Ramazan sayfası

HAZRETİ NUH NEBİ-RESULÜN BİR DUASI  

Hayat kitabımız Kur’an-ı Kerimde dua ayetleri vardır, Rabbimiz bize nasıl dua etmemiz gerektiğini öğretir. Bazı peygamberlerle de dua örnekleri verir. Bu konuda en başta İlk Peygamber ve insanların ilklerinden Hz. Âdem’in eşiyle birlikte cennetten atılınca yaptıkları bir dua var. İşledikleri günahın pişmanlığı için uzun bir süre bağışlanmalarını dilemişler ve şöyle dua etnişler *Allah’ım biz nefislerimize zulmettik, bizi affet, magfiret eyle, rahmetinle muamele eyle biz hüsrana uğrayanlardan olduk.*Yüce Allah bir zaman sonra onları bağışlıyor ve dünya hayatıyla onları istihdam edip imtihana tabi tutuyor. Bu, insanın işlediği ilk günah, ilk tövbe, ilk yakarış ve ilk duadır. Sonra gelen birçok Nebi hatalarından dolayı veya bir dilek ve istekleri karşılığında dualar etmişlerdir. Kur’an da Hz. Yakub’un, İbrahim’in, Musa’nın, Yunus’un, Nuh’un Zekeriyya’ nın, İsa’nın ve son Nebi Hz. Muhammed’in, Rabbimiz hepsine salâtü selam eylesin, duaları vardır. Buraya kadar konumuzla ilgili değerlendirmelerde o dualardan bazılarını kaydettik. Şimdi de Hz. Nuh’un bir duasını kaydedeceğiz. Nuh suresi 28. Ayette Nuh Aleyhisselâm şöyle dua ediyor. Meali, “Ey Rabbim! Beni, anamı, babamı ve haneme mü’min olarak giren erkekleri ve kadınları bağışla --Müşriklerin ise sadece yıkımını arttır.” İşte bu duada, diğer Nebilerin duaları gibi mü’minlere nasıl mü’min kardeşlerine dua edeceklerine dair bir örnektir.Yani, müslümanlar birbirlerine gıyaplarında dua etmeyi terk etmemelidirler. Hatta bu konuda bir mü’min bir mü’mine dua talebinde bulunduğunda teamül haline gelen bir söz vardır “Bil mukabele” denir. Yani, sizinde dua etmeniz dileğiyle demektir. Hz. Peygamber Efendimiz, mü’minler bir bedenin organları gibidir, bir organ rahatsız oldu mu bütün beden rahatsız olur diyor. İman kardeşliği, dava ve amaç kardeşliği böyle oluyor.

İBADETTE ÖNEMLİ OLAN DEVAMLILIKTIR 

Yüce Allah her şeye bir ölçü, nizam-intizam koymuş ve muhtevasını da yasalarla belirlemiştir.  Müslümarın da buradan alacak olduğu dersler vardır, bu da her işinde ve davranışında kendisinin de ölçülü olması ve yasalar belirlemesidir. Yani hesapsız, kitapsız hiç bir şey yapmamalıdır. Haddi aşmamalı, kaldıramayacağı yükün altına girmemeli, yerine getiremeyeceği sözü vermemeli, vaatte bulunmamalı ve sonunu getiremeyeceği bir işe de  başlamamalıdır. İşte bu hususta Rabbimiz Müzemmil suresinin son ve en uzun 20. ayetinde düşünüp ibret almamız ve ders çıkarmamız için bizi uyarıyor ve bir streteji belirliyor. Ayetin meali şöyle:  “Şüphesiz ki Rabbin, senin ve seninle birlikte olan bir grup mü’minin bazen gecenin üçte ikisi, bazen yarısı, bazen de üçte biri kadar bir süreyi uyanık geçirdiğini biliyor. Gecenin ve gündüzün sürelerini belirleyen Allah’tır. O, sizin her gece bunun üstesinden gelemeyeceğinizi bildiği için size rahmetiyle yönelmiş ve yükünüzü hafifletmiştir. Artık Kur’an’dan kolayınıza gelen kadarını okuyun. Çünkü Allah biliyor ki ileride içinizden bazıları hasta olacak, bazılarınız Allah’ın lûtfundan nasiplerini aramak/ geçimini temin etmek için yollara düşecek, bazılarınız da Allah yolunda savaşa çıkacak. Evet, hangi durumda olursanız olun yine de Kur’an’dan kolayınıza gelen kadarını okuyun, namazı kılın, zekatı verin ve Allah yolunda güzel bir harcama da bulunun. Zira, kendiniz önceden ne iyilik yaparsanız Allah katında ondan daha iyisini ve ödül olarak daha büyüğünü bulursunuz. Allah’tan bağışlanma dileyin, çünkü Allah, eşsiz bir bağışlayıcı ve sonsuz rahmet kaynağıdır.” Rabbimiz bu ayeti kerimede bazı sorunlarımıza bir çerçeve belirliyor, bizi-bizden daha iyi bildiği için, bizim yararımıza neyin, nasıl ve ne şekilde yapmamız gerektiğini gayet açık bir şekilde ifade ediyor. Bu nedenle koyduğu kurallara uymamızı tembih ediyor, uyarıyor ve müjdeliyor.

