Ramazan Sayfası

İSLÂM DA YENİLENME KAPISI HEP AÇIKTIR  

Kur’an-ı Kerimin bazı ayetlerini birileri, hadisi şeriflere dayanarak nesih-mensuh kriteri oluşturup, hükümlerini yaşam dışı bırakacak, bunlar büyük âlimler olarak baş köşelere oturtulacak ve dokunulmazlık zırhlarına büründürülecek ve kutsanacaklar. Sen bunlara ilişmeyeceksin, eleştirmeyeceksin, ama onlar senin dininin temel kaynağı Allah kelamı Kur’an-ı kendilerine göre yorumlayacak, hükümler çıkaracak ve sana dayatacak, sen susacak günahtır diyerek dokunmayacak bunları eleştirmeyeceksin. Bunlar senin dinin temelini kendilerine göre kuracaklar günah olmayacak, ama senin bunlara dokunman çarpılmana sebep olacak. Bunların asırlar öncesi görüş ve düşünceleri kutsanacak, o zamanların şartlarıyla bu zamanın şartları mukayese edilmeyecek, onlar tabulaştırılırken, sen bunları eleştirdin diye dinden uzaklaştırılacaksın! Neymiş, içtihat kapısı kapanmış mış, bu kapıyı kapama selâhiyetini kim-kimden almış, ne hakla ve düşünceyle? Hayatın devam ettiği, olayların farklı boyutlarda seyrettiği, bilim ve teknolojinin durmadan mesafe katettiği, sanat, siyeset ve felsefenin ilim mahfillerinde, sosyal görüş çeşitliliğinde zihinleri zorlar ve çıkış yolları ararken, kimsenin düşünce ufkunu karartmaya ve fikri gelişmelerin önüne stop işareti koyma hakkını bunlara kim vermiştir? Hayır, artık bu  dayatmaların da vakti zamanı geçmiştir. Bu tür bir aklın, böyle bir idrakın, anlayış ve iz’an-ın islam dininde yeri yoktur. Evet, bu iddia ve saplantılar şimdiye kadar bir takım Mütegallibe ve Ekabirin arkasına sığınılarak sürdürülüş olabilir. Ama, artık takke düştü ve kel göründü misali, ilmin ve bilimin üzerindeki inhisar kalktı, yeni bir dönem başladı, geçmişin sırlı ezberleri, ve kutsanmış gelenekleri, gelişen teknolojinin şeffaflığında bu zamanın sıradanlıkları haline geldi. 

ŞİRKTEN ŞİDDETLE

KAÇINMAK LÂZIM Zamanın getirdiği gelişmelerle, üstü  örtülmüş, es geçilmiş ve yanlış yorumlarla yönü değiştirilmiş bir takım gerçekler öne çıkarılıp ekrana getirilecek ve getiriliyor. Kur’an dîninden, hadis dinine kaymaların önünün kesilmesi lazım. O, Allah’a bile din öğretmeye kalkanların, dinde hüküm koyma ile ortaklığa kalkışanların, yanlışlıkları orta yere serilmeli ve görülmelidir. Hakk ve hakikatler Kur’an-ın hayata ve kâinata bakış açısıyla, Nebimiz Hz. Muhammed Aleyhissalamın yaşamı örnekliğinde birleşmesi pratiğe dönüşüp görselleşmesi zihinlere yerleşip tezahür etmesi gerekir. Dînin tebliğcisi olan Hz. Muhammed’i dînin ortağı yapanlar ve Allah’ın yanına Vekili olarak oturtanlar bu şirkleriyle insanları yoldan çıkaranlar, dış dünya ile Cennetin kazanılacağı gerçeğini, iç dünyaya dönük felsefeleriyle Allah’la bütünleşenler kendi kaderlerine terk edilmelidir. Artık, iman bilinci ile salih amel işleyerek Allah’a yakın olma takvasını şeytana ve kötülüklere siper yapmak esas alınmalıdır. Onun hürmeti, bunun himmeti, berikinin ermişlik şefaati değil, hiçbir aracıya ve kurtarıcıya yaslanmadan ihlâsla “Yalnız sana ibadet eder ve yalnız senden yadım dilerim” tevhidi inanışı ve iman güveniyle Allah’a kulluk edilerek özgürleşilmelidir. İşte bu gerçeklerin ışığında Namazı Kur’an da zikredilen Ayetlerle ve bu ayetleri yaşayarak Kur’an’laşan hayatıyla Nebimiz Efendimiz Hz. Muhammed’i gerçek hüviyeti ve özelliğiyle ortaya koymalıyız. Müminleri ikilemden uzaklaştırıp Tevhid’de buluşturmak, ibadette ortaklardan uzaklaştırmak amacında olmalıyız. Bu konuda kimseyle problemimiz yok, yanlış, hata, kusur, bid’at ve hurafelerle mücadelemiz var. Yüce Allah kelâmı ilâhisinde namazı nasıl tarif etti, nelerle ilişkilendirdi, çerçevesini ne şekilde çizdi, kendisine itaatta nereye koydu ve Nebimiz Hz. Muhammed sosyal yaşamında nasıl uyguladı ve biz ümmetine nasıl örnek oldu, bunlara bakarak namazın önemi ve özelliği üzerinde duracağız. Bu alanda yanlışlarımız olursa ki, olabilir; tenkitler ve eleştirilere açığız. Çünkü, her şeyin tek doğrusunu bilen Allah’tır. Bu iman bilinciyle yola çıktık, Yüce Rabbimiz yar ve yardımcımız olsun, dosdoğru yolundan ayırmasın.

