Ramazan Sayfası

MEKKE’NİN ÖNEMLİ ÖZELLİKLERİNDEN

İnsanlık tarihinde Mekke, Hz. Âdemle başlayan dini bir merkezdir. İnsanlığın ilk mabedi orada inşa ediliyor, Tevhidin ibadette kıblesi namazla orası tescil ediliyor. Mekke, hiçbir zaman siyasetin odağı ve devleti idare edenlerin otağı olmamıştır. Dünyanın çeşitli yerlerinden müslümanların gücü yetenleri ve imkânı olanları en az ömürlerinde bir sefer olsun orada Hac sebebi ile hep birlikte ibadet edip, Tevhid dinine mensup olduklarını bütün dünyaya ilân ediyorlar. Kendilerini semavi bir kitaba bağlı olduklarını söyleyen Yahudi, Hıristiyan ve Mecusiler, Tevhit dininden olmadıkları için, Mekke’yi dinin merkezi, Kâbeyi ibadetin kıblesi ve Müslümanların Hac ettiği odak noktası olarak kabul etmiyorlar. Çünkü, semavi dinlerinin peygamberleri yok, onlar peygamberlerini ilâhlaştırmışlar onlara tapıyorlar. O nedenle onlar Tevhit dininden sapmış müşrik olmuşlardır. Öbür beşeri dinlere gelince onlar zaten bu değerlendirmemizin dışındadır. Evet, İslâm âleminin kutsal mekânı Mekke, Hz. İbrahim’le ciddi manada gündeme geliyor. Hz. İbrahin oğlu İsmail ile anasını Mekke’ye bırakıyor, insanların ilgi göstermesiyle Mekke gelişiyor. Hz. İbrahim Allah’ın emriyle, oğlu İsmail’le ve elbette orada olanların da yardım etmeleriyle Kâbeyi tamir edip imar ediyorlar. Bu arada Zemzem kuyusunu temizleyip suyu çıkarıyorlar ve Mekke’yi cazip hâle getiriyorlar. Sonuçta Kâbeyi ziyarete ve Hac ibadetini ifaya gelenlerle Mekke, bir yol kavşağı ve ticaret merkezi haline geliyor. Hz. İbrahim’in İlâhi vahiyleri tebligatıyla Mekke cazip şehir oluyor. Çevrede Hz. İbrahim’in Tevhit odaklı daveti kervanlarla o zamanın şartlarında dünyaya yayılıyor. Yüce Allah’ın, Hz. İbrahim’e “Sen kullarımı buraya davet et” emri makes buluyor, bu tebligatın anlamını ve amacını idrak edemeyen, bir takım müsteşrik ve gafiller tarafından Hz. İbrahim’in Tevhit odaklı davetinin gelişmelerini ‘İbrahimi dinler’ diye yanlış bir tabirle ifade ediyorlar. Neyse biz, Müslüman dinini, dininin kitabı olan Kur’an’dan öğrensin diyelim ve konuyu değiştirelim.

BEŞ VAKİT NAMAZIN VAKİTLERİNE AİT AYETLER 

Hayat kitabımız Kur’an da namaz vakitleri bazı surelerde ayetlerle belirlenmiş. Bu tespitler yapılırken özellikle gece namazlarına daha bir özen gösterilmiştir. Gece ibadetlerine zaman ayarlaması ve bu zamanlara ilgi ve alâka duyulması çok önemlidir. Müslüman için geceler sadece uyumak için değildir. Kur’an da Müzzemmil diye bir sure vardır son 20. ayeti bu konuda çok anlamlıdır. Başka surelerde başka ayetlerde var düşündürücü ve insana etki edici anlamlar içermektedir. Dikkat ederseniz beş vakit namazın üç vakti güneş battıktan sonra başlıyor ve sabah güneş doğmadan bitiyor. Birde yatsı namazı ile, sabah namazı arasındaki vakit çok önemlidir. Bu vaktin bir bölümünü değerlendiren, gündüzün kontrolünü sağlamakta kişiye çok kıymetli katkı sağlar. Kişi bu olayları olumlu yönde değerlendirmek, kendisine ve insanlığa faydalı işler yapmak noktasında çalışır ve çaba sarf eder. İşte Yüce Allah İsra suresi 78-79 ve 80’nci ayetlerde bu ifade ettiklerime yönlendirici uyarılar yapar. Ayetlerin mealleri şöyle: “Sen onlara aldırma *Güneşin batı tarafına yönelmesinden, gecenin karanlığının bastırmasına kadar namazını kıl. Özellikle sabah okumasına dikkat et, şüphe yok ki sabah okuması algının açık olduğu andır.” Ve geceleyin uykuya ara vererek senin için nafile olan namazı kıl/okumayı yap! Umulur ki Rabbin, seni baş tacı olacağın bir konuma/Medine’ye ulaştırır. De ki, Rabbim! Beni varacağım yere hoşnutlukla eriştir. Çıkacağım yerden de hoşnutlukla çıkar ve katından beni destekleyecek bir güç ve kuvvet ver.” Evet, Rabbimiz Rasulü zişanımız Hz. Muhammed Aleyhisselama *Sen onlara aldırma* diyor. Onlar dediği elbette Mekke’deki müşriklerdi, Nebi-Rasulümüze iman etmeyen ve tebliğ görevini yapmasına engel olanlardı. Dolayısıyla bu emir bütün ehli imana şamildir. Şimdi de insanları hakka-hakikate, dini sorumluluklarını yerine getirmeye davet ettiklerimizden bazıları demiyorlar mı? Boşver yaşamana bak, daha genciz biraz hayatımızı yaşayalım ilerde gerekeni yaparız. 