PLÂNLI VE PROGRAMLI YAŞAMAK ESASTIR

Müslümanın salla pati bir hayatı olamaz, çünkü onun yaratılışının bir anlamı ve birde amacı var. Bunların hepsi de ölçülü ve yasalar çerçevesindedir. Yaptığın işten bir yarar görmek ve başarıya ulaşmak istiyorsan yaptığın plana sadık kalacak ve kurallarına da uyacaksın. İşte Müzemmil suresinin son 20. Ayetinde bu konuyla ilgili uyarılar var. Gecenin sessizliğinden yararlanmak Kur’an okuyup üzerinde düşünüp tefekkür etmek istiyorsan, Yüce Allah üç seçenek sunuyor, hakkından gelip başarılı olabileceğin hangisi ise onu seç ve uygula diyor. Meselâ, gecenin üçte ikisi, yarısı veya üçtü biri, hangisi senin için uygunsa onu seçip geceni değerlendirebilirsin. Bütün geceyi uykusuz geçirmek yok, tabi olduğu gibi uyku ile geçirmekte yok. Çünkü senin gecede uyacağın bir görevin var uyuyacaksın, bunu terk edemezsin. Bu senin gündüz sağlıklı çalışmana zarar verir, bu nedenle bütün geceyi ibadetle geçirmen doğru değil. Tarikat ve tasavvuf adı altında bu tür uygulamalar var, kişiyi insanı kâmil noktasına ulaştırmak için, Kur’an da böyle bir metot yok. Bunlar, Peygamberimizin vefatından sonra ortaya çıkmış bir takım kültürel etkinliklerdir. İnsanları böyle bir riyazata özendirip teşvik etmek te doğru olmasa gerektir. İnsanların o uygulamalarla keramet göstermeleri Kur’an-ın tavsiyesi değil, Kur’an Müslüman, Mü’min ve Mütteki’den bahseder ve onların da islâm da konumlarını açıkça ifade eder. İslâma teslim olmak, iman bilinciyle salih amel işlemek ve Allah’a takva hali içinde olmak, bunların da yolu işte bu Müzemmil suresinin 20. Ayetin de gösteriliyor. Tabi başka ayetler de daha var, yani Kur’an-ı anlayarak okumak, anladıklarını da doğru ve Allah’ın rızasına uygun bir çerçeve istikametinde ihlâsla yaşayıp uygulamaktır. 

