Ramazan sayfası

ALLAH’A TAM TESLİMİYETİN ALÂMETLERİ 

      İman bilincini amel gücüyle hayata geçiren müslüman bu teslimiyetin mutluluğunu yaşar. Bu mutluluğun alâmetleri yaşamın her alanında güzellikler olarak çevreye yansır. Çünkü, böyle kişilerin bir tek korkusu, endişesi ve sıkıntısı olur. Oda sadece Yüce Allah’a karşı yanlış yapmamak, itaatsiz ve saygısız olmamaktır. Onun bu hâli imanın kemâl noktasına ulaşma cehdi ve gayretidir. Sakın sanmayınız ki, elinde 99’luk tesbihi ile evinin veya mescidin bir köşesine çekilmiş bilmem kaç sefer boncuk çevirmekle bu mertebeye ulaşmaya çalışıyor. O, bedenen, hissen ve fikren devamlı hareket halindedir ve bir iş üstündedir. Her işte ve uğraşta Allah ile beraberdir, insanlığa, canlılara ve doğaya yararlı olmak, güzellikler sunmak ve faydalı olmak için çalışmaktadır. Onun hayat kitabında tatil ve emeklilik yoktur, sadece bir işte yoruldu, sıkıldı ise, başka bir iş tutar, işini değiştirir, ama durmaz, gereğinden fazla uyumaz ve boş olmaz. Yani, Allah’a kullukta yorulmaz. Sanmayın ki deli deli çalışır, kendisini yıpratır, hırpalar ve hiç dinlenmez. Hayır, her şeyi hesaplı, kanunlu ve kurallıdır. İşte bu hâline açıklık getiren Hac suresinden bir ayet. Sıra numarası 41 Yüce Mevlâ şöyle buyuruyor: Meali “Eğer onlara yer yüzünde güç ve imkân verirsek, namazı dosdoğru kılarlar, zekâtı verirler, iyiliği emrederler, kötülüğe engel olurlar. Nihayetinde işlerin sonucunu belirlemek Allah’a aittir.” Evet, işte gerçek müslümanın örnek hayatı! Hani nerde böyle müslümanlar diyenlere cevabımız şudur: Sen müslümansan, böyle bir soru yöneltmeye hakkın yoktur; böyle olmak görevindir. Görmek, beklemek ve aramak sana yakışmaz, yapacaksın, örnek olacaksın Allah’ın hoşnutluğu ve rızası böyle kazanılır.

MÜSLÜMAN HER ALANDA  FAAL İNSANDIR 

Dünya İslâm Âleminin gerçek manada dinine sarılmaması yabancılaşmasına, gayrimüslimlerin de çalışıp çabalamasıyla üste sıçramasına sebep oldu. Çünkü, Allah, ilmi, fenni ve bilimi ben çalışana, zenginliği de istediğime veririm diyor. Bakın dünyaya en verimli coğrafyalar, topraklar ve kaynaklar kimin elinde ve ilim, bilim ve teknoloji kimin elinde? Böyle olduğu hâlde o toprakları ve o kaynakları da yine kimler sömürüyor! Demek ki, mülk zenginliğinden önce ilim, bilim ve teknolojik zenginlik geliyor. Çünkü, bu zenginliği elde eden, diğer zenginliği de kendi hesabına değerlendirme imkânına sahip oluyor. O zaman, bir de Hac suresinin 77 ve 78. ayetlerine bakalım Rabbimiz ne diyor? “Ey iman edenler? Rüku edin, secde edin ve yalnızca Rabbinize kulluk edin birde iyi ve güzel işler yapın ki gerçek kurtuluşa eresiniz. Ve Allah yolunda O’na lâyık olacak şekilde üstün bir gayret gösterin. Zira Allah tevhid dinini sizin için seçmiş ve bu dini sizin için kolaylaştırmıştır. Öyle ise atanız İbrahim’in inanç sistemine uyun. Çünkü o, elçi size şahit, örnek ve model olsun, sizde insanlığa şahit, örnek ve model olasınız diye önceki dönemlerde ve bu Kur’an da sizi sadece “Müslüman” diye isimlendirdi. Öyle ise namazı kılın, zekâtı verin ve Allah’a sımsıkı bağlanın. Zira sizin Mevlânız O’dur. O, ne güzel Mevlâ ve ne güzel yardımcıdır.” Lütfen! yukarıdaki ayetleri bir daha bir daha üzerinde durarak, düşünerek ağır ağır okuyalım. Rabbimizin lûtfu inayetini, bizim üzerimizdeki Rahmetini, şefkatini, merhametini, ikram ve bereketini idrak etmeye çalışalım. Bu kadar ihsanı ve cömertliği karşısında, müslümana durmak yakışır mı hiç! Ve bütün bunların değerlendirilmemesi karşısında utanmamız, sıkılmamız gerekmiyor mu? Neden, okuduklarımızı yaşamımıza geçirmiyoruz? Neden, bu içinde bulunduğumuz durumdan bir an evvel kurtulmaya çalışmıyoruz? Daha ne bekiyoruz, son saat gelmeden önce bütün gücümüz ve imkânlarımızla çalışmak için? 