NEBİMİZİN HİCRET YOLCULUĞU VE NAMAZ

Sevdiğimiz Nebi- Rasulümüze Mekke’de Dini tebliğinde eziyet eden müşrikler, hergün baskılarını arttırmakta iken, en son öldürme planları hazırlamaya kalkıyorlar. Yüce Allah bu durumda iken bile *Sen onlara aldırma namazını kıl* diyor. Bir de, gece sabah namazından önce Kur’an oku ve bu okumayı devamlı yap. Çünkü, bu vakitte zihin, hafıza açık ve berrak olur ve algılamak kolay ve kalıcı olur diyor. Bu tavsiye ve tembih biz müslümanlara da yapılmış oluyor. Bu önerme de namaz ilk sırayı alıyor, bunu mutlaka akılda tutmak gerekir. Daha önce zikretmiştik savaş esnasında ve hasta bile olsa namaz terk edilmiyor. Ama, Allah’ın bir emri olmadığı hâlde kadınlara özel hâllerinde namaz kılmamaları ilmihâl kitaplarında geçiyor. Bunu da Nebimiz Hz. Muhammed’ e hamlediyorlar o emretmişmiş. Hiçbir zaman ve zemin de unutmamamız gerekiyor ki, Nebimiz dinin tebliğcisidir, dinde hüküm koyucu değil. Hele ki, namaz gibi Yüce Allah’ın üzerinde özellikle durduğu bir ibadette kadınlarla ilgili böyle bir hüküm verilmesi gerekli olsaydı, O verirdi. Ama, Nebimiz üzerinden çok tasarrufta bulunulmuş ve işin ciddiyetini çok iyi kavramış olan âlimlerimizin bir kısmı “Mevzu Hadisler” diye müstakil eserler yazmışlardır. Evet, namaz Rabbimizin belirttiğinin dışında herhangi bir şekilde kılınmaması için mazereti olmaz. Bu konuda Nebi-Rasulümüz-Peygamberimiz Hz. Muhammed Mustafa Aleyhissâtü vesselâm Efendimizin, Mekke’den Medine’ye Hicretinden önce ne sıkıntılar içinde olduğunu Sireti Kur’an’dan okuyup öğreniyor ve anlıyoruz. Böyle bir durumda bile, Rabbimiz namazını kıl diyor. Öyle ki, Nebimizin hicret yolculuğunu nasıl bir meşekkat ve mücadeleyle tamamladığı bilinmektedir. Gerçi, ayetlerin içinde Medine’ye vardığında çok güzel bir karşılama olacağı iş’ar ediliyor, müjdesi veriliyor ve orada baştacı edileceği ifade ediliyor. Anlaşılan o ki, her hâlû kârda, iyi ve kötü her zamanda, ne şekilde ve nasıl olursa olsun Allah’a itaatın terk edilmediğinde, Allah o kuluna mutlaka yardımını ulaştıracak ve onu çaresiz bırakmayacak huzura kavuşturacaktır. Bu gerçeği unutmayalım.