DÜNYADA İBADET AHIRETTE ÖDÜL VE SAADET

Hayat kitabımız Kur’an dünyada yaşam kılavuzumuzdur, Nebi-Rasulümüz Muhammed Aleyhisselâm da bu konuda biz müslümanların rol-modelidir. Onun Kur’an-ı yaşarken ayak izlerini takip edeceğiz, ibadetlerimizde, sosyal ilişkilerimizde, insani davranışlarımızda onu örnek alacağız. Özellikle onun Resullük görevinde tebliğ ettiklerine kesin uyup uygulayacağız. Yukarıdan beri ifade ettiğimiz Müzemmil suresinin 20. Ayetinde senin ve seninle birlikte olan bir grup mü’min deyip onları öne alıp, Rabbimizi takip edeceğimiz kulluk görevlerimizi bizim için  belirliyor. Meselâ, namazlarımızı kılarken Kur’an’dan kolayımıza gelenleri okumamızı ve zekatı da vermemizi emrediyor. Ayrıca, Allah yolunda güzel harcamalarda bulunun diyor. Acaba güzel harcama ne demektir, nasıldır ve ne şekilde olacaktır? Evet, Canı-gönülden bir ihtiyacı karşılayacak, sızıyı dindirecek, ızdırabı hafifletecek, yüzü güldürecek ve bu harcama yapılan yeri sevindirmesi gerektirecektir. Bu dünyada niyetiyle, amacıyla, ihlâs ve takva inancıyla, her türlü gösteriş ve riyakârlıktan uzak Allah’ın rızasına mazhar olmuş güzel bir infaktır o harcama. Çünkü, yarın ahirette esas bu güzel infakı/harcamayı yapanın yüzü en iyi gülecektir. Ubudiyet içinde ibadet, Allah katında makbûl ve büyük bir ödül, mana ve mahiyetini taktir etmek ve sahibine verecek olduğunun mutluluğunu tayin etmek, ancak o zamana aittir. Ancak, Rabbimiz bu dünyada sadece haberini veriyor, özendiriyor, imrendiriyor ve müjdeliyor. Ayrıca, şunu da unutmamalıyız. Yaşadığımız imtihan dünyasında Allah’a karşı saygıda, haşyette herhangi bir hatamız, kusurumuz olmuştur, onlar içinde af ve bağışlanma dilemeliyiz. Çünkü Allah eşsiz bir bağışlayıcı ve affedicidir. O sonsuz rahmet kaynağıdır. O’ndan asla ümit kesilmez, O’nun bağışlayamayacağı hiçbir günah yoktur istedikten sonra. Yeterki biz, O’nun isteği doğrultusunda kulluk yapalım ve O’nun rızasını kazanmaya çalışalım.

CEHENNEMLİK OLMANIN VASIFLARINDAN 

Kendi rızasıyla İslâma girmiş Allah’a kulluğu kabul etmiş, iman edip müslüman olmuş bir kişi, sonra İslâmın kurallarına uymamış, Allah’ın emirlerini yerine getirmemiş ve yasaklarını çiğnemiş ise yarın ahirette onun yeri Cehennemdir. Allah Kur’an da öyle diyor, Müddessir suresi 42. ayetten 47. ayete kadar böyleleri hakkında bilgi veriliyor. Gerçi, Kur’an da bu konuyla ilgili çok ayet var da, biz burada namaz kılmayanların da bu gruba dahil olduklar için, bu ayetleri buraya aldık. Ancak, ayetlerin meallerine geçmeden önce bir-iki hususa kısaca değinmek istiyoruz. Bazı kişilerden bu konuyla ilgili ukalâca tavırlar sergildiklerine şahit oluyoruz. Diyorlar ki, biz bu dini kendi irademizle seçmedik ki! Ebeveynimiz bu dinde olduklarından, onların telkinleri ve istekleriyle müslümanız. Doğrudur; ama şimdi aklıbaşında rüşdüne ermiş bir kişisiniz müslümanlığı benimsemiyor, islâmı kabul etmiyor musunuz? Kişi bu sorunun karşısında hayır diyemiyor kem-küm etmeye başlıyor. Ona, o mazeretin geçersiz olduğunu söyleyip, dinini tatmin olacak şekilde iyi ve doğru öğrenmesi önerilir. Bir diğeri de şöyle diyor, zerre kadar imanı olan cennete girecek olduğuna göre, bende cehennemde cezamı çektikten sonra cennete girerim. Kur’an da böyle bir ifade yok, ama Allah’ın emirlerini yerine getirmeyen ve yasaklarından da çekinmeyenlerin cehenneme girecekleri ve ne zaman çıkacaklarına dair bir süre verilmiyor. İşte bunların içine namaz kılmayanların da dahil olduğunu Müddessir suresinin şu 42’den 47. ayete kadar olan bölümde görüyoruz. O ayetlerin mealleri de şöyle: Cehennemde olanlara soruluyor. “Nedir sizi cehenneme sürükleyen? ‘Biz Allah ile bağımızı koparır namazı kılmazdık. Fakir fukarayı doyurmazdık. Allah’ın ayetleriyle alay edenlere katılırdık. Hesap gününü yalan sayardık. Ta ki ölüm kapımızı çalıncaya kadar.” Ben müslümanım diyen herkes bu ayetlere dikkatlice bakmalı  okumalı ve iyice de düşünmelidir. Bu katagoriler de yer alıyor mu? Dolayısıyla hesabını ona göre yapsın.

