TEKE BIÇAĞI Namıdiğer Yatağan

Dünden devam... HURDACI çocuk, üç tekerli arabasını ittirerek, Doğan da yanında ona uygun, dizlerini zorlamadan yavaş adımlarla şehrin eski ve dar sokaklarına girene kadar sohbet ettiler. Çocuk kendisini, ailesini, kardeşlerini, babasının işini ve okulundaki arkadaşları ile öğretmenlerini içinden geldiği gibi anlattı. Okuyup adam olmak istiyordu. Doğan sordu:

-Mesela?..

-Doktor, mühendis; belki de uçak sürerim.

-Yani pilot...

-Evet işte ondan; kaptan pilot diyorlar ama ben ne olduğunu bilmiyorum.

-Okula bu kıyafetle mi gidiyorsun?

- Hayır, okul kıyafetiyle... Geçen yıl almıştık... Pantolonum biraz kısa geliyor ama olsun... Bir iki ay daha idare eder.

-En çok hangi dersleri seviyorsun?

-Hepsini de seviyorum ama fenden daha iyiyim. Biraz çalışırsam sözelim de düzelecek. Bu iş yüzünden fazla okuyamıyorum, oturup çalışamıyorum.

Yolları hem yokuşa sardı, hem de sokaklar daraldı, Halim’in dizleri zorlanmaya başladı. Yerler eski düzen kaya parçası büyük düzgün taşlarla döşeliydi. Göz hiç de rahatsız olmuyordu. Sanki ebru işler gibi taşlar birbirine uygun, bir düzende yerleştirilmiş. Yürürken de hiçbir takılma veya ayak yamulması olmuyordu. Yapan usta veya ustalar iyi ustaymışlar. Kim bilir kaç yıl oldu, hiç de bozulma yok. Belediye de buraya gerekli özeni göstermiş, tarihî değeri korumuşlar. Evler de sokak gibi çok mütevazı, şirin görünümde... Çıkmaların gözü rahatsız etmek gibi bir niyeti sezilmiyor, bilakis yerdeki taş döşemelerle birlikte tarih burada diye haykırıyorlardı. Taş ve ahşap, bu kadar mı uyum sağlayabilir; sessiz, görsel bir musıki sergileyebilirdi? Sağlı sollu eski ahşap cümle kapıları, oldukça yüksek ve geniş, kimisi bakımsızlıktan rengini yitirmiş, kimisi de yağmur, kar, rüzgâr, fırtına, güneş ve zaman denen en büyük failin etkisi ile kararmaya yüz tutmuş, açılan kanatların üzerinde biri daha büyük, diğeri daha küçük iki tokmak... Her ikisi de devrinin sanat anlayışını, zevkini yansıtacak kadar kendini gösteriyor. Kapıların bir açılan kanatlarından biri üzerinde insan boyunda, cümle kapısına göre küçük bir kapı daha var. Bu kapılara Anadolu’da “enikli kapı” dendiğini duymuştu Doğan. Bu büyük kapıların üzerinde yükselen duvar da özellik arzediyordu. Büyükçe bir kemer ve o kemerin ortasında aşağı doğru daralan kesik piramit şeklinde “kilit taşı” yer alıyor. Bu güzelliklere ve sanata kendini kaptırmış yokuşu adım adım tırmanırken hurdacı çocuk, bir enikli kapı önünde durdu, arabasının tekerleğine bir taş koyup doğruldu:

-Geldik, amca... Ninenin evi burası.

Doğan, önce kapıya sonra da evin sokağa bakan duvar ve pencerelerini gözden geçirdi. Saçaklar ahşap işlemeciliği sanatını üst seviyede yansıtıyordu. Ev bakımlıydı. Avlu kapısının üstünden görünen kısma bakılırsa iki katlı bir hanay... Umur görmüş bir ailenin malı olmalı... Çocuk kapıyı çaldı. Doğan’ın hayali yarım kaldı. Pencereden bir baş seslendi: Devam edecek

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Yaşar Çağbayır - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak YeniSöke Gazetesi Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan YeniSöke Gazetesi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Anadolu Ajansı (AA), İhlas Haber Ajansı (İHA), Demirören Haber Ajansı (DHA) tarafından servis edilen tüm haberler YeniSöke Gazetesi editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı YeniSöke Gazetesi değil haberi geçen ajanstır.



Anket Covid-19 döneminde Söke belediyesi hizmetlerinden memnuniyet düzeyiniz nedir.