Ramazan Sayfası

MÜSLÜMANA YENİ BİRVİZYON VE MİSYON            

    Meselâ, acizane sıradan bir müslüman olarak merak ediyorum, İslâm dîninin ve müslümanların merkezi Mekke olduğu hâlde, neden hiçbir İslâm devleti hükümdarı Mekke’de oturmamış veya orasını hükümet merkezi Başkent yapmamış? Başta Peygamberimiz Hz. Muhammed Aleyhisselam, Mekke’den çıkmak zorunda olup, Medine’ye hicret ederken yolda durup yönünü Mekke’ye dönüp “Ey canım Mekke, seni çok seviyorum, oradaki toplumum beni zorlamasaydı seni asla terk etmezdim” diyor. Ama, sonra Mekke’yi fethedince gelip oraya yerleşmiyor ve vefat etmeden önce de Beni Mekke’ye defnedin demiyor. Daha önce çok sevdiğini söylediği halde!  Neden acaba böyle yapmıştır, ayrıca kendisinin bu konuda hiçbir açıklaması da yoktur. Neden acaba? Aklıma gelenler, Mekke dînin merkezi, Medine siyasetin merkezi olsun diye mi? Yani, Avrupa Hıristiyan âleminin dîni siyasetten lâiklikle ayırmasını 20. Asırda gerçekleştirirken, İslâm âlemi bunu 1500 yıl önce mi yapmış? Sonra bir dikkatimi çeken husus daha var, İslâm âleminde hanedan sahibi her hükümdarın Payitahtı farklı yerlerde. Meselâ, İslâmın ilk siyasi merkezi Medine, Emevilerin Şam, Abbasilerin Bağdat, Selçukluların Konya, Osmanlıların İstanbul ve Cumhuriyetin de Ankara. Yani, devamlı bir değişim ve dönüşüm var, hiçbir şekilde geri gidiş yok, ileri yürüyüş var. Ama, yine acizane düşünceme göre, bu ileri yürüyüşlerde her değişim ve dönüşümler de Dînin merkezinden bir uzaklaşım da görünüyor. Bunun siyasi açıdan önemli etkenleri olduğuna inanıyorum. Ama, bu fiziki uzaklaşmanın yanında, dînin asliyetinden de uzaklaşıldığı düşüncesindeyim. Ancak, bu son durakta farklı bir değişim, dönüşüm ve gelişim yaşayacağımızı tahmin ediyorum. Tabi bunu benim felsefem olarak da düşünebilirsiniz. Bunlar, merak edilecek konular değil mi?  

İBADETİ SİYASİLEŞTİRMEKTEN KAÇINMAK

        Dünyada insan, Mekke civarında sahneye çıkıyor, gerçi bir takım yaratıklar var kan dökücü ve fesat çıkarıcı, Kur’an’dan bunu anlıyoruz. Ama, bunlardan başka, bunlara benzer başka yaratıklar var mı bilmiyoruz. Bu konuda araştırma yapanlar bir takım teori ve tahminlerde bulunuyorlar, bunları köktenci bir anlayışla reddetmek pek akıllıca bir düşünce olmayabilir. Ancak, biz müslümanlar olarak Yüce Allah’ın kelamı olan Kur’an-ı Keriminden öğrendiklerimiz ifade ettiğimiz gibi kan dökücü ve fesat çıkarıcı bir toplum var, insan bunların içinden bir tekamül suretiyle çıkarılmış olabilir. Bakara suresi ayet 30 ve devam eden ayetler buna işaret ediyor. Allah, bunların haricinde de bir Âdem nesli/türü yaratabilir. Öyle veya böyle, dünyada Âdem ve insan türü Mekke’de ve Kâbe çevresinde oluşup ortaya çıkıyor. Rabbimiz bu insanları burada Âdem ve eşiyle onların sulbünden gelen bizlere bildirip, tanıtıyor. Onlar burada üreyip çoğalırken başlarına, içlerinde birine bir âdeme Allah yaşam sistemlerini belirleyici vahiyler gönderiyor ve ona peygamberlik görevi veriyor. Bu vahiylerde İslam Dîninin inzal olmaya başlayan ilk yasaları ve kuralları oluyor ve Din/hayat kanunları da böylece insanla başlamış oluyor. İnsanlık ve din Kabe çevresinden dünyaya yayılıyor. Yüce Allah insanları ve cinleri Tur suresi ayet 57’de “Ancak bana kulluk etsinler diye yarattım” diyor. Bakara suresi ayet 256’da dinde zorlama olmadığını ve seçimi insanın serbes iradesine bıraktığını bildiriyor. Yani, burada imtihan durumu devreye giriyor, Mülk suresi ayet 2’de “Amellerimizle, ölüm ve yaşamımızla sınava çekildiğimiz” ifade ediliyor ve Yüce Allah Enfal suresi ayet 42’de “Helâk olan delille helâk olsun, yaşayan da delille yaşasın” diyor. Kuru gürültüye, keyfiliğe ve cehalete prim verilmiyor. Yani, Rabbimiz dindarlığımızın da, dinsizliğin de ıspatını istiyor. Demek ki, Kur’an-ı okumalıyız, ama okuduğumuz Kur’an-ı da doğru anlamalıyız, insan için din nedir, dinin mana ve mahiyeti neyi ifade eder. Çünkü, Kur’an’dan uzaklaşmak insanı başka şeylere yaklaştırır, tarihte bunun pek çok şahitleri var. İlk adımların nasıl atıldığını Hz. Peygamberin vefatının hemen arifesinde okuduğumuz eserlerden anlıyoruz. 