İLİM-BİLİM VE FENDE KIYAM ETME ZAMANI 

Sevgili Nebi Rasulümüz Hz. Muhammed Aleyhisselâm ne demiş? Elinizde bir fidan var, son saat gelmiş (Kıyamet kopuyor) durma dik o fidanı! Nebimizin bu emrinde, bu buyruğunda anlayana çok anlamlar var. Bu konuyla ilgili isterseniz bir kitap yazabilirsiniz. Herşey bitmiş, son sat gelmiş, koskoca güneş sistemi çöküyor. Allah’ın taktir ettikleri bu sistemin çöküşüyle sonları gelmiş, ölüm fermanı her yere ulaşmış, seninde saniyelerin tükenmek üzere, elinde bir fidan, Peygamberin dik onu diyor! Bu ne anlama geliyor? Çok çok anlama geliyor. Durma diyor, bekleme, oyalanma çalış-çabala, hem dünyanı mamur et, hem ahiretini, fırsat bu fırsattır salih amelleri çoğaltmak için, imanı güçlü hâle getirmek için, ruhun son zamanında göklere çıkarken kovulmamak için, Nebinin yanında, salih ve müttekî kulların içinde olmak için çalış. Bu dünyada Allah’tan başkasına boyun eğmemek, dinine küfredenlere haddini bildirmek ve Allah’ın buyruklarını insanlara vakarınla duyurmak, insanlığın önünde olmak, zulme ve haksızlığa meydan okumak, zalimlerin zulmüne son vermek için çalışmak zorundasın. İlmin ve bilimin her dalında ve yolunda teknolojinin arı kovanında, felsefenin karanlık koridorlarında ışık olmak, rehber olmak ve önde olmak için çalışacaksın! Sana Nebi-Rasulün bunu anlatmak istiyor. Gerçek kurtuluşa ermenin yolu bunlardan geçiyor. Yüce Allah senin günlük planını yapmış ve eline vermiş, bir günün 24 saatini beşe bölmüş. Sen bunların içini, ilim, bilim, hikmet, ibadet, fen, felsefe, hizmet, infak. güzel eylem ve iyiliklerle dolduracaksın. Allah’ın senden istediklerini yapacaksın, öyle bazılarının özendirdiklerini değil. Meselâ, suyun üstünde senin yürümen önemli değil, yürüttüklerin insanlığın hizmetinde olacak. Senin her yerde olman önemli değil, ürettiğin âlet heryerden sana haber ulaştıracak ve senin hükmü, iradeni topluma hakim kılacak santraller kuracaksın ve Allah’a lâyık kul ve Peygamberine hayırlı ümmet olacaksın.

