Ramazan sayfası

İMAN-AMEL BÜTÜNLÜĞÜNDE DUA ŞUURU  

Yüce Allah, iman iddiası ile amel ıspatını birlikte zikrettiği ayetlerinde, dua ile kulluğun başını bağlıyor. Hepsinde bir insicam var tespihin boncukları misali gibi, birini koparmaya kalkarsan tespih dağılır. O nedenle, her zaman bütüne iyi dikkat etmek gerekir, nelerden meydana geldiğini bilmek için bu şart. Rabbimiz Âli-İmran’ın 190’la başlayan beş ayetine çok iyi yoğunlaşmamız lâzım. Hz. Aişe Validemiz anlatıyor: Nebimize bu ayetler mazil olduğun da/indiğinde secdeye kapandı ve uzun bir süre secde de kaldı diyor. Demek ki, ayetlerin mana derinliğinin verdiği haşyetle secdeye kapanan Nebimiz, bizlere de örnek oluyor ve bu durumdan sizde nasibinizi arayın diyor. Çünkü, Yüce Allah ayetinde “Rabbena ma halakte haza batılâ” diyor. Yani, *Rabbin batıl gereksiz işe yaramaz hiçbir şey yaratmaz* Sakın şirke düşme, yoksa seni kimse Allah’ın elinden alamaz  ve kurtaramaz. Ancak, bu dünyada tövbe eder Allah’tan af dilersen kurtulursun, başka türlü kurtuluşun yok. Bu nedenle şirk çok büyük bir günahtır. Mutlaka bu dünyada tövbe etmek gerekir. Rabbimiz, bana şirk günahıyla gelme diyor, Kur’an-ın bu ayetlerinden habersizler, güya, Rabbimiz bana ne günahıyla gelirsen gel affederim yeter ki kul hakkıyla gelme demiş. Elbette oda önemli, ama şirk hepsinden önce gelir. Allah’ın zatına ve fiiliyatına eş, ortak ve yardımcı koşmak şirktir, *Rabbim, sana imana çağıran davetçiyi işittim ve iman ettim* dedikten sonra şirke düşmek en kötü, onun için, ona yaklaştırıcı günahlardan sakınmak ve eğer bulaştıklarımız varsa, hemen Allah’tan af dilemek ve Allah’ın iyi kulları ile beraber haşrolmayı istemektir. Ayetin sonun da, Rabbimizin, Rasulüne vaat ettikleri var, bizde onlara talibiz. Çünkü, Rabbimiz vaat ettiklerini mutlaka yerine getirir.  Dolayısıyla bu dualarımıza devam edeceğiz.      

TEYEMMÜMLE NAMAZ KILMANIN HÜKMÜ      

 Namaz, hiçbir şekilde terki mümkün olmayan bir ibadettir. Ancak, unutmak, uyuyup kalmak, bayılmış olmak, akli dengesi yerinde olmamak ve hastalıktan kendisine kumanda edememek ve teyemmüm dahi yapamamak durumunda olmak müstesna. Bunların hiçbirisi ile ilgisi olmayıp namazı terk eden, Allah katında sorumludur. Böyle bir kişinin cezası veya affı Allah’ı ilgilendirir. İnsanların bu kişilere ceza kesme hakkı ve selâhiyeti yoktur. Kılınmamış namazın kazası da yoktur, eğer olsaydı Rabbimiz Kur’an da bildirirdi. Bu hususlar da koyulan hükümler geçersizdir. Çünkü, haşa! Allah bu konuda eksik bırakmışta âlim ulema mı tamamlamış! Allah’ın emirlerine destek, takviye yapmaya kimsenin hakkı yoktur. Nebimiz üzerinden tasarrufta bulunanlar da iki kat suç işlemiş olurlar. Allah’ın kulları, Allah’ın emirlerini uygulamakla görevlidirler, Allah’ın emirlerine ekler ve ilâveler yapmakla görevli değillerdir. Peygamberler de Allah’ın Kulları olduklarına göre, onların da böyle bir hakkı ve yetkileri yoktur. Böyle bir iddiada bulunanlar, peygamberlere iftira etmiş oluyorlar. Evet, gelelim beşvakit namazın terkedilemez önemini pekiştiren ayetlerden teyemmümü de içine alan  Nisa suresi 43. ayete, Meali şöyle, “Ey iman edenler, sarhoş iken ne dediğinizi bilinceye kadar; cünüp ikende yolculuk durumu hariç, namaza yaklaşmayın. Eğer hasta ve yolculukta iseniz veya tuvaletten gelmişseniz yahut kadınlarınızla münasebette bulunmuşta su bulamamışsanız, temiz bir toprakla teyemmüm edin. Yüzlerinizi ve ellerinizi onunla mesh edin. Şüphesiz Allah affeden ve bağışlayandır.” İşte, hüküm ortada, sonra kılarım, kazaya kalsın deme hakkı ve hükmü yok. Teyemmüm yapacak ve mutlaka namazını kılacak, başka bir çıkış yolu yok. Allah’ın hükmü apaçık ortada, beşvakit namazdan kaçışta yok.      BEŞVAKİT NAMAZIN TERK