ALLAH’IN YÜCE AZAMETİNE SIĞINMAK  

Her canlı canını kurtarmak ve canına gelecek her hangi bir zarardan kendisini korumak için bir yere, bir şeye sığınıp  dayanmak ister. Her can taşıyan yaratıkta bu duygu var. Sıkıştığında, zora geldiğinde böyle bir melce ve güç arar. Bu, kim olursa olsun fark etmez, çünkü fıtratı bunu gerektirir. Bu nedir? Yaratanın yarattığına verdiği kendisini tanıtma duygusu veya içgüdüsüdür. Bunun bir adı korku, karşıtı da cesarettir. Ancak ikisinin de bir sınırı vardır, işte orada yaratıklar üstü bir güç devrededir. Bu, umulan bütün beklentilerin tükendiği, çarenin olmadığı, yardım ve desteklerin kalmadığı, bittim artık denildiği yerde, Allah’tan ümit kesmemektir. Burada, yettim ey kulum deyip, Allah imdada gelir. Yoksa paniklemek ve cinnet her şeyi bitirir. Ama, önce fıtratına ters hareket etmemek kula düşen itaat etmektir. İşte onun için olsa gerek Rabbimiz sonsuz kudretini, hüküm ve hikmetini kulu için Kur’an-ı Mübinin ayeti kerimelerinde bildiriyor. Ve Âli-İmran suresi 26. ve 27. Ayetlerinde şöyle buyuruyor. Mealen, “De ki, Ey Hükümranlığın gerçek sahibi Allah’ım mülkü dilediğine verirsin, dilediğinden de mülkü çekip alırsın. Dilediğini yüceltir aziz edersin. Dilediğini de alçaltır zelil edersin. Bütün hayır senin elindedir, şüphesiz sen her şey için bir ölçü koyan ve her şeye gücü yetensin. Geceyi gündüze geçirir, *gündüzü uzatırsın* gündüzü de geceye geçirirsin *geceyi uzatırsın* Ölüden diri çıkarır, diriden de ölü çıkarırsın. Dilediğine de hesapsız rızık verirsin.” Evet, insan bunu idrak  etmeli ve böyle bir kudreti sonsuz  Vacibül Vücut olan Allahü Azimüşşâna dayanmalı, güvenmeli ve sığınmalıdır. Müminler böyle yaparlar. Onun için mutludurlar, huzurludurlar ve O’na namazlarında böyle dua ederler. Çünkü, sığındıkları iyilikleri sonsuz ve ikramları bol olan âlemlerin Rabbi Allah’tır. 

