Ramazan Sayfası

 KABİLECİLİK VE KADERCİLİK İNANCI HAKİMİYETİ  

Şimdi, Emevi Devleti dönemi İslâmda meydana gelen  kırılmayla ile ilgili bir takım nirengi noktalara değinmek gerekir. Muaviye oğlu Yezid’e devrettiği Hilâfeti, Yezit şehit ettiği Hz. Hüseyin’i şuyuu vukuundan kötü ifadelerle resmederken, dinde kader anlayışını devlet sultasıyla başlatıp resmileştirdi. İslam öncesi kavmiyetçilikle bir takım yanlışlara yeniden dönüldü. Hz. Hüseyinin kesik başını önüne koyduklarında, Yezid çevresinde olanlara onu ben öldürmedim Allah öldürdü, kaderi böyle imiş benim suçum yok deyip, islam öncesi cahiliye inancını savundu. Dolayısıyla islamda ilk kırılma da böylece başlamış oldu. Bu hengamede birçok Sahabinin canına kasdedildi ve Ehli beyte hakaretler cami kürsü ve minberlerinde alenen yapılır oldu. Emevi devletinin siyasi islam politikası bir taraftan Ehli Beyte hakaretle tezgâhlanırken, diğer taraftan da Peygamberimiz Hz. Muhammed Aleyhisselem üzerinden Sünnet eksenli bir İslâm idari sistem oluşturmanın da adımları atılıyordu. Ayrıca, Şia fırkası Ehli Beyt üzerinden Emevi düşmanlığını radikalleşip ve İslam adına farklı guruplar oluşturmuş. Emevi devleti, Kur’an odaklı devlet anlayışını, Ayetleri farklı yorumlarıyla özünden uzaklaştırıyor, Allah’ın Halifesi ünvanıyla bir Emevi Saltanatı tesis ediyordu. Bu politikaya fiilen karşı çıkan bir çok sahabiyi de katlediyordu. Emevi devlet adamlarının Kaderci anlayışı, malûm politikalarını sürdürmekte önemli rol oynuyor ve zulümlerini Allah ezelde kaderimizi böyle yazmış fetvasına dayandırıyor. Aksini söyleyenleri cezalandırıyor, ya duymazdan veya görmezden geliyordu. Mesela, Hasan Basri’nin Abdülmelik bin Mervan’a yazıp gönderdiği Kader Risalesini kâle almıyor. Gariptir! Bu risale kütüphane köşelerinde arapça kopyalarıyla zamanımıza kadar ulaşıyor, ama türkçe tercümesi yapılmıyor. 1930-40 yılları arasında Almancaya türcüme ediliyor. Birkaç yıl önce de Mustafa İslâmoğlu türkçeye tecüme ediyor. Şimdiye kadar dokunulmuyor. Neden? Kadercilik anlayışı İslâm âlemine hakim de ondan. Çünkü, bu anlayışı temellendiren İman esaslarına bir imâni şart daha eklenmiş. Kader hayır ve şerrin Allah’ın taktiri ve yaratmasıyla olduğuna inanmak imanın 6.  şartı olup resmileştirilmiştir. İsterseniz, bir öz eleştiri yapıp kendinizi de kontrol edebilirsiniz, sizde de bundan en azından kırıntılar var mı, yok mu görürsünüz. Oysa, Allah bunu ezelde bize yazdı ise, şimdi ne diye bizi suçluyor diyenlere kızmaya hakkımız var mı? Neyse, insan Kur’an’dan uzaklaştı mı işte böyle olur diyelim ve Kur’an-ı Kerimin önümüzde ve karşımızda durduğunu hatırlayalım ve dinimizi Kur’an’dan öğrenmeye bakalım ve doğruyu doğru yerden öğrenelim.

