikat ortadan kalkacak değil. Ancak, iş bunlarla da bitmiyor, saniin varlığını kabul edenler de bir nokta üzerinde ittifak etmiş değiller. Onlarında kâinat ve hâlikı hakkında farklı görüş ve inançları vardır. 1- Kâinatın hâlikı, sahibi ve yöneticisi olduğunu kabul edenler, hâlikın kendilerine bir yaşam kılavuzu gönderdiğine inananlar var. 2- İnanmayanlar var. İnananlar bir birlik oluşturamadığı gibi, inanmayanlar kendi içinde bir birlik oluşturamamışlardır. Genelde her ikisinin de aralarında ayrılıklar, gayrılıklar, fraksiyonlar ve farklılıklar vardır. Örneğin, kâinatın hâlikı hakkında külli akıl, mutlak akıl diyen felsefeciler-filozoflar var. Kâinat ve hâlîkı ayni diyenler var. Kâinat hâlikîn gölgesi ve yansıması diyenler var. Hâlîk, Yüce Allah yaratıklardan ayrı, varlığı kendinden evveli ve sonu olmayan mutlak varlıktır. Her şey O’nun yarattığı/var ettiği mukayyet varlıklardır. Hepsinin evveli ve sonu vardır. İnsanlığa kendisini tanıtıcı ve yarattıkları hakkında bilgi verici İlâhi mesajı Kur’an-ı Mübin vardır. Vahyi İlâhi/Allah kelâmı olan Kur’an, bütün bunlarla ilgili gerçek bilgileri veriyor. Yüce Allah özellikle insanlara, kendi içlerinden birine bu bilgi kaynağını bütün insanlığa duyurup, bildirsin diye göndermiştir. Bu bilgi kaynağı Kur’an-ı Kerim, ilk geldiği hâliyle insanlığın elindedir.

DİNDAR VE DİNSİZ OLMAK SEÇİM KONUSU  

O zaman, neden insanlar Allah’tan gelen bu bilgi kaynağına topluca sarılmıyorlar denilebilir. Evet, yerinde, güzel ve haklı bir soru; bunu şöyle cevaplayabiliriz, Kur’an öyle saklı, gizli veya birilerinin elinde izinsiz, belgesiz ve ücretsiz dokunulmaz bir şey değildir. Herkes Kur’an-a istediği zaman birçok yerde ulaşabilir. Meselâ, camiler, kütüphaneler, kıraathaneler, büyük marketler ve kitap satılan dükkanlarda isteyenin, istediğini bulması gayet kolay ve mümkündür. Ama, unutmayalım burası imtihan dünyası, dinde zorlama, cebir ve tehdit olmadığı için, Yüce Allah dini kabûlde insanın serbest iradesini esas alıyor, seçimi insanın kendisine bırakıyor ve böyle sınava tabi tutuyor. Bu nedenle olsa gerek insanlar da gevşek davranıyor, gereken ciddiyeti, ihtimamı, özeni ve önemi göstermiyorlar. Sadece yetiştiği aile ortamında din adına yaşanılan ve uygulananlarla yetiniyor, ayni ortamı destekleyen çevrenin de etkisiyle mevcut hâle razı oluyor ve dini hayatı böylece devam ettirip gidiyorlar. Arada bazı farklı çıkışlar olunca da, biz büyüklerimizden böyle gördük, ona uyarız deyip genelde mâlûm hâli sürdürülüyor. Ayrıca, ekstradan din adına bilgi sahibi olmak isteyen, özel ders alanlar veya bu konuda devletin resmi okullarında tahsil görenler, dinde daha farklı bir konumda oluyorlar. Bunlar, toplum için dini rehber, önder ve kendilerine danışılan bilge kişiler olarak ilgi, itibar görüyor ve din adına güven arz ediyorlar. Ancak, gelişen teknolojinin dijital yöntemi dolayısıyla İslâm Âleminin kafası karıştı. Şimdiye kadar daha çok geleneksel dini anlayış ve inanışını dudaktan-kulağa sürdürüp götürüyordu. Ama, İnternetle, cep telefonu ve sosyal medya ile tanışınca gördü ki, din adına bildikleri birçok âdet, anane ve gelenek imiş ve Kur’an’la bağlantısı yok. İşte bu durum müslümanları özellikle genç kuşakları arayışa sevk ediyor.