MÜ’MİN’İN KESİN GÜVEN KAYNAĞI ALLAH’TIR 

Bütün yaratıkların bir zâfı, eksik bir yanı, hata yapma anı, ihmâli, nisyanı oluyor. Bu durumda yardımına baş vurduğun, dayandığın ve güvendiğin herhangi bir insan sana yardım edemeyebilir. Bu, muhtemel bir ihtimâldir, aklına gelir, bir tereddüdün, endişen olur. Aslında bu normaldir, çünkü oda senin gibi bir yaratık. O zaman, bunların hiç biriyle mukayesesi yapılamayacak, sana kesin-kes, tereddütsüz yardım edebilecek bir tek kadiri mutlak Allah vardır. O’na dayanacak ve mutlak O’na güveneceksin Kur’an-ın ilk suresinin 5. Ayeti buna delildir. Bu, günde beşvakit namazda 40 sefer okunur. Bu, Kur’an-ın birinci suresi Fatiha’dır. Evet, bu suredeki 5.ayette şudur “İyyake nâbüdü ve iyyake nesteîn” *Yanlız sana ibadet eder ve yalnız senden yardım dileriz* İşte kendisinden yardım dilediğimiz Yüce Allah, bizim bu dileğimizi duyar ve mutlaka bize, samimiyetimize göre yardım eder. Bize yapacak olduğu yardımı da hiç kimse ve hiçbir şey engelleyemez. O noksan sıfatlardan münezzehtir. Hiçbir noksan sıfat O’na atfedilemez, O zatı ve sıfatlarıyla emsalsiz ve eşsizdir, tektir, ortağı, şeriki ve benzeri yoktur. Yukarıda Ayeti kerimede ifade edildiği gibi O, istediğini yapar ve yapmaktadır. Ama, müslümanlar tam bir iman bilinciyle ve hulûsi kâlp ile O’na karşı gereken teslimiyeti bazen nedense gösteremiyorlar. Mutlaka çok ufakta olsa bir tereddüdü oluyor. Bu da imana güç veren manevi akım mı acaba? Hz. İbrahim Nebi ile tezahür ettiği gibi, Hz. Zekeriyya Nebide de aynen tezahür ediyor. Meselâ, konuyla ilgili, Âli-İmran suresinin 38 ve 39’ncu ayetlerinde olduğu gibi. Rabbimiz şöyle buyuruyor: Mealen, “Zekeriyya o anda ve orada Rabbine şöyle yalvardı *Rabbim, bana katından tertemiz bir nesil ver! Kuşkusuz sen duayı işitensin.* “Mihrapta namaz kılmakta iken melekler ona seslendiler’ Allah sana, Allah’tan gelen bir kelimeyi tasdik eden, efendi, nefsine hakim ve iyilerden bir Nebi olarak Yahya’yı müldeliyor.” Zekeriyya bu müjdeyi alınca bakın ne diyor? Ayni surenin 40 ve 41. ayetlerinde geçiyor. Mealleri şöyle: “Rabbim yaşlılık benim yakama yapışmışken ve karım da kısır iken nasıl benim bir oğlum olacak?” dedi. Allah: “İşte Allah böyledir, O dilediğini yapar! buyurdu. “Rabbim, bana bir delil ver.” dedi. Allah’da: “Senin delilin üç gün, insanlarla işaretle anlaşmak dışında konuşamamandır. Rabbini çok zikret ve sabah akşam tesbih et.” buyurdu. Lütfen ayetleri düşünerek okuyalım.

DUANIN KARŞILIĞI, ETKİSİ VE SONUCU  

Zekeriyya Peygamberin yaptığı duayı, Rabbimizin duaya icabetini gördük. Rabbimiz, Zekeriyya’ya, adını Yahya koyduğu ve peygamber olacağını da müjdelediği bir erkek çocuğu vereceğini vahyetti. Hz. Zekeriyya ne yaptı? Allah’ım sana hamdolsun, duamı kabul ettin ve hem de bana bir Peygamber evlat veriyorsun deyip şükür secdesine kapanması gerekiyordu,  ama kapanmadı, kendisinin yaşlı olduğunu ve karısının da kısır olduğunu söyledi. Nasıl olur bu deyip, tereddütler içinde kaldı ve bu işin olacağına işaret ve Allah’tan delil istedi. Allah da ona delilini söyledi. Burada ibret alınacak ve bilimsel manada dersler çıkarılacak uzmanına önemli işaretler var. Bu durum bizi aştığı için geçiyoruz, kendi sahamızda görevimizin ifasında yolumuza devam ediyoruz. Evet şimdi, Allah’a ubudiyet yolculuğumuzda işlediğimiz kabahatlerimiz ve hatalarımız açısında nasıl ilaz edilip uyarıldığımıza bakalım. Âli-İmran suresi ayet 147’de Rabbimiz şöyle buyuruyor: Mealen, “Onların sözü sadece şuydu; Rabbimiz, günahlarımızı ve haddi aşan tavırlarımızı bağışla, ayaklarımızı yerde sabit kıl, kâfirler topluluğuna karşı bize yardım et.” Evet, Allah’ın yarattığı bir insan olduğumuzu, nisyanla malûl bulunduğumuzu ve zaman zaman günahlar işlediğimizi, haddimizi aştığımızı unutmayalım. Nebimiz Hz. Muhammed aleyhisselamın, “Ben günde 70 sefer tövbe ediyorum” sözcüğünü kulağımıza küpe yapalım, onun izinden gidip, ahlâkıyla ahlâklanalım ve onu kendimize rol-model edinelim. Bu sebeple namazlarımızı ve namazlar da dualarımızı da hiç terk etmeyelim. Çünkü, Yüce Allah bu yolda bizi terk etmediğini Kitabı Mübini Kur’an-ından öğreniyoruz. Ve bu yolda bizim nasıl olmamızı daha detaylı bir şekilde ayetlerde bildiriliyor ve daha açıkçası öğretiliyor.