GERÇEK KURTULUŞA EREN MÜ’MİNLER

Kur’an-ı Kerimde Mü’minun suresi vardır, bu surenin ilk ayetinde Rabbimiz şöyle buyuruyor: “Kad eflehâl mü’minun” yani, müminler muhakkak kurtulmuştur! Tabi bu kesin ifadenin bir gerekçesi var ve devam eden ayetlerde gereken bilgiler veriliyor ve açıklamalar yapılıyor. Surenin baş tarafı 1. ayetten 9’ncu ayete kadar felaha/kurtuluşa ermenin önemli satırbaşı meseleleri zikrediliyor. Sırasıyla şöyle: 1- “Müminler gerçekten kurtuluşa ermiştir. 2- Onlar ki, namazlarında huşu/derin bir saygı içinde olurlar. 3- Onlar ki, boş sözlerden ve işlerden uzak dururlar. 4- Onlar ki, zekât ile arınmak için çaba gösterirler. 5- Onlar ki iffet ve namuslarını korurlar. 6- Ancak eşleri ve meşru olarak sahip oldukları hariç, çünkü bunlar kınanmazlar. 7- Ama kim bundan başkasını ararsa, işte onlar haddi aşanlardır. 8- Onlar ki, emanetlerine ve verdikleri sözlere riayet ederler. 9- Onlar ki ibadetlerine ve namazlarına titizlik gösterirler.” İki de dua ayeti var, biri surenin sonuna doğru 109’ncu ayet ve ikincisi de sure sonundaki 118. ayettir. Onların mealleri de şöyle: “Vaktiyle kullarımdan bir grup: -- Rabbimiz, biz yürekten iman ettik, günahlarımızı bağışla ve bize merhamet et zira sen merhametlilerin en merhametlisisin! Diye dua ederlerdi.” Artık sende de ki: -- Rabbim bağışla ve merhamet et çünkü sen merhametlilerin en merhametlisisin.” Evet, kurtuluşa ermenin şartları namazı huşu içinde kılmak, Allah’a en yüksek seviyede saygı ve tazimde bulunmak veya bulunmaya çalışmak, kolay değil, çünkü Cennet ucuz değil! Boş sözlerden ve işlerden uzak durmak. İnfak ve infak! farz olan zekâtı vermek, namazın hemen yanında, canın yongası maldan fedakarlık. Buna da hakkıyla riayet, buda kolay değil. Ama, Cennette ucuz değil! Tabi unutmamak gereken bir gerçek daha var, Cehennem lûzumsuz değil, çok işlerimiz var, yaşasın cehennem der. Onun için her daim Rabbimizin bağışlamasına ve merhametine ihtiyacımız var.

 İNSAN NİSYAN İLE MALÛLDUR HATA EDEBİLİR

 Günde yetmiş sefer tövbe ediyorum diyen Hz. Nebimizi örnek alacağız. O bizim en gerçekçi rol- modelimizdir. Onu örnek alırken, onun yemek yiyişini, su içişini, yatıp-kalkıp-oturuşunu, giyinişini, hangi renkleri sevip sevmediğini değil, bilmem kaç bin sefer onu salât okumakta değil, neleri yeyip, nelerden hoşlandığını, neleri yemediğini ve hoşlanmadığını da değil. Bunlar insanın doğal tercihleridir, nasıl yemek yiyor, çatal, kaşık kullanıyor mu, masada veya yerde mi yiyor, bunlar örnek alınacak şeyler değil. Örnek alınacak şeyler, evde bir aile büyüğü olarak aile fertlerine nasıl davranıyor, toplumda insanlarla ilişkilerini nasıl sürdürüyor ve ibadetlerini nasıl yapıyor, onları örnek alacağız. Aslında sevgili Nebimizin sünneti Kur’an-ın uygulamasıdır. Ümmetinden de bunu istemektedir, bunun için Kur’an kaydedilip yazıya dökülmüştür ve kendine ait hiç bir şeyi, şunu bir tarafa kaydedin de ben vefat ettikten sonra onu uygular ve yaparsınız anlamında bir emri ve tavsiyesi yoktur. Ama onun adına uydurulmuş çok hadis vardır ve sünnet diye öne çıkarılan. Hatta, onun sözleri de Kur’an gibidir, o heva ve hevesinden konuşmaz diyenler olmuş. Bu bir şirktir, çünkü bunu Rabbimiz, Nebimiz Kur’an-ı tebliğ ederken söylemiştir. Yoksa, Nebimizi Haşa! Allah’ın yanına eş-ortak koşmuş oluruz. Bunlardan kaçınacağız, dikkatli olacağız, unutmayacağız elimizde onun kâtiplerine yazdırdığı Kur’an var ve insanlığı ona çağırmıştır, bizde ona Kur’an-a uyacağız. İşte sığınağımız Yüce Allah bize, Furkan suresi 65 ve 74’ncü ayetlerde her hâlûkâr da nasıl bir yol tutacağımızı gösteriyor. “Onlar şöyle dua ederler, *Rabbimiz cehennem azabından bizi uzak tut. Çünkü onun azabı çok şiddetli* Onlar yine şöyle dua ederler: “Rabbimiz! Bizlere göz aydınlığı olacak eşler ve çocuklar lûtfeyle ve bizi duyarlı kimselere önder eyle.” Evet, hatadan, kusurdan ve yanlıştan âri olmadığımızı bileceğiz, af dileyip cehennem azabından Allah’a sığınacağız. Ama duadan da geri durmayacak, Rabbimizden insanlığa önder olacak vasıflar isteyip, ilâhi kelemetullahı dünyaya yayacağız ve hakim kılmaya çalışacağız. 