 EDİLMEZLİK GEREKÇESİ 

Namazla ilgili ileri-geri delilsiz ve gerekçesiz konuşanlara asla itibar edilmemelidir. Bazı gafilane edilen sözlerden de uzak durmalıdır. Meselâ, sohbetin kazası yok, ama namazın kazası var deyip konuşmalarla namazı hafife almayalım ve vakitlerini de geçirmeyelim. Bakın, bu konuya meydan vermeyen Nisa suresi 101-102-103’cü ayetlere. Rabbimiz buyuruyor: Mealen, “Savaş için yeryüzünde sefere çıktığınızda, kâfirlerin âni bir baskınla size zarar vermesinden korkarsanız, namazlarınızı kısaltarak kılmanızda size bir günah yoktur. Zira kâfirler sizin apaçık düşmanlarınızdır. Bu esnada sen de onların arasında iken onlara namaz kıldıracak olursan, bir grup silâhlarını kuşanmış olarak seninle namaza dursun. Diğer grup nöbet tutsun. Seninle namaz kılanlar, secde ettikten sonra geri çekilsinler ve namaz kılmamış diğer grup gelsin ve seninle namaz kılsın. Tabi ki onlar da tedbirli olup onlar da silâhlarını yanlarına alsınlar. Kâfirler, silâhlarınızı ve techizatlarınızı namaz dolayısıyla unutup bırakmanızı, gafil bulunmanızı ve size ansızın baskın yapmayı arzu ederler. Eğer yağmur dolayısıyla size bir zorluk olursa veya hasta olursanız, silâhlarınızı yere bırakarak namaz kılmanızda bir sakınca yoktur. Yine de tedbirli olun. Allah, kâfirlere aşağılayıcı bir azap hazırlamıştır. Namazı tamamladıktan sonra; ayakta dururken ve yanlarınız üzereyken her hâlde Allah’ı zikredin. Düşman tehlikesi ortadan kalkıp güvene kavuştuğunuzda namazı tam şartlarına uygun bir biçimde kılın. Çünkü, namaz, müminlere vakitlerle sınırlı olarak farz kılınmıştır.” Aziz kardeşlerim, ayetleri kelime kelime, tek tek, üzerlerinde dura dura ve düşüne düşüne okuyalım. Arapçayı dil olarak bilmeyip, Kur’an okumasını bilenler bu ayetleri bir de Kur’an’dan bulup okusunlar. Surelerin ayet numaralarını onun için veriyoruz. Bu konularda iman bilincimiz pekişsin ve vahyin özünden biz bir de böyle ilham alalım akleden kalbimiz de mutmain olsun, huzur ve güven bulsun. Namazla ilgili inancımız kuvvet kazansın.