HADİS YAZILIMININ BAŞLADIĞI DÖNEM

Emevi devleti babadan oğula başlayan saltanatıyla ayni hanedanla devam ederken bir ara yine ayni hanedandan olan  Ömer bin Abdülaziz’in Hilâfetinde farklı bir politika izleniyor. Raşit Halifelerden Hz. Ebu-Bekir ve Ömer’le Ehli Beyte hakaret içerikli Cuma ve Bayram Hutbelerine son veriliyor. O zamandan bu güne gelen bir uygulama var ve devam ediliyor. Ömer bin Abdülaziz ilk Cuma hutbesine Minbere çıktığında o hakaret bölümüne geldiğinde, herkes ne diyecek diye heyecanla beklerken Nahl suresinin 90’nıncı ayetini okuyor, insanlar birbirlerinin yüzüne şaşkınlıkla bakarken minberden inip namazı kıldırıyor. Ayetin Türkçe meali şöyle: “Hiç şüphe yok ki Allah, âdil olmayı, iyilik yapmayı ve akrabaya yardım etmeyi emreder. Her türlü haksızlığı, çirkin işleri ve haddi aşmayı da yasaklar. Düşünüp tutasınız diye size öğüt verir.” İşte şimdi her Cuma günü Cuma namazı öncesi okunan hutbenin sonunda bu ayet okunmaya devam ediliyor. Ehlibeyte hakaret faslı da böylelikle bu koldan gelen Ehlisünnet camiasında son buluyor. Dolayısıyla bu ayeti okumak da Emevi Halifesi Ömer bin Abdülaziz’in Hulefadan gelen bir sünneti oluyor. Ömer bin Abdülaziz bu güzel davranışından sonra başka bir hareket daha başlatıyor. Hadis yazdırma hareketi, bundan sonra Nebimiz Hz. Muhammed Aleyhisselâmdan kim bir Hadis rivayet etmeye kalkarsa, bunu senediyle beraber yazıp bana getirsin diyor. Bu resmi emir dolayısıyla birçok kişi Hadis yazma faslına başlıyor, dolayısıyla Kur’an islâmından, Hadis islâmına atılan adımlar çoğalmaya başlıyor. Zamanla bu Hadis yazma akımı ticarete dönüşüyor ve bir Hadis endüstrisi oluşuyor. Belki, Ömer bin Abdül Aziz bu hadis yazma işini iyi bir niyetle başlatmış olabilir. Ama ileriki yıllarda çığırından çıkıyor, Hadis sayıları binleri aşıp milyonlara ulaşıyor ve önü alınamaz bir duruma geliyor. Peygamberimiz adına onun ağzından öyle enteresan hadisler uyduruyorlar ki, ağza almayı bırakın düşünmekten bile haya edersiniz. Ama ne yaparsın, bu konuda yazılan kitaplar raflar dolusu kütüphaneler de ilmi eserler olarak yer almışlar  ve bu konu sonuçta içinden çıkılmaz bir hâle gelmiştir.

DÜNYADA İNSAN, DİN, SİYASET VE MEDENİYET     

Kâinat’da Galaksiler âleminin, Samanyolu Galaksi’si içinde Güneş Sisteminde yer alan insanoğlu, Küre-i arz tabir edilen gezegende yaşamını sürdürüyor. Bu sistemin merkezinde güneş ve çevresinde ona İlâhi bir cazibe kanunuyla bağlı küreler, yıldızlar ve diğer yaratıklar herşeyi ile insanın hizmetine ve istifadesine verilmiştir. Mana ve mahiyetinin detaylarını bilmiyorum öğrenmek isteyenleri de Astronomi Uzmanlarına havale ediyorum. Biz, Kur’an ayetlerinden esinlenerek konuyu irdelemeye çalışacağız. Amacımız meseleleri kırıklamadan ve temel özelliklerinden sapmadan ele alıp daha çok okuyucunun düşüncesini harekete geçirmek ve tefekkür ufkunu akleden kalbiyle çalıştırmaktır. Çok amaçlı, çok anlamlı ve çok hareketli maddi ve manevi bir yapıda yaratılan insanın bu potansiyelini  insanlar kendi aralarında nasıl âtıl hâle getiriyorlar ve pasifize ediyorlarsa, bizde bu hususları doğru hareketlendirip yeniden dinamik hâle getirmek için dikkatleri bu noktaya çekmeye çalışacağız. Evet, güneş sisteminin kürei arz/dünya sakinleri olan insanlar, yaratıcısı tarafından bir amaç uğruna dünyanın önemli bir coğrafyasında var edilmişlerdir. İlk hallerini yine konunun Uzman araştırıcılarına bırakıp, biz Kur’an-ın işaret ettiği Beşeri durumlarıyla kan dökücü ve fesat çıkarıcı bir yapıda olduklarından başlayıp konuya gireceğiz. Yüce Allah, Melâikelerine dünyaya o beşeri yaratıklarını farklı bir duruma getirip halife yapacağını söylüyor. Bakara suresinde ayetler 30’dan 39. kadar devam ediyor. Evet, Kur’an da bu sure ile başlayıp 6 surede daha ayni konuya değinen ayetler var. Bizim bu ayetlerden anladığımıza göre, bu olay dünyanın Arabistan coğrafyasında başlıyor. Mekke veya Taif civarında, Taif olması daha münasip. Rabbimiz, Cennet gibi güzel bir vâdi olan bahçede dünyaya halife nasbettiğini söylediği insanı Âdemi eşiyle birlikte buraya yerleştiriyor ve bir takım talimatlarla da sınava çekiyor/deniyor. Âdem nesli olarak vasıflandırdığı insanoğlu burada sınavı kazanamıyor. Yüce Allah onları buradan çıkarıyor, çok geniş olan dünya coğrafyasında sınava tabi tutuyor. Âdem, Allah’tan aldığı talimatlarla neslini bir arada yönetmekle görevlendiriliyor. Bu noktada çevresini/ümmetini Mekke’de ilk yaptığı ev Kâbe’nin etrafında topluyor. Birlik ve beraberliğin kıblesi, Tevhid’in sembolü Kâbe bu özelliği ile yerini ve önemini koruyor, yaşatıyor ve bütün müslümanlar her taraftan ibadetlerini buraya yönelerek yapıyorlar. Kıyamete kadar da bu böyle devam edecektir.  