 

NEBİMİZE ŞEFAAT MAKAMI VERİLMESİ 

İsra suresinde ifade ettiğimiz ayetlerin içinde 79. ayetle ilgili bazı Ulemanın farklı görüşleri var.O görüşlerden biri Nebimiz Hz. Muhammed’e “Makamı Mahmud” Şefaat makamı verilmesidir. Bu görüşe göre Nebi-Rasulümüz Mahşer yerinde o dehşetli günde ve herkesin derdinin başından aşkın olduğu o durumda ümmetinin affı-bağışlanması için secdeye kapanıp yalvaracakmış ve ümmetinin hepsi affolunduktan sonra başını secdeden kaldıracakmış. Oysa, o gün *bana da ne olacağını bilmiyorum* dediği zamandır. Öyle ise, o durumda bunu nasıl yapacak? Bilmiyorum, benim aklım bunu almıyor. Ciğer paresi kızı Fatıma’ya bile, o gün için kendini kurtaracak amel işle diyen Peygambere böyle bir görev biçiliyor. Gerçi, bununla da kalınmıyor, şefaat meselesi o kadar yaygınlaştırılıyor ki, akıllara zarar. Hele o tarikat Şeyhlerinin bir şefaat etme durumu varki, Cehennemin kapısına durup müritlerini asla içeri salmamaları. İzah mümkün değil. Yüce Allah Kur’an da şefaatten bahsediyor, ama bu ayetlerin çoğu Müşriklerin yedek ilâhlarıyla ilgili. Hani, bu putlara neden tapıyorsunuz dendiğinde “bunlar bizi Allah’a yaklaştırsın” diye cevaplıyorlar. Yani, şefaatçilerin, şirk âletleri olduğu anlaşılıyor. Yüce Allah *kendilerine şefaat yetkisi verilecek olanlardan da* Kur’an da söz ediyor. Ancak, bu şefaat nedir ve nasıl olacak bir açıklaması yok. Bu noktada da farklı görüşler var, şefaat aracı olmak, bir istek, dilek ve iş için aracılık yapmak anlamındadır. Bunu, Ahirette Mahşer günü bazı Cehenneme gidecek olanlara, aracılık yapıp Cehenneme girmesini önlemek için, istekte ve ricada bulunmak olarak anlayan ve inananlar var. Genellikle de şefaat bu nokta üzerinde yoğunlaşmaktadır. Ama, Rabbimizin bana Cehenneme gidecek bir kulum için şefaate gelenin şefaatini kabul eder Cehenneme atmam anlamında Kur’an da bir ayet yok. Rabbimiz, şefaat etme yetkisini vereceğini söylüyor Kur’an da, lâkin kime ve ne konuda olduğunu açıklamıyor. Belki bu, Cennette farklı farklı yerlerde olanların bir araya gelmek için Peygamberimizin şefaati olabilir diye düşünüyorum Allahu âlem.

DUAYI ASLA TERK ETMEMEK GEREKMETEDİR 

Rabbimiz, Nebimize Mekke’den, Medine’ye hicret etmek niyetiyle çıkmadan önce nasıl dua edeceğini öğretiyor ve buyuruyor: *De ki, beni varacağım yere hoşnutlukla eriştir, çıkacağım yerden de hoşnutlukla çıkar ve katından beni destekleyecek bir güç ve kuvvet ver.*Bu durumu destekleyen Kehf suresinde de bir ayet var, nasıl dua edeceğimizi bize öğreten. Ayetin meali şöyle: Kehf suresi 110. ayet “De ki; ister Allah diyerek dua edin, ister Rahman diyerek dua edin. O’na bu isimlerden hangisiyle yalvarırsanız yalvarın bütün güzel isimler O’na aittir. Ama, duada/namazda ne sesini yükselt, ne de tamamen kıs. Bunun ikisi arasında bir yol tut.” Evet, müslüman kendi için dua edecek, hane halkı için çoluk çocuğu için dua edecek, eşi, dostu ve mümin kardeşleri için dua edecek. Bu, müslüman toplumun birbirleri üzerinde hakkıdır, bunu asla terk etmemesi gerekir. Müslümanların birde ölmüşleri için dua etmeleri gerekir. Yani, kendisinden önce vefat ana-baba, hısım akraba ve bütün ehli iman için dua edecek. Dualarını da Kur’an da geçen dua ayetleriyle yapması lâzım. Allah’ın isimleriyle dua etmeli, Allah’tan rahmet, bereket, af ve mağfiret, bağışlanma dileyerek ve her türlü kötülüklerden Allah’a sığınarak dua etmelidir. Bedduadan da kaçınmalıdır, beddua iyi bir şey değil ve insana bir şey kazandırmaz. Ancak, nefse hoş gelir ve şeytanı sevindirir, nefsi şımartmamak ve şeytanı da sevindirmemek için beddua yapmamalıdır. Kur’an-ı Kerimde dua ayetleri çoktur, bunları ezberlemeye gayret etmeli ve anlamlarını da öğrenmeli, namazlarda da bu ayetleri okumalı ve manalarını düşünmeli. Hülâsa, duayı asla terk etmemeli ve duaya başlamadan önce de sadaka vermeli ve tövbe istiğfar etmelidir. Şimdiye kadar namazla ilgili yazdıklarımız da infaktan, hayır-hasenattan, yardımlaşma ve dayanışmadan çok bahsettik. Çünkü, namazla ilgili ayetler de bahsi çok geçti ve bundan sonra da geçecektir. 