NAMAZ CİDDİ MANADA ÖNEMSENMELİDİR        Bir ramazan ayı süresince namazla ilgili Kur’an’dan ayetleri nazarlarınıza getirdik, okumak, öğrenmek, üzerinde düşünmek için. Ramazanı Kur’an ayı olarak değerlendirmeyi teamül hâline getirdiğimizden ayni yolu izledik. Gerçi çoğumuz bu mübarek ayda Kur’an-ı hatimler ederek ölmüşlerimize okuyoruz. Sesli tilâvetlerle Kur’an-ı güzel okuma yarışmaları da tertip ediyoruz. Ama nedense bir Ramazanda kendimize okumuyoruz. Benim için ne diyor? Aile efradını çevremize alıp, zaten pandemi dolayısıyla evdeyiz, bu da bir fırsattır deyip dönemimizin din âlimlerinden birinin hazırladığı Kur’an mealini açıp okuyalım. Ramazan gelince namaza başlayan ve bir ay namaz kılan kardeşlerimiz var. Kur’an da namazla ilgili rabbimiz ne buyuruyor, gazetemiz Yeni Söke’yi bu Ramazan sürecinde okuyanlar özet anlamında olsa da önemli bilgiler edindiklerine  eminim. Kur’an-ı baştan başlayıp sonuna kadar okuyanlar elbette daha fazla bilgi sahibi olacaklardır. Dolayısıyla sadece Ramazanlarda namaz kılan kardeşlerimiz, bundan sonra namazı daha ciddi bir manada önemseyeceklerdir. Bu nedenle daha önce okuduğunuz Müddessir suresindeki ayetlerin ilkini ve sonrasını lütfen bir daha okuyunuz.Cehenneme sürüklenişlerinin sebebini ve bir de son ayette uğradıkları netice, “Taki ölüm kapımızı çalıncaya kadar!” Ne enteresan bir durum, Allah’la ile bağı koparmak namazı kılmamak. Demek ki, bağ kopunca namaz da terk ediliyor. Dönüş olmayınca uyanış ne zaman, ölüm kapıyı çalınca! Bu bir felâket, konuya dahil olacak bir ayette Kıyamet suresinden, sıra numarası 31 Rabbimiz şöyle buyruyor: “Evet o, ne hakkı tasdik etti, ne de Rabbine namazla yöneldi.” Demek ki hakkın tasdiki, namazın takdimi mü’minliğin ıspatı oluyor. O zaman, Rabbimiz *Hakkı hak bilip hakka ittiba, batılı batıl bilip batıldan içtinap edenlerden eylesin diyoruz.*