MÜSLÜMAN DİNİ YAŞAYARAK TEBLİĞ EDER 

Mustafa İslâmoğlu’nun dediği gibi, müslümanın görevi yürek fatihidir. Çünkü önemli olan yüreklerin feth edilmesidir. Bunu da dünyada en güzel Müslüman Türk Milleti yapmıştır. Çok zaman Hıristiyan toplumlar kendi devletlerinin zulmünden illallah deyip müslümanlara el açıp dua etmişler. Meselâ, Bizans Kostantiniyede bu durumun bir itirafı tezahür etmiş, Hıristiyanlar, Kardinal külâhı görmektense,müslüman sarığı görmeyi tercih ederiz demişler. Fatih Sultan Mehmet İstanbulu feth ettikten sonra rahata kavuşmuşlar. Müslüman Türkler bu iman bilinciyle bin yıl İslâmın bayraktarlığını yapmıştır. Dünyaya hak adalet taşıyıp dağıtmış ve tarihte şeref levhaları olarak yerini almıştır. Şimdi de dünya da zulme ve haksızlığa uğramış toplumlara el atan, sahip çıkan ve ülkesinde barındıran Türkiye Cumhuriyeti Devletidir. Çünkü Türk Milleti inandığını ıspatlayan bir millettir. Yüce Allah’ın Şura suresi 218-219-220 Ayetlerinde “ Zira O, seni tek başına namaza kalktığın zaman da görür. Secde edenlerle birlikte namaz kılarken de hâl ve hareketlerini de. Çünkü o her şeyi işiten ve her şeyi bilendir.” Gerçeğine gönülden inanmış ve bunu yaşayan bir mümindir. Yaptığını Allah rızası için yapar, yapmadığını da yine Allah rızası için yapmaz. Onun ameli, ideali ve amacı Allah’ı hoşnut etmektir. Her yerde her zaman ve her hâlde o Allah’ın gözetimi altında olduğunu bilir, ona inanır ve ne yaparsa onun için yapar. Yüce Allah’ın Neml suresinin 3. Ayetin de buyurduğu; “Onlar ki, namazı hakkıyla kılarlar, zekâtı verirler ve ahirete de şeksiz şüphesiz inanırlar” gerçeğinin uygulama çabası içindedirler. Böyle oldukları için Allah onlara büyük payeler vermiştir. Dünya devletler tarihinde Türkler İslâmın Tevhid sancağını asırlarca taşımışlardır ve bu sancağın gölgesinde kahramanlık destanları yazmışlardır.