NAMAZ İNCİL’DE DE VARDI HIRİSTİYANLAR TERK ETTİ 

Kur’an’dan öğrendiğimize göre, Hz. İbrahim Nebi Aleyhisselâmla başlayan namaz ibadeti, ondan sonra gelen bütün peygamberler zamanında vardı. Onlar nasıl ve günde kaç vakit kılarlardı bilmiyoruz. Miraç olayında geçen Hz. Musa ile Nebimiz Hz. Muhammed arasındaki namazın vakitlerini azaltma serüveni hikâyesine göre, Hz. Musa zamanında namaz güya elli vakitmiş ve onun ümmeti eda edememişmiş! Ben acizane buna inanmıyorum ve bir Yahudi uydurması olduğunu düşünüyorum. Çünkü, Yahudilerin Allah’a ubudiyetten kaçmak için ne özür ve bahaneler ürettiklerini Kur’an’dan okuyup öğreniyoruz. Evet, bu nedenle Hz. İsa zamanında da namaz zaten vardı. Bizim Nebimiz Hz. Muhammed Aleysisselâmla arası 5 asırlık bir dönem, ama ayni katagorinin insanları Beni israil nesli/ahfadı. İşte onlarla ilgili Meryem suresinden Ayetler 31-55-59-60. sırasıyla mealleri şöyle: Hz. İsa diyor “Beni bulunduğum her konumda kutlu kıldı ve bana namazı ve zekâtı emretti.* 55 İsmail Aleysisselâmla ilgili ayet *O, ailesine namazı ve zekâtı emrederdi. Rabbinin katında onun hoşnutluğunu kazanmış biriydi.* 59. ayet *Sonra onların ardından öyle bir nesil geldi ki salâtı/namazı zayi ettiler/içini boşalttılar, şehevi arzu ve hevalarına uydular onlar yakında cehennemi gayyayı boylayacaklar.* 60. ayet: *Ancak tövbe ile dönüş yapan, iman ederek iyi ve yararlı işler yapanlar müstesna. İşte bunlar cennete girecekler ve hiçbir haksızlığa da uğramayacaklar.” Şimdi, Hz. İsa’ya inandığını söyleyenler, gerçi şimdi Hz. İsa’ya peygamber olarak değil, ilâh olarak inandıklarını söylüyorlar ya neyse. Böyle bile olsa, Hz. İsa’ya emredilen namazı kılmıyor ve zekâtı da vermiyorlar. Belki, Hz. İsa’nın sağlığında mamazı kılan ve zekâtı verenler vardı. Lâkin, sonra namazın aslı terk edilmiş ve bazılarınca farklı bir şekle sokulmuş, içi boşaltılmış. Şimdi Manastırlarda yapılan edilenleri bilmiyoruz nasıl ve ne şekilde, ama beş vakit kılınmadığı kesindir. devamı var...

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Mustafa Uluçay - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak YeniSöke Gazetesi Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan YeniSöke Gazetesi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Anadolu Ajansı (AA), İhlas Haber Ajansı (İHA), Demirören Haber Ajansı (DHA) tarafından servis edilen tüm haberler YeniSöke Gazetesi editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı YeniSöke Gazetesi değil haberi geçen ajanstır.



Anket Covid-19 döneminde Söke belediyesi hizmetlerinden memnuniyet düzeyiniz nedir.