NAMAZLA İLGİLİ HASSASİYETİ GÖRMELİYİZ  

Nisa suresinde namazla ilgili bu ayetler üzerinde büyük bir ciddiyetle durulması gerekir. Namazın mutlaka kılınması canın tehlikede olmasında bile terk edilemiyeceği, savaş alanında, yağmur altında, hasta bile olunsa, namaz kılabilecek gücü varsa muhakkak namazını kılacak. Ancak, namazını kısaltabilir, bir rekâtını olsun secde ile tamamlayacak şekilde kılacak. Eğer namazını bir imamın arkasında kılarsa bütün tedbirlerini alacak, bir grup namazını kılarken, diğer bir grup savaşa devam edecek. Bu usûl savaşın şartlarına ve gelişmiş teknolojik imkânlarına göre ayarlanacak ve namaz kılınacak, terk etmek yok. Çünkü, namaz vakitle kayıtlı ve sınırlıdır, her mümin namazını o vaktin sınırları içinde kılacaktır. Namazı emreden, zamanın içinde vakitler belirleyen, en zor zamanlarda bile nasıl kılnacağını tarif eden ve bildiren Allah’tır. Kadınlar için, namazı hayız, nifas hallerinde kılmazlar veya kılamazlar anlamında Kur’an da bir kayıt yoktur. Nebi-Rasulümüze atfedilen itaati, hüküm koyma ruhsatı olarak anlamayalım, çünkü böyle bir şey Kur’an-ının vahiy üslûbuna ve sistemine aykırıdır. Gerekçesine göre, Nebi Rasulümüz din koyucu değil, dinin tebliğcisidir. Yüce Allah’ın Rasulü/elçisi, dinin temsilcisidir, tedvincisi değildir. Yani bu konuda Haşa! Allah’ın yardımcısı veya eksik tamamlayıcısı değildir. Bu nedenle onun üzerinden tasarrufta bulunulmuş ve şirk işlenmiştir. Dolayısıyla kadınların Cuma ve Bayram namazlarına gelmeleri de engellenmiştir. Namazın eda edilmesinde gösterilecek hassasiyetin, dikkat ve ciddiyet noktasında zafiyet, gaflet ve hafif meşrep hareketler asla tasvip edilmez. Çünkü, zor-tehlikeli ve sıkıntılı zamanlarda bile terk edilmeyip, tarif edilen şartlara riayet ederek mutlaka kılınması emrediliyor. Tavsiye değil emir var, mümin de o emre uymak zorundadır. Nisa suresinin 43. Ayetinde gördünüz, baş tarafında Rabbimiz *Sarhoş iken namaza yaklaşmayın, ayıkınca ne dediğinizi ve ne yaptığınızı bilince namazı kılın* diyor. Bu konuda da bir sürü ileri-geri laflar ediliyor, bunların hepsi bir kenara, namaz kılınacak. Ağzı kokuyormuş, alkol damarlarında dolaşıyormuş, Allah bilmiyor mu? O’nun emrinin üstüne laf edilemez. Çünkü emreden O’dur ve O’nun dediği yapılır. MÜNAFIK VE MÜMİNLERİN NAMAZLARI  

Allah’a kulluğu seçmek iradi bir meseledir. İnsan kendi hür ve serbes iradesiyle yaptığı şeyden yüzde-yüz sorumludur. Bu nedenle dinde zorlama yoktur. Kişi, dini serbest iradesiyle seçince mümin-müslüman olur, dinin gereklerini yerine getirir. Bu, içten iman bilinciyle müminliğini, dıştan ikrar ifadesiyle de müslümanlığını tesciller. “İllellezine âmenu ve amilussâlihâti” İçiyle dışıyla dini bütünlüğünü tescilleyenler, *onlar iman edenler ve güzel işler işleyenlerdir.* İşte o özü, sözü doğru olanlar, haktan ve hakikatten ayrılmayanlardır gerçek inananlar. Böyle olmayıpta içi başka, dışı başka olanlar, iki yüzlülük edenler münafıktır. Yüce Allah bu münafıklar hakkında şöyle buyuruyor: Mealen, “Şüphesiz ki iki yüzlüler böyle yapmakla Allah’ı aldatmaya kalkışırlar, Allah ise onların aldanmalarını sağlar. Onlar, namaza kalktıkları zaman, istemeye-sitemeye kalkarlar. Ve namazı insanlara gösterişe dönüştürürler, Allah’ı çok az düşünür ve anarlar.” Bunlar, münafıkların alâmetleridir, iki yüzlülüklerini işte böyle gösterirler. Din adına yaptıkları birçok şeyde bu karakterlerini ibraz ederler. Tabi, Allah’ı aldatamazlar ve ancak kendilerini aldatırlar. Toplumun içinde bunlara dikkat etmek  ve oyunlarına gelmemek lâzım. İnsanların içlerinde bunlar olduğu gibi, bunların tam aksi samimi, ihlâslı ve takva sahibi müminler de var. Onlar için de Yüce Rabbimiz şöyle buyuruyor: Mealen, Nisa suresi ayet 162 “Fakat içlerinde gerçek bilgi ve iman sahibi olanlar, sana ve senden önceki indirilen vahiylere ayırım yapmadan inananlar, namazı dosdoğru kılanlar, zekâtı verenler ve ahiret gününe tam inanıp güvenenler varya işte bunlara, çok büyük bir mükâfaat vereceğiz.” İşte Rabbimiz böyleleri gibi olmamızı ve bunları örnek almamızı bize tavsiye diyor. Kurtuluşa eren büyük ödüllere nail olanlar bunlardır.