ÖRNEK ALINACAK MÜSLÜMAN TARİFİ  

Hayat kitabımız olan Kur’an, hayatımızda kendimizi nasıl yöneteceğimizi bize öğretiyor. Âli-İmran suresi 190-191-192-193 ve 194’ncü ayeti kerimeler yaşam sürecimizdeki stratejiyi belirliyor. Rabbimiz şöyle buyuruyor: “Hiç şüphesiz ki göklerin ve yerin yaratılmasında, gece ile gündüzün birbiri ardınca gelmesinde, derin kavrayış sahipleri için alınacak nice ibretler vardır.” Onlar ki, ayakta, otururken ve yanları üzere yatmış durumdayken Allah’ı anarlar. Göklerin ve yerin yaradılışı hakkında derin derin düşünerek, Rabbimiz, bunların hiç birini anlamsız ve amaçsız yaratmadın. Sen yüceler yücesisin. Bizi ateşin azabından koru! Rabbimiz şüphesiz sen kimi ateşe atarsan onu perişan edersin. Zalimler/yanlışta ısrar edenlerin yardımcıları da yoktur. Rabbimiz, biz, Rabbinize iman edin diye imana çağıran bir davetçiyi işittik ve hemen iman ettik. Rabbimiz bizim günahlarımızı bağışla, suçlarımızı ört ve bizi iyilerle birlikte vefat ettir. Rabbimiz bize elçilerin aracılığıyla vaat ettiklerini ver ve bizi kıyamet günü rezil rüsva etme, zira sen vaadinden asla dönmezsin.”Evet, Allah’a kulluk inancımızı, ubudiyet bilincimizi her halimizde diri tutmak ve hayatımıza hakim kılmak uyanıklılığını terk etmeyeceğiz. Bu tutumumuz, Rabbimizle olan kulluk ilişkimiz her hâlû-hareket ve duruşumuz da bilinç, inanç ve amel olarak varlığını bizzat gösterecektir. Gözlerimizin gördüğü yeryüzü ve gökyüzü ve buralarda ceryan eden olaylar, bunların yaratılışları nedir? Gece ile gündüz ard-arda gelip gidip duruyor, bunlarla ilgili hikmetler nelerdir? Gökler ayrı bir âlem, yeryüzü ayrı bir âlem, bunlar üzerinde düşünmek ve araştırmalar yapmak teşvik ediliyor. Örneğin,  güneş sistemimizin çevresindeki gezegenlerin ve üstüne yaşadığımız dünyanın yaratılışı ve yapısıyla ilgili bilimsel çalışmalar yapın deniyor. Gezegenlere ulaşmanın, onların yapılarını araştırmanın yollarını aramanın teşviki var bu ayetlerde. Rabbimiz son saatle ilgili âniden gelecek olan o velvelei azamın dehşetini, yani sistemimizin uğrayacağı o müthiş akıbet hakkında bize bilgiler veriyor. Bunların üzerinde durmamız gerektiğine işaret ediyor, yoksa ne diye Rabbimiz onlardan bize haberler versin. Sistemin çöküşünde meydana gelecek olaylar şimdi bizi ne diye ilgilendiriyor?

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Mustafa Uluçay - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak YeniSöke Gazetesi Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan YeniSöke Gazetesi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Anadolu Ajansı (AA), İhlas Haber Ajansı (İHA), Demirören Haber Ajansı (DHA) tarafından servis edilen tüm haberler YeniSöke Gazetesi editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı YeniSöke Gazetesi değil haberi geçen ajanstır.



Anket Covid-19 döneminde Söke belediyesi hizmetlerinden memnuniyet düzeyiniz nedir.