İNSAN SURESİNDEN İNSANA İLÂHİ MESAJ

Evet, Ramazan’ın şu son günlerinde Allah’a kulluk bilicimizi daha hareketli ve canlı yaşamanın heyecanıyla, Kur’an yakınlığımızı aradaki samimiyeti kesmeden sürdürme kararlılığı içinde olalım diyoruz. Umarım yanlış anlaşılmaz, insana inen Kur’an bir Ramazan ayında başlangıç yapmış ve insanın hayat kitabı olmuştur. İnsan ve Kur’an müslümanla tezahür etmiş dünyada, olmuş hükümran. Kur’an da bu yüceliği fark eden ve alıp yaşamına hak eden insan, çeşitli alanlarda başarılı olmanın kahramanlık destanlarını yazmış. İnsan ve Kur’an, ruh ile vahyin fıtratta birleştiği an, insanı dünya insanlığına yapmıştır Sultan. Müslüman bunun iman bilincinde olmalı, bu bilinçle birde Kur’an’daki insan suresini düşünmeli ve kendisine gönderilen mesajı almalı ve o mesajı iyi ve doğru, düşünerek okumalıdır. Biz, bu surenin sadece iki ayetinden kısaca bahsedeceğiz. Ama, ben insanım ve hem de müslümanım diyenlere surenin tamamını okumalarını ve hatta insana hitap eden Kur’an-ın bütününü okumalarını tavsiye ediyoruz. Evet, işte İnsan suresinden 25-26. iki ayet, kısaca mealleriyle şöyle: 25-26. Ayetler “Sabah akşam Rabbini anmaya devam et. Gecenin bir kısmında O’na secde et/ibadet yap, yine geceleyin uzun bir süre O’nu tesbih et, yücelt.” Evet, müslüman Allah’a kulluk bilincini devamlı sıkı ve diri  tutması gerekir, yoksa o bağ gevşetildiği anda şeytan o boşluğu doldurur. Şeytan, Araf suresi 16. Ayetin sonunda, doğru yolun ortasına oturacağını söylüyor. Hiçbir müslüman, şeytanın bu tutumunu unutmamalıdır. Onun için, gecenin bir vaktinde kalkıp zikir, fikir ve şükür secdesi yapmalıdır. Şirke ve küfre düşmemek için tedbirler almalı ve günlük yaşamının muhasebesini yapmalıdır. Sabah namazı vakti mutlaka uyanık olmalı namazını kılıp Rabbini tesbih etmelidir. Çünkü din hayatla devam eder.

GERÇEK DEĞERLER SİSTEMİ DİN İSLÂM’DIR 

 Müslüman İslam’a teslim olmuş kişi demektir. Mü’min de bu teslimiyetini iman bilinciyle tescilleyendir. Yani hayatına bir düzen, nizam ve intizam vemiş, sistemli yaşıyor. Başıboş, sorumsuz, avare ve burduş değil. Elinde bir hayat kitabı var, onun kılavuzluğunda hâl hareket, iş, davranış ve ibadetlerini tatbik ediyor. Dünya görüşü, düşüncesi, tasavvur ve muhayyilesi yasalar ve ölçüler çerçevesindedir. Bütün bunların odaklandığı noktaya karşı bir sorumluluğu var, her şeyden önce O gelir. Çünkü, varlığını her şeyi ile O’na muhtaç, O’na borçlu, Ona medyundur. Her şeyinin sahibi, hakimi, mimarı ve yönetici hükümdarı O’dur. Bütün bunlardan dolayı O’na saygılı olmak, minnet duymak, ibadet etmek, itaat etmek, zor zamanlarında O’na sığınmak, yardım istemek bir görevdir ve yükümlülüktür.  İşte bu iman bilincinde olan ve bu duygu ve düşünceleri taşıyan imânı Kâmil olmak her müslümana şarttır. İşte böyle bir yapı ve muhtevada olanlar için Yüce Allah Beyyine suresi 5. Ayette şöyle buyuruyor: “ Mealen, “Onlar, dini/yaşamlarını sadece Allah’a has kılarak Hanifler/şirke bulaşmamış kimseler olarak Allah’a kulluk etmek, namazı kılmak, zekatı vermek ile emrolunmuşlardı. İşte insanlığın değerler sistemi/dosdoğru din budur.” Evet, Allah’ın övdüğü, sevdiği  ve yarın Mahşer yerinde Cennetle ödüllendirdiği gerçek mü’min ve müslümanlar bunlardır. Allah bütün insanları bu mutluluğa aday olarak yaratmıştır. Her insanın bu istikamette önü açıktır. Serbest iradesiyle bu yolu seçme hakkına sahiptir. Bu yola girmek için bir merasime, bir yarışa, bir müsabakaya ve bir imtiyaza gerek yok. Bu yol herkese açıktır, bu yola girmek için seçilmiş olmak veya bir üstün ırka nensup bulunmak diye bir farkındalık söz konusu değildir. Çünkü bütün insanları Allah, tarağın dişleri gibi eşit yaratmıştır. Üstünlük sadece takva iledir.