  İNSANIN VAR OLUŞ MERKEZİ VE DAĞILIM    

Kur’an-ı Kerim bir tarih kitabı değil, ama her şeye olduğu gibi tarihe de işaret eder. İnsana dışa dönük talimatlarıyla hedef gösterir, çalışıp araştırmalarını özel dayret ve deneylerini böyle yapmalarını tavsiye eder. Bu nedenle insanlık tarihinin bilimsel verilerine baktığımız zaman, insanın var oluş yerinin Arabistan ve çevresi olduğunu görüyoruz. Dünyaya dağılımının bu merkezden olduğu çeşitli araştırma ve bulgular da gösteriyor. Dünyanın bir çok ülkesindeki müzelerde bu türde bulgular sergilenmektedir. Ayrıca, tarihi harabelerdeki kalıntılar ve bu harabelerin dünya coğrafyasındaki yoğunluğu ve dağılımı da bunu destekliyor. Dünyada insanlığın ilk dîni merkezi, ilk dîni yapı, ilk dîni iletişim noktası burasıdır. Bütün insanlığın bir araya gelipte birlikte ibadet yapma yeri olan Hac burada ifa ediliyor. Hak ve tek din, ilk peygamber, ilk vahiy burada başlayıp, burada odaklaşıp, burada son noktanın konulması, son peygambere ve son vahiy burada noktalanıyor.  Aslında Kâbe bütün bu birleri, ilkleri bunları kaplayıp temsil yetkisi ve sembol oluşu, dînin ilk ve son merkezi olduğunun ıspatını buradan dünyaya ilân ediyor. Bu coğrafya asırlarca insanların yoğun yaşadığı, kendi aralarında ayrıştığı, savaştığı ve bir çok medeniyetlerin oluştuğu bir kıtadır. İlk insanlık dünya imtihan meydanına ilk adımını buradan atmış, insanlığın ilk paygamberi Hz. Âdem burada ve ilk Vahiy de burada insanlığa inmiş, dikkat ederseniz son Peygamber de buralı ve son Vahyi de burada almıştır. Yüce Allah bu hususta insanlıkla başlattığı işe yine burada son noktayı koymuştur. Son Peygamberini de ve son Vahyini de burada noktalamıştır. Bu konuda düşünen, akleden insanlar için bir takım ibretler vardır ve alınacak dersler vardır. Bu dersleri Kur’an-ın işaret ettiği noktalarda yapmak ve onun hikmetlerini araştırmak, sistemimizin oluşumuyla, son saatteki bozuluşumunu karşılaştırmak ve hayatımızın önemini kavramak zorundayız. Zamanımızda insanlık tabi ve suni sonsuz nimetler içinde şımarmış, kendi eliyle yaptıklarının esiri ve müptelâsı olmuş, bütün bunların hepsinin bir hâlık’i ve sahibi olduğunu unutmuş, heva ve hevesiyle, hazzın ve hızın sarhoşluğunu yaşıyor. Bu yoldan dönmesi lâzım, bu yollun sonu hüsran. Kendi canı için, kendi yaşamı için, zevki, sefası için, refahı ve mutluluğu için yaptığı harcamaları, çektiği çileleri verdiği emekleri, bir anlık öfke uğruna, bir anlık haz için, enaniyeti, gururu ve kibri için bir anda harcıyor, bir anda canına kıyıyor. Sonra da bunun nedametini, çirkinliğini ve hoşnutsuzluğunu tel’in edeyim derken, kullandığı ergümanlar, tavırlar ve tepkiler, bekleneni vermiyor. Ama, bunun sebebi nedir, nerde yanlış yapılıyor araştırılması yok, incelenmesi yok, düşünüp tefekkür edilmesi yok. Tam aksine, karanlığı taşlamak misali, sloganik naralar, afaki suçlamalar devam edip gidiyor. Sonuç alınmıyor çare bulunmuyor, sorun çözülmüyor ve yakınmalara devam ediliyor. Daha nereye kadar bu durum böyle devam edecektir?

