NÜKTEDAN : Beytül Hikme ve Düşündürdükleri

Sevgili dostlar, insanlık tarihine yön veren, güç veren ve bu uğurda hareketliliği sağlayan dindir. Dînin bu aksiyonel gücünü Tevhid bayrağı altında, bütüncül bir şekilde dosdoğru sürdürmek pek mümkün olmamış. Bu yolculuğu merciinden saptıranlarda yine insanlar olmuş. İmtihan sırrının hikmeti, feraseti ve vukufiyetinden olsa gerek sapmalar, kutuplaşmalar başlamış. Ama, farklı alanlarda farklı görüşler etrafın da güzel gelişmeler de olmuş. Tabi bazıları, nefsi haz ve hevesleri için doğru yoldan sapmışlar. Haliyle bunların içinde tabiiyetçiliği seçen, aklını kiraya veren, hazırcılığı sevenler bu konuda değerlendirmemizin dışındadır. Allah’ın dînine hizmet ve insanlığa faydalı olmak amacıyla yola çıkan, rekabet, muhalefet ve eleştirel akla ortam hasıl etmek isteyenler bizim esas muhataplarımızdır. İnanıyoruz ki, Yüce Allah, insanlığa son mesajını, son peygamberiyle gönderip, insanlığın son etap sınavını da böylece tamamlamış olacaktır. İslâmiyetin bu Sıratımüstekim (dosdoğru yolunda) imtihanı kazanmak da galiba biraz daha zor olacak gibi! Neyse; Rasulûllahın dine daveti kalemle başlayıp, kaleme karşı gelip saldırıya geçenlere de kılıçla cevap vermesi, İslâmiyetin dünyaya hızla yayılışına vesile oldu. Dolayısıyla hak-hakikat adına önemli değişim ve dönüşümler gerçekleşti. Bu süreç, Muhammed Rasulûllahın vefatından sonra da devam etti. Bütün dünya insanlık âlemi, din adına tek noktadan bilgilenme ve yönetilme kabulüne evet demese de, bu konuda çok önemli mesafe kaydedildi. İnsanlık bu süreçte, İslâm ülkelerinin ilim-bilim, sanat, fen ve felsefe alanın da çalışmalarından çok faydalandı. Ne yazık ki biz, bu dönemin imkişafından gerektiği gibi haberdan olamadık.   Aziz dostlar, çok şeylerin değiştiği dönemimizde, bir takım gerçeklere vakıf olmamız önem arz etmektedir. Tarihte İslâm âleminin insanlığa ışık tutan ve örnek alınacak olan önemli çok parlak dönemleri olmuş. Ama, bunların öne çıkarılması ve gereken derslerin alınması için icabeden çalışmalar nedense yapılmamış. Lâkin, gayri müslimler bu dönemleri iyi etüt etmiş ve gerektiği şekilde de yararlanmışlar. Sonra biz onlardan o değerleri farklı isim ve ifadelerle aldık ve bilimi de olduğu gibi onlara mâl ettik. Ama, artık teknolojinin gelişim hızı artınca, yalancıların mumları bir bir söndü ve birçok gerçek gizlenemez hâle geldi. İşte bu sürecin ilerlemesiyle tarihin karanlık odalarında kalan Müslümanların bilim, sanat, teknik ve felsefe hizmetleri ve dolayısıyla bu yolda kurulan medeniyetlere katkısı ortaya çıkmaya başladı. Kasıtlı veya kasıtsız bu yoldaki islâmi gelişmelerin önü kesilip, üstü örtülse de, artık o zihniyetin miadı doldu ve sonu geldi. Öyle ki, gayrimüslim bilim adamları ve araştırmacıları da bu alanda ciddi ve gerçekçi eserler vermeye başladılar. Kayıp Aydınlanmalar, Tarihin Karanlığına bırakılanlar ve Bilimde Müslüman öncüler gibi araştırma eserler yazmaya başladılar. Bu nedenle birçok yanlış ve karanlık nokta aydınlatılıyor. Meselâ, insanlık tarihin de çok önemli bir dönem olan Milâdi 8. Asırdan 12. Asra kadar geçen süreç ciddi araştırmayı gerektiriyor. Çünkü, birçok bilimsel çalışmaların temelleri bu dönemde atılmış ve bu arada çok yoğun gelişmeler kaydedilmiştir. Değerli dostlar, İslâm Dîni muhtevalı Arap Emevi Devletini yıkıp yerine geçen Abbasi Devleti, dünyada çok önemli gelişmelerin temellerinin atıldığı dönem olmuştur. Abbasi Halifelerinden Me’mun’la başlayıp, Harunreşit’le devam edip,  Mutasım’la noktalanan dönem dinde, devlette ve toplumda kurumlaşma başlıyor. Devlet yönetimi birimler çerçevesinde fıkhi/kanuni düzenlemelerle teşkilatlanıyor. Dinde yoğunlaşan çalışmalarla Mezhepler doğuyor, Tarikatler oluşmaya başlıyor. Bu hengamede Abbasi Devletinin Payitahtının olduğu Bağdat’da kurulan Kütüphane ve çeviri merkezi Beytül Hikme diye bir kurum teşekkül ediyor. Halifenin koruduğu ve muazzam maddi destek verdiği bu kurumdan zamanla dünya etkilendi. Burada, o zamanın şartların da çok muhteşem ve muazzam bilimsel  çalışmalar yapılıyor, felsefi ve bilim muhtevalı eserler yabancı dillerden Arapçaya çevriliyor. Bu çevirilere şerhler yapılıyor ve yeni eserler yazılıyor, bunlar çoğaltılıyor. Bütün bunlar da elle yazarak yapılıyorlar. Bunları yapanların içinde müslüman olmayanlar var ve dilleri farklı olanlar var. Halife Me’mun burada çalışan, Arapçaya tercüme yapan ve telif eser yazanlara kitaplarının ağırlığınca altın veriyor. Ayrıca, başka ülkelerden  kitap bulup gelenlere de ayni usül uygulanıyor. Bazı kayıtlarda geçtiğine bakılırsa, yazdığı tercüme veya telif eserleri kalın kâğıtlara yazanlar oluyormuş, daha çok altın para alsın diye. Evet, bilime ve kitaba çok değer veren Me’mun, Bizans’la yaptığı savaşı kazanınca, savaş tazminatı olarak da Kraldan, Kostantiniye kütüphanesini istemiş ve almış. Evet, asırlar süren bu çalışmaların ürünleri ne oldu? İnşallah haftaya devam etmek kaydı ile hoşça ve dostça kalınız. 

LEBİD 

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Nüktedan - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak YeniSöke Gazetesi Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan YeniSöke Gazetesi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Anadolu Ajansı (AA), İhlas Haber Ajansı (İHA), Demirören Haber Ajansı (DHA) tarafından servis edilen tüm haberler YeniSöke Gazetesi editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı YeniSöke Gazetesi değil haberi geçen ajanstır.



Anket Covid-19 döneminde Söke belediyesi hizmetlerinden memnuniyet düzeyiniz nedir.