KUR’AN’LA YOLA ÇIKAN ŞAŞIRMAZ   Yüce Allah Kur’an-ı Mübinin Bakara suresi ayet 213’te şöyle buyuruyor: Türkçe anlamı “İnsanlar başlangıçta tek bir ümmet idi. Allah, nebileri müjdeciler ve uyarıcılar olarak gönderdi, beraberinde insanların ayrılığa düştükleri hususlarda aralarında hüküm vermesi için, onlarla birlikte hak olan kitabı indirdi. Ancak kitap verilenler, kendilerine apaçık belgeler geldikten sonra sırf aralarındaki kıskançlık yüzünden ayrılığa düştüler. Allah ise iman edenleri, kendi izniyle; hakkında ayrılığa düştükleri konularda doğru yola ulaştırdı. Allah, doğru yolu tercih edeni yoluna ulaştırır.” Bu ayetin üzerinde durarak ve düşünerek okursak bir çok sorunu çözeriz. Ama, diyoruz ya insan bu, nisyan ile mâlûl ve sınavla mezun, unutuyor, nefsine uyuyor bir anlık gafletin arkasından gidiyor, heyecana veya gaza geliyor hata ediyor ve yanlış yapıyor. Bütün bunlara gıybet yapmak için değil, gerçeği öğrenip ders almak için değiniyorum. Çünkü, Kur’an-ın hakemliğine baş vurulmuyor. Bu konuda Kur’an-ın kriterleri var, Âli-İmran 19. Nisa 59’cu ayetleri ve başka surelerde de bu konuya değinen ve yol gösteren ayetler var. Ama hepsinden önemlisi, İslam adına Arap kültürünün din kabul edilmesi, Kur’an-ın hiç gündeme gelmemesi, Emevi ve Abbasi devletleri döneminde yaşananların kutsanması söz konusudur. Bu devletlerin sürecinde çok Hadis rivayet ediliyor, Kureyş kabilesi ve Araplar kutsanıyor, Arabın dışındaki milletler Mevali adı altında 2. sınıf olarak telakki ediliyor.

