TEKE BIÇAĞI Namıdiğer Yatağan

Dünden devam

Doğan Dağlı, kendisini zor tuttu. “Ben ölmedim, yaşıyorum.” diyemedi. Hikâyenin devamını ve eşinin durumunu sormamak için dudaklarını ısırıyor; dudaklarını dişlerinin arasından kurtarırsa kendine hâkim olamayıp kimliğini ortaya çıkarmaktan korkuyordu.

Tır sürücüsünü de babasını da çok yakından tanıyor ve biliyordu. Bildiğini ve tanıdığını açık etmekten çekinerek, olaya çok üzülmüş görünümünde dâhil olmayı yeğlemekle yetindi.

Tırcı devam etti:

Kimse Turan Beyin evine gidemiyor; taziye yasak. Oğlu da zorla izin alarak annesine gelebilmiş. Ne kızı, ne damadı, ne de gelini ve torunları gelebilmiş değiller. Daha sonra öğrendik ki Tv’cilerle ormanlık alanda yolda giderken bir yerde ayı yavrusuna çarpmışlar ve yoldan çıkmışlar. Ve bir ağaca çarparak yaralanmışlar. Ayı da kızgınlıkla bunları parçalamış. Üç dört gün sonra büyükşehir belediyesi görevlileri polis ve jandarma ekiplerinin eşliğinde mezarlığa getirip defnetmişler. Kimseyi de yaklaştırmamışlar. Sadece oğlu ve karısı varmış. Cenaze namazını bile şehirde kılmışlar.

Doğan Beyin kan beynine yükleniyor, kulakları davul çalarcasına güm güm sesleriyle yankılanıyor, ağzını açmaya cesareti yok. Ama onun asıl beklediği hikâyenin devamı idi. Eşinin durumu... Şimdi neredeydi. Oğlu, gelini, kızı damadı, torunları ne hâlde idiler. Tırcı anlattıkça onları görür gibi oluyordu. Salgın bitince eşinin, oğlunun yanına gittiğini, devletin kendisine Turan beyden dolayı emekli aylığı bağladığını, artık günlerini oğlu, gelini ve torunu ile geçirdiğini... Karı koca çalıştıkları için önceden tuttukları bakıcıyı da bıraktıklarını, torununa annelerinin baktığını... Tırcı bütün bunları, dışarıdan gördüğü, duyduğu ve bildiği kadarıyla anlattı.

Tırcı, bir ara Doğan’ın olaya bu kadar içlenmiş olmasına şaşmadı değil. Fakat insanoğlu böyledir, felaket haberlerine kendisini kaptırır, âdeta olayın içinde, tam göbeğinde yaşar. Doğan’ın da böyle bir ruhsal duruma düştüğünü sandı.

Bir süre sessiz kaldılar. Tırcı, Doğan’ın kendisini toparlamasını bekledi.

-Ağabey seni üzdüm galiba diye söze girmek istedi.

Doğan:

-Evet üzücü olay, diye güçlükle bir iki kelam laf etmek; hâlini izah edebilmek için o an bir yalan uydurmak zorunda kaldı:

-Bir zamanlar, Bolu’da çalışırken ormanda ayı tarafından parçalanmış bir adamın otopsisi için doktor ve savcı götürmüştüm de o gözümün önüne geldi.

-Ağabey, seni üzdüm. Keşke anlatmasaydım diye özür dileyen tırcıyı da rahatlatmak ihtiyacı doğdu.

-Yok dostum, biz burada dünyadan dışlanmış bir hâldeyiz. Ne var ne yok, çevremizde neler oluyor, insanımız nasıl yaşıyor, neler çekiyor onlardan bir parça haberdar olmak gerekmez mi? Sağ olasın. Evet hoş bir hikâye değil ama hayatın gerçekleri...  

Gerçekten söz edince yalanlar, sahtekârlıklar içinde yüzdüğünü fark etti. Şu insanoğlu niçin hep böyle, olduğu gibi değil de kendine biçilen veya birileri tarafından sufle edilen rolleri oynamak zorunda kalıyor? Devam edecek...

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Yaşar Çağbayır - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak YeniSöke Gazetesi Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan YeniSöke Gazetesi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Anadolu Ajansı (AA), İhlas Haber Ajansı (İHA), Demirören Haber Ajansı (DHA) tarafından servis edilen tüm haberler YeniSöke Gazetesi editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı YeniSöke Gazetesi değil haberi geçen ajanstır.



Anket Covid-19 döneminde Söke belediyesi hizmetlerinden memnuniyet düzeyiniz nedir.