İSLÂMDA BİLİNÇLENME BAŞLADI

Ne var ki, bunların üstünde din adına araştırma, inceleme ve ihtisas yapanlar genelde  azınlıkta kalıyorlar. Bu durum aslında dini açıdan bütün dünyaya şamildir. Ükeler arasında bu konuda farklılıklar olabilir, özellikle okuma konusunda, resmi tedrisat dışında, olağan ve normal yaşamda gazete, dergi, kitap okuyan devletler-milletler, toplumlar farklıdır. Örneğin, dini yaşamda az, orta veya çok okuyanlar da farklılık arz etmektedir. Meselâ, bizim milletimiz çok okuyan bir toplum değil, bu sebeple de din konusunda da dinin özü, kaynağı, detayları ve muhtevasıyla ilgili bilimsel bir çoğunluk ihtiva edecek yoğunlukta millet olarak okumuyoruz. Yukarıda ifade etmeye çalıştığımız gibi aile ve çevre kültürüyle ve daha çok dudaktan kulağa bir dini hayat bilgisiyle, dînimizi yaşamaya çalışıyoruz. Acı bir gerçek ama, üzülerek ifade etmem gerekir, çok müslüman var dininin temel kitabı olan Kur’an-ı Kerimi yaşamında eline bile almamıştır. Örneğin namazını kılanlar  ezberden birkaç kısa süre ve dua ile bu ibadetini eda ediyor. Nedense müslümanlar genelde, Allah bize bir kitap göndermiş bu kitabın içinde bize ne demiş diyerek merak edip öğrenmek ihtiyacını ciddi manada düşünmüyorlar. Sanki bu kitap din görevlileri addedilen kişilere gönderilmiş, Kur’an’dan birşey öğrenmek isteniyorsa bu kişilere baş vurup öğrenebiliyorlar, bu  anlayış genelde kafalara hakim. Bireysel olarak bende araştırıp anlayabileceğim manada, zamanımızda konunun uzmanı Kur’an-ı en doğru en iyi ve en güzel türkçeye tercüme eden bir kişi veya kişilerin bir araya gelip hazırladıkları bir Türkçe Kur’an Meali alayım teşebbüsünde bulunmuyor. Aslında bir Kur’an mealinin her müslümanın evinde bulunması farzdır. Çünkü bu müslümanın hayat kitabı, örneğin temsilde hata olmasın Anayasa gibi yaşam içeren bir kılavuzudur. Her müslümanın evinde masasının üstünde, elinin altında bulunması gerekir ve ben bunun farz  olduğuna inanıyorum. Birde bu durumda yeni bir “İLMİHÂL“ kitabı hazırlanmalıdır. Bizim toplumumuzun bir İlmihâl kitabı alışkanlığı vardır. Bunu da işinin uzmanı Akademisyenlerin yapması gerekmektedir.