KUR’AN-I OKUMAK ANLAMAK VE YAŞAMAK 

 Bütün insanlığa inmiş olan Kur’anı Kerim, okuyup, inanıp, yaşayanların yücelip, yükselmelerini sağlamıştır. Dünya tarihi buna şahittir. Çünkü, Rabbimiz Kur’an-ı bunun için insanlığa indirmiştir. Kur’an daha önce inen kitapları tastik eder ve müminler bu tastik çerçevesinde o kitaplara inanırlar. Ama, o kitaplar kendilerine indiğini iddia edenler Kur’an-a inanmazlar. Nedeni ise, o kitapları tahrif etmişler, asılları ellerinde yok, tahrif edilen kitaplarına inanıyorlar ve Kur’an-a inanmıyorlar. Bundan dolayı Yüce Allah, önce Nebi-Rasulü Hz. Muhammed’e ve sonra da bütün müslümanlara hitaben Ankebut suresi 45. Ayetinde şöyle buyuruyor: Mealen “Sana vahyolunan bu kitabı/Kur’an-ı oku ve ilet! Namazı da hakkını vererek kıl! Çünkü namaz, hayasızlıktan ve kötülükten alı koyar. Ebette Allah’ın zikri/kitabı en büyüktür. Unutmayın ki Allah, yaptığınız herşeyi bilir.” Evet, müslüman Kur’an-ı okuyacak, tecviti, hurufatıyla tilâvet edecek, ruhu musiki gıdasını alacak, manası-anlamını öğrenecek yaşayacak ve okumasını bilmeyenlere okumasını, okumasını bilenlere de anlamını-manasını öğretecektir. Bu onun asli görevidir. Hemde bunları yaparken hakkını vererek yapacaktır. Başta namaz, çünkü günde beşvakit-vaktinde eda edilmektedir. Kazasız, belâsız, dikkatli, huşu ve hudû içerisinde. Hayasızlıklardan, ahlâksızlıklardan ve kötülüklerden bu namaz insanı alıkoyar. Burada Allah’ı zikrediyor, Kur’an okuyorsun, çok büyük bir iş yapıyorsun. Bunu unutma ki, Allah yaptığın ve yaptığımız her şeyi bilir. Eğer, bir takım müslümanlar hem namaz kılıyor ve hem de bir takım kötülükler yapıyorlarsa, mutlaka namazlarına gereken hakkını vermiyorlardır. Ne yaptıklarının tam manasıyla bilincinde, inancında ve idrakinde değillerdir. Allah onların ne yaptıkarını bilir, mazerete gerek yok. Haşa! Allah’ı kandıramazsınız.

NAMAZMIZI KILIP ŞİRKTEN KORUNALIM 

 Bazen duyuyoruz günde beşvakit namaz hergün hergün usanç veriyor, bu şirk çağrıştıran bir sözdür. Her an nefes alır-verirsin, hergün hergün iki-üç öğün yemek yersin hiç usanç vermiyor ve sana bir yük olmuyor, üstelik zevk alıyorsun. Neden hiç düşünmüyorsun, bunları sana veren Allah, kötülüklere düşmeyesin, ahlâksızlıklara kapılmayasın diye bu oto-kontrol sistemini uygula diyor. Bir minnet duygusu, bir teşekkür vurgusu ve iman bilinciyle Allah ile beraber olma mutluluğu yaşamak, neden bu güzellikten kaçıyorsun? Öyle, şirke kapı açan sözlerden ve hareketlerden kaçın ve namazı kıl ve bundan da zevk almaya bak, ruhi bir haz duymaya bak. Bu çok güzel bir duygudur ruhu dinlendirir, kalbi itminana erdirir ve vücuda hoş, nesimi, ılık bir serinlik verir. İşte bunlar için Rabbimiz Rum suresi 18 ve 31. Ayetlerin de şöyle buyuruyor: “Akşama ulaştığınız da ve sabaha eriştiğiniz de Allah’ı tebih edip yüceltin. Göklerde ve yerde tüm övgüler O’na mahsuzutur. O hâlde öğleyin ve ikindi vakitlerinde de O’nu tesbih edip yüceltin. Batılın her terlüsünden yüz çevirerek Allah’a yönelin, O’na karşı gelmekten sakının. Namazı dosdoğru kılın ve müşriklerden olmayın.” Müslüman, Allah’a kulluk şuuruyla günü kontrol eden insandır. Allah’ı anmaktan övgüyle bahsetmekten usanmayan ve zevk alandır. Bilir ki methu-senaya ve övgüye, itaat ve ibadete lâyık olan sadece O’dur. Müslüman yüzünü O’ndan asla çevirmez, batılla da işi olmaz. Bu ayette bir vurgu var, *Namazı dosdoğru kılın ve müşriklerden olmayın* Evet, müşriklerden olmamak için, namazı dosdoğru kılmak. Bunun ölçüsü nedir ve nerededir? Elbette Kur’an da, şimdiye kadar namazla ilgili birçok ayet kaleme alıp kaydettik. Bunları dikkatle okuyanlar ve akleden kalpler umarım öğrenmiştir.