DÜNYADA İNSANLA BAŞLAYAN NAMAZ

Hâlikûl âlem olan Yüce Allah, insanı yaratıyor ve dünyaya iskân ediyor. Âdem nesli noktasında bir toplum oluşturan o insanların, Rabbimiz içlerinden seçtiği bir Âdeme risalet görevi vererek bir mabed yapmasını ve orada ibadet etmelerini emrediyor. Şimdi Kâbe diye bildiğimiz o mahal insanlığın ilk ibadethanesidir. Orada ilk Salât (namaz) Âdem Nebi-Resul ile kılınmaya başlamıştır diye düşünür ve inanıyorum. Din bir hayat nizamı olduğuna göre, dünyada ilk insanların hayatıyla başlıyor demektir. Yani, Rabbimiz dinin şartlarına göre insana bir sorumluluk çerçevesi kanunu vaz etmiştir. Allah’a kulluk, ubudiyet o kanunun birinci şartı olsa gerektir. Oda ibadetin en şumullüsü Salâtla (namazla) başlamış olması muhtemeldir. Her şeyimizle borçlu olduğumuz Rabbimize ibadetin itaatin, saygının, ihlâsın, takvanın, en doğru, en anlamlı, en hareketli, kurallı, ölçülü ve yasal bir çerçevede namaz olanıdır diye inanıyorum. Çünkü, ekımissâlâte namazı ikame etmek, namaz için ayağa kalkmak, namaza ayakta başlamak. Namazın İlk şartı, bu niyetle bütün müslümanlar için Tevhidin kıblesi (birliğin sembolü) olan Kâbe’ye karşı durup, Yüce Allah’ın varlığı, birliği, eşi-benzeri olmadığı, ibadetin tek mercii olduğu kabulü ve inancıyla “Allahü ekber” demek. O Allah tek büyük deyip kulluk bilinciyle namaza başlıyoruz. Edepli, saygılı, acz ve fakr halimizle ve imanımızla Rabbimizi tesbih ve hamd ederek O’na bütün benliğimizle sığınıyoruz. O’nu Zâtı Ulûhiyetiyle takdis ediyor, dua ve dileklerimizi O’na ifade ediyoruz. Bunlardan sonra, ancak senin karşında sana eğiliriz, bizim bu dua ve niyazlarımızı duyuyorsun, hamdü-senamız sanadır, senin azametinin karşısında bütün benliğim ve teslimiyetimle senin huzurunda secdelere kapanıyorum. Beni af eyle kulluğumu kabul eyle Allah’ım, senin yüceliğine sığınıyorum deyip, secdeyi tekrarladıktan sonra oturuyorum. Ya Rabbi, sana itaat hali içerisinde yaptığım bütün ibadetlerim ve namazlarım hepsi senin rızanı ve hoşnutluğunu kazanmak içindir. Allah’ım ubudiyetimi daim ve kaim eyle. Rıza-ilâhine nail eyle (Amin) SON... 

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Mustafa Uluçay - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak YeniSöke Gazetesi Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan YeniSöke Gazetesi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Anadolu Ajansı (AA), İhlas Haber Ajansı (İHA), Demirören Haber Ajansı (DHA) tarafından servis edilen tüm haberler YeniSöke Gazetesi editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı YeniSöke Gazetesi değil haberi geçen ajanstır.



Anket Covid-19 döneminde Söke belediyesi hizmetlerinden memnuniyet düzeyiniz nedir.