TEKE BIÇAĞI Namıdiğer Yatağan

29 Nisan’dan devam...

Torun bakkaldan geldi. Nine misafirleri tanıttı. Sabahleyin sattığı bir eski kitabı kasdederek. 

-Sabahki kitabın eksikleri varmış bu amca onları almaya geldi. Hadi beraber yukarı çıkın da sandıktan bulun.

Doğan, çocuğun adını filan sormadan hemen peşine takıldı. Hayata çıkınca gözünü kapıya dikti, çocuk az ilerideki kapısız bir odayı göstermesine rağmen oradan bir türlü ayrılamıyordu. Kitabı bulduktan sonra gelip kapıyı incelemek isteğiyle çocukların peşinden gitti. Eşya dolu bir odaya girdiler. Çocuk karşı duvardaki pencereyi daha doğrusu pencerenin ahşap kapaklarını açtı. Zaten pencerede ne cam ne de camlı çerçeve vardı. İçeriye dolan gün ışığı sayesinde ortalık iyi görünür oldu. Çocuk sandığı gösterdi. Kapağın üzerinde birkaç çuval vb. şeyler vardı. Onları indirdiler. Ve kapağını arkaya devirip kitapları gözden geçirmeye başladılar.

Neler yoktu. Yirmiye yakın el yazması... Doğan her birinin sağ ilk yaprağını bazen de ikinci yaprağını açıp kitapların adlarını okumaya çalışıyordu. Çoğu bu odada veya başka bir rutubetli yerde kalmaktan dolayı paslanmış, okunmaz durumdaydı. Beş on cilt ve parçalanmış kitap karıştırdıktan sonra aradığı yaprakları buldu. Bu parça hurdacı çocuğun getirdiğinden daha kalıncaydı. Sayfalar birbirini tutuyordu. Çocuktan kâğıt kalem istedi, kitapların isimlerini yazmak için...

Torun koşturup bir defter ve kalem alıp geldi. Doğan, defterin ortasından -torundan izin alarak- kopardığı iki yaprağa kitaplardan okuyabildiklerinin isimlerini ve müelliflerine kaydetti. Kitap parçasını aldı, sandığı kapattılar. Üzerinden indirdikleri eşya ve çuvalları tekrar yerine koydular. Çocuk pencereyi kapatmaya gitti. Doğan, diğer odaya açılan kapıyı incelemeye durdu. 

Kapı oldukça iyi korunmuş, anahtar ve kapı zemberek yuvalarından başka yerde yıpranma, aşınma veya kırılma yoktu. Ancak ahşap yukarıdan aşağı doğru çatlamış böylece süslemelerin yandan bağlantıları kopmuş gibi görünüyordu. İki parça oyma tekniğinin en güzel örneği ile karşı karşıyaydı. En üstte bir satırlık tablo vardı. Bir satırlık diyoruz, çünkü burada Arap harfleri ile yazılmış, ancak harflerin uzantıları çiçek süsü verilmek amacıyla bükülmüş gül veya lâle yaprağına benzetilmiş, harflerin yuvarlakları, köşeleri hep birer çiçek tomurcuğu veya dal büküntüsü gibi görünüyordu. Harflerin büküm ve köşeleri, uzantıların tepesine konulmuş mızrakların değdiği yere dikey çekilmiş çizgiler tablonun dış hatlarını oluşturmakta... Birbiri içine girmiş dal, çiçek ve yaprak demetleri arasından yazıyı sökmek oldukça zor oldu. Ama baştaki birkaç harfi çözünce işin gerisi kolaylaştı. “Tanrı’nın adıyla” sözünün Arapçası yazılmıştı.


Devam edecek

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Yaşar Çağbayır - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak YeniSöke Gazetesi Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan YeniSöke Gazetesi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Anadolu Ajansı (AA), İhlas Haber Ajansı (İHA), Demirören Haber Ajansı (DHA) tarafından servis edilen tüm haberler YeniSöke Gazetesi editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı YeniSöke Gazetesi değil haberi geçen ajanstır.



Anket Covid-19 döneminde Söke belediyesi hizmetlerinden memnuniyet düzeyiniz nedir.