TEKE BIÇAĞI Namıdiğer Yatağan

dünden devam

KADINA bir miktar para verdi. Kapıdan çıktılar. Yolda giderken hurdacı çocuğa da yaşlı kadına verdiği miktarda para vermek istedi. Daha onun adını bile öğrenmediği aklına düştü. Sordu:

-Yahu, genç arkadaş... Biz seninle tanışmadık... Kitap aklımızı başımızdan aldı. Benim adım Doğan, senin adın ne?

-Mete, ama arkadaşlar bana Mete Han derler.

-Ben de öyle diyeyim mi? Mete Han ne güzel isim...

-De, hoşuma gider.

-Mete Han kim bilir misin?

-Bilmem mi amca ya... İlk Türk Kağanı... Öteki adı da Oğuz Kağan... Biz hem Oğuz soyundanız..

-Aferin benim küçük dostum. Şimdi teyzeye verdiğim paranın aynısını sana da vereceğim. Fakat bu işten kimsenin haberi olmayacak. Yoksa o kadın çok zarara girer. Baban ne olsa bize uğrayacak ben durumu ona anlatırım. Şimdi sana bu kadar parayı nereden buldun diye sormaya kalkarlar, belki de inanmazlar.

-Babam bana inanır... Gizlimiz saklımız olmaz... Ona olduğu gibi söylerim. Sizin teyze ile ilgili tembihlerinizi anlatırım. Kendisinden söz alırım.

-Güveniyorum sana... Babana selam söyle..

Şehrin ortasındaki parkın köşesinde ayrıldılar. Mete, sevinç içinde arabasını hızla ittirerek uzaklaştı. 

PAZAR olduğu için iş yerinde herhangi bir çalışma ve çalışan yoktu. Halim ile Doğan, kahvaltıdan sonra büro olarak kullandıkları evin alt katındaki geniş odada işlerden, satılan ürünlerden elde kalanlardan söz ediyorlar, iyi bir iş kurduklarını konuşuyorlardı. Halim, arada dalıyor ve evini ailesini merak ediyordu. Şimdi çıkıp varsa, “Ben sağım, adım Turan Karlık.” dese kim inanır? Evet boyu bosu Turan Karlık ama yüzü tamamen başka biri idi, Doğan Dağlı... Kendinin eski kendi olduğuna kimseyi inandıramaz, Turan olduğunu ispat etemezdi. Devlet, onu getirip mezara gömmüştü. Halim’in yani Şahap’ın mezarının nerede olduğu belli değildi. Onun, buna pek de önem verdiği yoktu. Çünkü mezar kendinin mezarı değildi. Nerede olursa olsun onun için hava hoştu. Ama Doğan için öyle değil... Az sonra burnundan mı yoksa dudaklarından mı olduğu belli olmayan bir puflama ya da sesli bir soluma ile bu düşüncelere bir nokta koydu. Aklına dünkü aldığı kitap geldi. Gidip odasından aldı. Aşağıya Halim’in yanına indi.

Halim, elindeki küçük bir parçaya büyüteçle bakıyor ve orta masasının üzerine koyduğu bir dosya kâğıdına çizgiler çekmekle meşguldü. Doğan’ın ne çıktığının ne de elinde kitapla geldiğinin farkında bile olmadı.

Doğan, diğer sehpanın üzerine kitabın sol parçasını koydu, sağ parçasını eline aldı, kıvrık sayfaları özenle açtı. Ancak kâğıt zamanın hışmına uğradığından düzeltirken kat yerinde kopup düştü. Doğan alıp yerine usulca koydu ve masaın üzerindeki yapışkan bant ile kenarlardan tutturdu. Anladı ki bu kitap öyle hoyratça açılıp kapanamayacak kadar nazikleşmiş.    Devam edecek

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Yaşar Çağbayır - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak YeniSöke Gazetesi Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan YeniSöke Gazetesi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Anadolu Ajansı (AA), İhlas Haber Ajansı (İHA), Demirören Haber Ajansı (DHA) tarafından servis edilen tüm haberler YeniSöke Gazetesi editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı YeniSöke Gazetesi değil haberi geçen ajanstır.



Anket Covid-19 döneminde Söke belediyesi hizmetlerinden memnuniyet düzeyiniz nedir.