İSLÂM ÂLEMİNE YENİ BİR HAREKET

Sözüm bütün İslâm âlemine olmakla beraber, özelinde içinde yaşadığım milletime sesleniyorum. Asırlarca İslâmın bayraktarlığını yapmış kıtalar arası ilâyı kelimetullah sancağını taşımış Türk Milleti, bu alanda araştırmalar yapmalı, Doktorluk, Doçentlik tez çalışmaları geliştirmelidir. Ülkemizin 81 İlinde Üniversitelerimiz olduğu gibi, ayrıca büyük illerimizde Vakıf Özel olarakta kurulmuş bir çok Üniversitemiz var. Bunlar ayni zamanda ilim ve bilim kurumlarımızdır. Bunlar araştırmaya yönelik eğitim, öğretim ve bilim yapan kuruluşlarımızdır. Geçmişe, geleceğe ve yaşanılan hâle yönelik bilimsel çalışmalar yapmaları gerekmektedir. Ülkemizin hangi alanında, biriminde ve yönünde sıkıntı varsa oraya yönelik bilimsel araştırmalar yapmak bunların görevleri değil mi? Dolayısıyla ülkemizde birçok İlâhiyat, Tarih, Sosyoloji, Antropoloji, Edebiyat ve Arkoloji gibi geçmişe, hâle ve istikbâle yönelik bilimsel çalışmalar yapmaktadırlar. Bu çalışmaları sadece kitaplar üzerinde kütüphanelerde masa başında yapmakla kalınmamalı o bilimlerle ilgili mahallere gitmeli araştırmalarını oralarda inceleme ve tetkikler yaparak, görerek ve yaşayarak ortaya koymalılar. Eğer bunlar yapılıyor deniyorsa ki mutlaka yapanlar vardır, ama çoğunlukta olmadığını sosyal medya vasıtasıyla ve yazılan eserlerden anlıyoruz. Mesela, İlâhiyat Fakültesi Akademisyenleri sahalarındaki araştırmalarını tez çalışmalarını Mekke, Medine, Kudüs, Bağdat, Şam, Konya ve Diyarbakır gibi İslâmi açıdan önemli merkezler de yapmalılar. Sadece Üniversite kütüphanelerinde masa başında çalışmalarla iktifa edilmemelidir. Hatta alanın da araştırma, tetkik ve incelemede bulunulan belgelerin şerhi yapılırken, eleştirel düşünceye de yer verilmeli, zamanın değişim, dönüşüm ve gelişimleri göz önüne alınıp bilimsel değerlendirmeler bile yapılmalıdır diye düşünüyorum. Çünkü, bu konularda çok geç kaldık.

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Mustafa Uluçay - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak YeniSöke Gazetesi Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan YeniSöke Gazetesi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Anadolu Ajansı (AA), İhlas Haber Ajansı (İHA), Demirören Haber Ajansı (DHA) tarafından servis edilen tüm haberler YeniSöke Gazetesi editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı YeniSöke Gazetesi değil haberi geçen ajanstır.



Anket Covid-19 döneminde Söke belediyesi hizmetlerinden memnuniyet düzeyiniz nedir.