YENİ BİR İLMİHÂL KİTABINA İHTİYAÇ VAR  

Dîni hayat, Nebimiz Hz. Muhammed Aleyhisselâmın vefatından sonra özünden ve asliyetinden ufak-tefek bazı sapmalarla başlayıp  ve hariçten de bazı katmalarla zaman ilerledikçe bu durum daha da genişleyip zenginleşerek devam etmiş ve bu günlere gelinmiş. Ancak, bu süreçte dikkate şayan olup değişmeyen, kendisine müdahale ve ilaveler yapılmayan çok önemli bir nokta var onu önemine binaen sabitleyelim ve bir iki cümle ile vurgulayalım. Oda bütün insanlık âleminin çok yakından bildiği Allah kelâmı Mushaf haline getirilen Kur’an-ı Kerim’dir. Beşer sözü ve eli karışmayan Allah’tan geldiği gibi tam asliyeti ve özelliği ile elimizde ve insanlığın önünde duruyor. Bu konuda da ileri-geri konuşmalar, tartışmalar ve iddialar var denilse de, bunların bilimsel manada bir kıymeti harbiyesi yok. Çünkü, dünyada bir tek Kur’an var, bütün dini kurum ve kuruluşlarda, mabet ve mahfillerde ayni metin ve muhtevada, sure ve ayetleriyle ayni ve farklılığı olmayan. Bu nedenle eleştiri ve tenkide mahal olacak ve tartışılacak bir yönü yok. Kur’an’dan sonrasına gelince, dinde ikinci kaynak olarak kabul edilen SÜNNET Hadisi Şerifler var, Nebimiz Hz. Muhammedin hayatını içeren sözleri ve işleri. Ancak, Nebimize atfedilerek kaydedilen o hadisi şerifler rivayettir. Nebimizin kaydettirmediği ve yazın diye talimat ve tavsiye etmediği sonradan  yazılımlardır. Dolayısıyla  eleştiriye açıktırlar, ancak Kur’an merkeze alınmak suretiyle kabul edilebilirler. Çünkü, Nebimize ait olduğu ağzından çıktığı gibi kayda girmemiş, yazılmamıştır. Bu nedenle kesin bilgi açısından tartışılır. O hadis kitapları Nebimizin vefatından 2 yüz yıl sonra yazılmışlar. Onlar da “Kitabı sitte” diye adlandırılan. 1- Buhari 2- Müslim 3 - Tirmizi 4 - Ebu Davut 5 - Ebu Mace 6 - Nesei. Daha başkaları da var, mezhep imamlarından Ahmet İbni Hambel’in Muvatta. Malik bin Enes’in Müsnet ve daha başkaları. Bu hadislerin toplamının birbuçuk milyon olduğunu araştırıcılar söylüyorlar.  Evet, bu konu daha uzun gitmesin diye ben kısa kestim, aslında bu zikrettiklerim bile konuya açıklık getirmesi açısından sanırım yeterlidir. Ama, yine de merak edenler olursa  konunun Uzmanı İlâhiyat camiasından olan  Akademisyenlerden araştırıp daha detaylı bilgi sahibi olabilirler. Bu konuda bir önemli ayrıntı  daha var değinmemiz gerekiyor, isimleriyle anılan bu hadis kitapları, o isimler tarafından yazılmış esas nüshaları şu zamanda elde bulunmuyor. Onların öğrencileri veya öğrencilerinin-öğrencileri yahut da bu konuda araştırma yapanların toplayıp derledikleri ve onlara ait  söylenen risalelerden müteşekkildir. 