MEHDİ-NÜCEDDİT-SEYYİT VE ŞEYDALAR  Hayat kitabımız Kur’an din adına her şeyin kıstası/ayar merkezi olarak taktir edilip kabul edilmeyince, ortaya paralel dinler çıkar. Peygamberlerin kutsanıp ilâhlaştırılmasıyla dine ortak yapılması, Hahamların, Rahiplerin, Filozofların, Tasavvuf ulularının, Tarikat şeyhlerinin dinde söz sahibi olmaları ve dinin Anonim bir şirkete dönüşmesine sebep oluyor. Asırlardır Hak din İslâm’ın bu duruma geldiğini görmemek için kör olmak lâzım. Hz. Âdem’le başlayan İslâm dini zamanla Hermetizm’e dönüşmesi. Hz. Musa’dan sonra İslamı sekülerleştiren/milli din haline getiren Yahudilik. Hz. İsa’dan sonra Peygamberin ilahlaştırılması, İslam üç ilahlı bir din hâline getirilmesi ve adının Hıristiyanlık yapılması hep insani müdahalelerle oluyor. Son peygamber Hz. Muhammed Aleyhisselâma vahyedilen Kur’an bütün bunların yanlışlarını ortaya koyup ayıklayarak Yüce Allah, benim indimde din İslâmdır demesi ve bu son vahyi ile bu dini tamamladığını bildirip ve bu İslâmın etrafında toplanılmasını emretmesi çok ciddi önem arzetmektedir. Evet, dünyada kısaca insanlıkla dinin serüvenini özetlemeye çalıştık. Dünyada Hz. Âdem’le başlayıp, Hz. Muhammed aleyhisselamla noktalanan İslâm Dîni, dünyada nasıl bir yelpazeye dönüştüğü ortada. Sayısını belirlemek mümkün mü bilmiyorum, hiçbir harfinin değişmediği ve koruyucusunun da Yüce Allah’ın olduğu Kur’an-ı Kerim ortada. Ama, buna inanan müminler bölük-pörçük, Mezheplerle bölünmüşler, meşreplerle bölünmüşler, cemaatlerle bölünmüşler, tarikatlarla bölünmüşler, bölünmüşler de bölünmüşler. Durum labirentler hâline dönüşmüş kimin haklı kimin haksız olduğu birbirine karışmış ve içinden çıkılmaz hâle gelmiş. Öyle ki, hepsi birbirini suçlar ve yanlışlar içinde olduklarını iddia eder olmuşlar. Kelime oyunlarıyla, edebiyat cambazlığıyla merkezden uzaklaşanlar kendilerini kutuplaştırmışlar, dînin ortakları haline gelmişler, ama geldikleri bu durumu inkâr ediyorlar. Yani bu hareket durmamış, durmuyor ve bundan sonra da durmayacaktır. Hz. Muhammed Aleyhisselâma vahyedilen Kur’an’daki İslâm Dini, Hz. Muhammed’in vefatından sonra başlayan şimdi İslâm âleminin içinde bulunduğu bu durum bunu göstermiyor mu?

KUR’AN-IN ETRAFINDA TOPLANMALIYIZ  

Bu, imtihan sırrının bir tezahürü olsa gerektir diye düşünüyorum. Çünkü, dinde bu kadar yoğun bir bölünmüşlük ve bu akıl almaz dîni bölünmüşlüğün içinden haklı olarak çıkmak, yani sınavı kazanmak ve süresiz kalınacak olan cennete girip o muhteşem nimetlere nail olmak kolay birşey olmadığı gayet açık ve net olarak belli oluyor. Dünya insanlığının içinde bu duruma eğilen, düşünen ve hakkı aramak adına bir bilimsel kurum oluşturmaya çalışanlar olmamış. Hindistanda dinleri birleştirmek için Ekber Şah adında biri çıkmış, İmamı Rabbani diye biri de bu projeye karşı çıkmış. Tarikat Şeyhi olan İmamı Rabbani bu çıkışıyla din adına dünyada 2. Müceddid olarak meşhur olurken, Ekber Şah büyük bir yanlışlığa soyunduğu inancıyla hoş karşılanmayıp dışlanmış. Sonraları din adına diyaloglar başlamış, onlarda bir sonuç vermemiş. Şimdi, Üniversitelerde  yüksek düzeyde dîni eğitim yapan Fakülte, Akademi, Yüksek Okul ve Enstitüler konferans, sempozyum, seminer, araştırma ve iletişim araçlarıyla karşılıklı diyaloglar yapıyorlar ve tartışıyorlar.  Ancak bütün bunların hepsinin din adına ortak noktada buluşacakları bir kriterleri yok. Hâlbuki, beşer eli karışmamış  son bir İlâhi vahiy var Kur’an. Belki, Kur’an-a inanıp bağlı olduğunu söyleyenlerde bölük-pörçük olmuş diyorlardır. Görünen haliyle buna da hak vermemek mümkün değil. Ama, esasında/özünde durum nasıl, oraya bakmak lâzım. Çünkü, dînin kaynağı Kur’an yaşamdan uzaklaştırılınca araya girenler oluyor ve bu aracılara yukarıda değindim. Kur’an merkeze alındığı zaman inanıyorum ki, o aracı tufeyliler birer birer dökülecek ve  islâmiyet özgürlüğüne Kur’an-ın etrafında toplanılarak kavuşacaktır.