NAMAZ KILMAK İÇİN ABDEST ALMAK EMRİ  

Herşeyi bir yasaya bağlayan ve müeyyideleştiren Rabbimiz, namaz kılmak için de abdest almayı farz kılmıştır. Beş vakit namaz olsun, nafile namaz olsun ve cenaze namazı olsun, yani ne niyetle ve ne namazı olursa olsun kılmak için mutlaka abdest alınacaktır. Hani bazı aklı evveller cenaze namazı için abdest mi olur, o bir duadır, rükusu, secdesi ve Kur’an okuması yok diyorlar. Bunlar yanılıyor, bunlara kanmayalım. Burada, Abdest kelimesi de farsçadır, Arapçası vüdu’dur. Abdestle ilgili emir Maide suresinin 6. ayetinde geçer. Meali şöyledir: “Ey iman edenler! Namaza kalktığınız zaman yüzlerinizi, dirseklere kadar kollarınızı yıkayın. Başınızı mesh edin, topuklara kadar ayaklarınızı da yıkayın.” Abdestin Kur’an da delili bu ayet, şu zaman indi, bu zaman indi tartışmasına gerek görmüyorum. Dört şartıyla abdestin kaydı Maide suresinin 6. ayetidir o kadar. Abdestle ilgili bu ayette yüzü ve kolları yıkamak ifade tarzıyla kesin, başınızı mesh edin, ayaklarınızı da! ifadesinde ayaklar başa dahil ediliyor diyenler var. Buna istinaden şiiler genellikle ayaklarını da mesh ediyorlarmış. Ancak, Nebii Rasulümüz Hz. Muhammed Aleyhisselâm bizim pratikte örneğimiz ve rol modelimizdir.  Ona bakmamız gerekmektedir. Onun abdest alma şeklini, ondan rivayetler yoluyla Hadis külliyatında tarif edenler, ellerini yıkamakla başladığı abdest alma şeklini, ağzını, burnunu, yüzünü, kollarını yıkadığını, başını mesh edip, kulaklarını ıslak ellerinin parmaklarıyla ve boynunu da ellerinin tersiyle mesh edip, ayaklarını yıkadığını naklediyorlar. Ayrıca, ayaklarına giydiği kalın çorap gibi, deriden veya kumaştan “Edik” diye tabir edilen bir nesne gibi şeyin üzerine mesh ettiği rivayet ediliyor. Yani, çıplak ayaktan mâadâ! Bu ayetin bundan sonraki bölümü de şöyle: “Eğer cünüp iseniz baştan ayağa temizlenin. Hasta veya yolculukta iseniz veya biriniz tuvaletten gelmiş, yahut eşlerinizle temasta bulunmuş ve su bulamamış veya suya ulaşamamış iseniz temiz bir yer ile teyemmüm edin. Yüzlerinizi ve ellerinizi onunla mesh edin. Allah, size zorluk çıkarmak istemez. Allah, sizi arındırmak ve üzerinizdeki nimetini tamamlamak ister. Umulur ki nimetlerin hakkını verirsiniz.  

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Mustafa Uluçay - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak YeniSöke Gazetesi Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan YeniSöke Gazetesi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Anadolu Ajansı (AA), İhlas Haber Ajansı (İHA), Demirören Haber Ajansı (DHA) tarafından servis edilen tüm haberler YeniSöke Gazetesi editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı YeniSöke Gazetesi değil haberi geçen ajanstır.



Anket Covid-19 döneminde Söke belediyesi hizmetlerinden memnuniyet düzeyiniz nedir.