AİLE EĞİTİMİNDE LOKMAN SURESİNİN ÖNEMİ 

kitabımız Kur’an da, Lokman suresi aile hayatımız için eğitim açısından çok önemlidir. Ebeveyn, çocuklarını nasıl terbiye edecek, bu konunun temel esasları nelerdir ve masıl bir sistem içerisinde çocuklara benimsetilecek, Hz. Lokman’ın örnekliğinde Rabbimiz müslümanlara bildiriyor. Birçok alanda müslüman çocuğuna neleri öğretmesi gerekiyor ve bunlar nasıl bir eğitim ve öğretim çerçevesi içinde olacak, kullanılacak eğitim dilinden başlamak suretiyle temel meselelere varasıya dek bir plân veriliyor. Her müslüman ebeveyn bu sureyi okumalı ve bundan dersler çıkarmalıdır. Biz, bu çalışmada namazı esas aldığımız için, diğer meselelere sadece işaret ederek geçiyoruz. İşte bu nedenle yeri gelmişken bir daha önemine binaen ifade edip vurgulayalım, Müslüman Türk Milleti olarak Arapça bilmediğimizden mutlaka evimizde bir Kur’an meali bulunsun, ondan dinimizin temel meselelerini okuyup öğrenelim. Lokman suresi bu hususta önemli bir boşluğu dolduruyor ve ebeveynin sorumluluğunu müslümana öğretiyor. İşte bu çerçevenin içinden Lokman suresinden sadece iki ayet mealini veriyoruz. Namazla ilgisi olduğu için, çünkü konumuz bu. 4 ve 17. Ayette Rabbimiz şöyle buyuruyor: “Onlar ki, namazı kılarlar, zekâtı verirler ve bunlardır ahirete şeksiz şüphesiz inananlar. Lokman! Yavrucuğum namazı kıl, iyiliği emret, kötülüğe engel ol, başına gelen sıkıntılara göğüs ger. Çünkü bunlar, kararlılık ve direnç isteyen işlerdir.” Namaz kılmayı çocuklarımıza emredeceğiz, ama önce namazın kılınmasının emredilmesinin

Hayat önemini ve özelliğini, anlamını ve amacını öğreteceğiz. Emretmeye hakkımız ve yüzümüz olsun. Ancak emrimizi zor kullanarak, itip-kakarak ve döverek asla yapmayacağız. Hoş olmayan tehditler, çirkin ve kötü cezalar vermeyeceğiz, mümkünse özendirici ve merak edici olabilir. Çünkü, Rabbimiz namaz kılmayana bu dünyada ceza vermiyor. Bunu unutup haddi aşmayalım.

Devamı var.

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Mustafa Uluçay - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak YeniSöke Gazetesi Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan YeniSöke Gazetesi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Anadolu Ajansı (AA), İhlas Haber Ajansı (İHA), Demirören Haber Ajansı (DHA) tarafından servis edilen tüm haberler YeniSöke Gazetesi editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı YeniSöke Gazetesi değil haberi geçen ajanstır.



Anket Covid-19 döneminde Söke belediyesi hizmetlerinden memnuniyet düzeyiniz nedir.