İSLÂM DA İLK KIRILMA NOKTASI  

Bilimsel bir gerçek olarak yapılan araştırmalarda anlaşılan görünen o ki, Hz. Peygamberin vefatından sonra eskiye ilk dönüş kavmiyetçilikle olmuş, Nebi Aleyhisselamın naaşı içeride duruyor, Ümmeti dışarıda bundan sonra başımızdaki Lider sizden mi bizden mi olacak tartışmalarını yapıyorlar. Kureyşten Hz. Ebubekir’in seçimiyle bu siyasi hareket içe kapanıyor. Hz. Osman zamanında kabilevi guruplaşmayla dışa vuruyor ve Hz. Osman’ın şehit edilmesiyle alevleniyor, Haşimi kabilesinden Hz. Ali ile Emevi kabilesinden muaviye arasında cepheleşme son noktaya geliyor ve Sıffin Savaşı çıkıyor. Diğer taraftan Hz. Aişe de, Hz. Ali’ye cephe alıyor Cemel Vakası vuku buluyor. Şia başı çekmekle beraber daha başka ayrılıkçılar da zuhur ediyor Hariciler, rafiziler ve başka fikir ayrılıkları, bunların hepsi önce siyasi idi sonra dini alana kaydı, eski cahiliyet dönemi inancına dönüşler başladı. Bu çığırı da Emevi hanedanından Muaviye ve oğlu Yezid başlattılar. Kadercilikle Hz. Hüseyin’in katlinde onu ben öldürmedim onu Allah öldürdü, ezelde onun eceli böyle taktir edilmiş, ölümü bizim elimizden olacak ben na yapayım kaderi böyle imiş dediler ve bir takım eski cehalet örnekleri yeniden gündeme geldi. Bunların yanında bir siyasi akım daha türedi, dediler ki, bu bir iktidar kavgası, Liderlik sadece Hz. Peygamberin soyuna has kılınmış diye bir kayıt var mı? Kim Liderlik özelliğine sahip kriterleri şahsında toplamışsa o bu yarışa girebilir dediler. Bu bir iktidar savaşıydı başladı ve bu savaşı ben kazandım Liderlik benim hakkım oldu ve bu milleti ben yöneteceğim dedi Yezit. Dolayısıyla bu doğal ve normal bir iktidar ve liderlik yarışıydı, yarışı ben kazandım ve bundan sonra Müslümanların idarecisi Halifesi benim bu toplumu ben yöneteceğim iddiasıyla Emevi devleti 99 yıl hüküm sürdü. Hâliyle dünya insanlık tarihinde bir takım istifhamlarla yerini aldı, o istifhamlar özet olarak ifade etmeye çalıştık. Ne yazık ki, o problemler çözülemedi ve birer ukde olarak islamın bünyesinde bir virüs vicdanları kanatmaya devam ediyor. Tarihte bazı düşünürlerimiz, onların aralarındaki iktidar kavgalarına ve döktükleri kanlara bizim kılıçlarımız bulaşmadı, dillerimizi de bulaştırmayalım demişler. İyi de doğruları nasıl öğrenip, dersleri de doğru alacağız? Elbette bu çalışmaları onlara düşmanlık iç güdüsüyle yapmayacağız. Ama, eleştirel aklı da devre dışı bırakmamamız da gerekmiyor mu?

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Mustafa Uluçay - Mesaj Gönder

# vefat, prim

göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak YeniSöke Gazetesi Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan YeniSöke Gazetesi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Anadolu Ajansı (AA), İhlas Haber Ajansı (İHA), Demirören Haber Ajansı (DHA) tarafından servis edilen tüm haberler YeniSöke Gazetesi editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı YeniSöke Gazetesi değil haberi geçen ajanstır.



Anket Covid-19 döneminde Söke belediyesi hizmetlerinden memnuniyet düzeyiniz nedir.