TEKE BIÇAĞI Namıdiğer Yatağan

Dünden devam

 Tekrar oturdu. Ayağını, dizinden itibaren ileri geri hareket ettirerek alıştırdı. Yavaş yavaş ayaklarının üzerinde dikildi. Hayal dünyasından gerçekler dünyasına dönmüş olarak yemek salonuna yöneldi. Halim, görünürlerde yoktu. Sordu. Aşçıdan, yemeğini odasına istediğini öğrendi. Kendisi de sadece çorba alıp işçilerin arasındaki bir masaya geçti. Masadakilere, afiyetler diledi. Yavaşça sandalyeyi çekti, dikkatle oturdu. Çorbada, eşinin pişirdiklerinin lezzetini bulmaya çalışarak kaşıklayıp bitirdi. Bereketler diledi. Durumu için binlerce şükürde bulundu.

Yemekten sonra, çok ilginç yerinde kaldığı kitap çözümleme işine girişmek işine gelmedi. Ustabaşına, biraz dolaşacağını bir durum olursa telefonla aramasını istedi.

***

ANA CADDE çok kalabalıktı. İlk aralıktan Anadolu Bulvarı’na geçti. Bol turunç ağaçlarıyla süslenmiş bulvarın kaldırımında dikkatli adımlarla ilerlemeye durdu. Gelen geçene takılıp da kenara çekilme ya da bekleme gibi hâllerle temposunun bozulmasını istemediğinden kaldırımın en sağını, en kenarını tutturdu. Kâh turunçlara, kâh gökteki bulutlara, çoğunlukla kaldırımda bir düzeye döşenmiş taşlara baka baka yürüdü, yürüdü yürüdü... Yürüdükçe dizleri, dizleri ile birlikte içi de açıldı; gönlü ferahladı. En son öyle bir noktaya geldi ki “Bunda da, bunlarda da bir hayır vardır.” diye geçirdi içinden. Hâline şükretmeliydi. Belki daha büyük felaketlere engel olmuştur, bu durum... Fakat insan, bir yandan şükrederken bir yandan da özlem denilen duygu harmanının altından kalkamıyordu.

Dönüşte, karşı kaldırıma geçti, yeraltı geçidinden... Yeraltına indiğinde kendisini birkaç saat önce tıpkı böyle loş bir izbelikte ve ta öbür baştaki çıkış aydınlığı gibi ufuktaki bulutlardan başka bir şeyi görmediğini; çıkışa ulaştığında dışarının aydınlığını ve havasının temizliğini algılayınca içinin aydınlandığını fark etti. Yol boyu, geçmiş ile hâl arasında gitti geldi. Kimi çocukluğunu, haşarılık yaptığı yılları, tırcının anlattıklarına yamayarak memleketini, sokaklarını ve evlerini, evlerindeki hayatı, anne ve babasını, okula girişinden başlayıp da evlendiği çağa kadar yaşadıklarını, kaldırım taşlarında yazılıymış gibi bir bir okuya okuya yürüdü, yürüdü yürüdü...

Bulvardan ayrıldı, caddeye çıktı. Caddede ilerlerken hafif yokuşta yavaşladı. “Baston almanın zamanı gelmiş mi ne...” diye geçirdi içinden. Caddeye çıkan daha doğrusu kitap aldıkları yaşlı kadının evine varan çıkmazın başına geldiğinde birden kırmızı ışık yandı. Durdu, bekledi. İki yana baktı. Solda diplomatik palakalı bir araç kalktı, geçti, sokağın içinde tırmanmaya başladı. Araç geçtikten sonra arka plakaya gözü takıldı. Öndekinden farklıydı. Yanılmış olabileceğini hükmetti. Ne de olsa bugün sabahtan oldukça yoğun duygularla boğuşmuş, boğulmuştu. Bazen bu tür yorgunluklar insanı yanılgıya sürükleyebilir... Üstünde durmadı. Yeşil yanınca yürüdü gitti. Bir ara geri dönüp kitap aldığı yaşlı kadına uğrayıp kitapları sormak aklına düştü. Sonra vazgeçti. Çünkü kendisine sahaflardan herhangi bir cevap gelmemişti. Devam edecek...

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Yaşar Çağbayır - Mesaj Gönder

# araç

göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak YeniSöke Gazetesi Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan YeniSöke Gazetesi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Anadolu Ajansı (AA), İhlas Haber Ajansı (İHA), Demirören Haber Ajansı (DHA) tarafından servis edilen tüm haberler YeniSöke Gazetesi editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı YeniSöke Gazetesi değil haberi geçen ajanstır.



Anket Covid-19 döneminde Söke belediyesi hizmetlerinden memnuniyet düzeyiniz nedir.