SİRETİL KUR’AN’LA İSLÂM TARİHİ    

Nebimiz Hz. Muhammed’in vefatından sonra İslâm toplumunun yönetimini ele alan 4 raşit Halife dönemi var, bunlar Nebimizin yakın arkadaşları  Hz. Ebu-Bekir, Hz. Ömer, Hz. Osman ve Hz. Ali’dir. Bunların dönemleri de öyle gülüm, balım geçmemiştir. Özellikle Hz. Osman dönemiyle, Hz. Ali dönemi çok çetin iç karışıklıkların yaşandığı dönemlerdir. Bu tarihi dönemlerle ilgili  araştırmacılar ve güvenilir Uzman muteber tarihçiler ibretlik çok olaylardan bahsediyorlar. Meselâ ben, birçok araştırmacı ve tarihçiye ulaşılabilecek bir örnek şahsiyeti tavsiye edebilirim Prof. Dr. Ahmet Akbulut Hocayı. Bu konuda ciddi bir emek mahsulü iki eserini de öneriyorum. Bir, Sahabe döneminde iktidar kavgası, 2 Kur’an-a yabancılaşma süreci. Evet, 3. Halife Hz. Osman zamanında onun yumuşak huylu almasından yararlanmaya kalkan akrabaları, aldıkları görevleri suistimal ederek toplumun huzurunu kaçırmışlar. Özellikle kavmiyetçilik hareketiyle başlayan kayırmacılık, halkın içine fitne ateşini körüklemiş. Hz. Osman da mülâyemetiyle bu fitneye yenik düşmüş, fitne büyümüş. Sonuçta Hz. Osman şehit ediliyor ve artık fitnenin önü alınmaz bir duruma geliyor. Eski cahiliyet dönemi kavmiyetçilik, bölücülük, fırkacılık başlıyor ve siyasi olarak Şia (şiilik) bu bölücülüğün başını çekiyor. Kureyş’in Emevi kolunun liderliğini yapan Muaviye ve oğlu Yezit idareyi ele geçirip Hilâfetini ilân ediyor. Gerçi, Hz. Osman’ın şehit edilmesinden sonra Hilâfet Hz. Ali’ye geçiyor, ama fitne durmuyor, Haken olayı ile kamplaşmalar büyük kitleler haline geliyor ve araların da savaşlar oluyor, Sıffin savaşı Hz. Ali ile Muaviye arasında, Cemel vakası da Hz. Aişe ile Hz. Ali arasında oluyor, başka ayrılıkçılar da var çatışmalara girmeyen. Bu hengamede Hz. Ali’ de şehit ediliyor. Hz. Ali şehit edildikten sonra, daha önce ifade ettiğimiz gibi Muaviye Hilafetini ilan ediyor. Onun vefatıyla da oğlu Yezit idareyi ele alıyor ve Hz. Ali’nin Oğlu Hz. Hüseyin’in etrafında toplananlar ona tabi olduklarını söyleyip Hilâfetini tastikleyenler ve daha evvel de Hz. Ali’ye yaptıkları gibi Hz. Hüseyin’i de yarıyolda bırakıp gidiyorlar ve Hz. Hüseyin Yetmiş küsur kişiyle Kerbela denilen yerde Yezit’in ordusu tarafından Hz. Hüseyin’le beraber 70 kişi acımasızca katledilip şehit ediliyor. Babası Muaviye de Hz. Ali’nin büyük oğlu Hz. Hasan’ı zehirletip şehit etmişti. Dolayısıyla, artık Emevi hanedanının karşısında güçlü rakip kalmıyor. Gerçi, Zübeyr bin Avam’ın oğlu, Abdullah bin Zübeyr, Yezit karşıtı olanlardan etrafına topladıklarıyla bir  ordu meydana getirip, Yezit’e kök söktürmüş ve yedi yıl Mekke, Medine ve çevresinde birçok yerleşim alanını ele geçirip hüküm sürmüş, ama kalıcı olamamış, Yezit onu da şehit edip ordusunu dağıtmış, Hilâfetinin rakipsizliğini böylece güçlendirip her tarafa ilân etmiş. Sonuçta Emevi devleti temeli siyasal İslâm ideolojisi Ehlibeyt düşmanlığı ve Kadercilik inancı üzerine kurulmuştur. Kur’an-ı  Kerimi ve Nebimiz Hz. Muhammed Aleyhisselâmı esas aldıklarının iddiasıyla şirk sinyalleri veren din adına yaşadıkları olaylarla Kur’an ve Peygamber üzerinden farklı yorumlarıyla Emevi devleti saltanatının  99 yıl devam ettiği tarihçiler tarafından ifade ediliyor. 

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Mustafa Uluçay - Mesaj Gönder

# ilan

göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak YeniSöke Gazetesi Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan YeniSöke Gazetesi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Anadolu Ajansı (AA), İhlas Haber Ajansı (İHA), Demirören Haber Ajansı (DHA) tarafından servis edilen tüm haberler YeniSöke Gazetesi editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı YeniSöke Gazetesi değil haberi geçen ajanstır.



Anket Covid-19 döneminde Söke belediyesi hizmetlerinden memnuniyet düzeyiniz nedir.