TEKE BIÇAĞI Namıdiğer Yatağan

Dünden devam

Kadının ifadesine göre, kendileri devlet adına geldiklerini, bu evde devletten gizli eski yazı kitaplar bulunduğunu, bu tür kitapların saklanmasının ve bulundurulmasının yasak olduğunu, onlara el koymak zorunda olduklarını söylemişler. Kadının, damadı olmadan veremeyeceğini söylemesi üzerine kendisini bağlamışlar ve kitapları sandığı ile birlikte alıp gitmişler. Kimseye haber verememiş.

Doğan, yolu açtı. Kaçakçılar ve araçları alınıp götürüldü. Kitaplar da kütüphaneden çağrılan görevliye fotoğrafları çekilerek tutanakla teslim edildi. Kütüphaneciye özellikle tembih edildi ki kitapların mahiyeti ve önemi hakkında savcılığa sunulmak üzere bir rapor hazırlansın... Polis, Doğan’a burada ne aradığını sordu; herhâlde kaçakçılarla bir bağının olup olmadığını anlamak için... Doğan emekli polis kartını göstermekle yetindi. “Olayla ilgili öğrenmek istediklerinizi yarın müdürlüğe gelir bilgi veririm.” diye de şüpheleri üzerinden gidermek istedi. Polis de anlayışlı davrandı. Ve gittiler. Doğan, “Emekli polis kartı taşımak değil üstelik bir de polisçilik oynamak da varmış kaderde...” diye mırıldandı.

***

OLAYDAN iki gün sonra yerel gazeteye göz atarken “Kütüphaneden bir sandık dolusu eski kitabın çalındığı” haberine takıldı gözü. Olayın basit bir kaçakçılık olmaktan çok öte boyutlarının bulunduğunu daha iyi anlıyordu, şimdi...

Asıl soru ve sorun şuydu: Bu adamlar, böyle değerli kitapların bu evde bulunduğunu nasıl haber aldılar? Bütün soruları ve ihtimalleri bu noktaya yöneltti. İşin, iki hurdacı dışında başka bilgi boyutları da var muhakkak... Ama ne? Bunlar bu on iki değerli eserin yerini elleri ile koymuş gibi nasıl bilebiliyorlar? İlgisi ve bilgisi olan veya olabilecek kişileri göz önüne getirdi, karşısına dikti. Didik didik ederek irdeledi. Hiçbirinde şüphe uyandıracı bir durum veya davranış çıkaramadı... Hatta Mete Han’a bile bazı sorular sordu. Çocuk dersten ve okuldan başka bir şeyle meşgul değildi. Çözümsüzlükten bunaldı. Mete Han’ın babasına ve yaşlı kadının damadına telefon etti, ağızlarını aradı. Adamlar, geçim kaygısından başka bir şey düşünebilecek durumda değillerdi. Hatta damat, bir ay kadar önce kendisine kitapların değerli olduğunu söylediği zaman buna inanmamıştı bile. Kitabın değeri ne olur? Adam kafadan herhalde diye düşünmüş ve tenbihlerini unutmuş bile. Ama iki gün önceki olaydan sonra aklı başına gelmiş, kafasına dank etmiş.

 Gece boyu bütün bu işle ilgili ihtimaller üzerinde düşündü, kafa patlattı. Çözümsüzlüklerle bunaldı. Uyuyamadı:

-Nasıl olur da bu kitapların bulunduğu Anadolu’nun bu ücra köşesi, eliyle koymuş gibi bulunur? Ve daha önemlisi bu kitapların burada bulunduğu nasıl öğrenilir? Bir üçüncü soru bu kitapların değeri hemen nasıl anlaşıldı. Kendisi daha birisini çözememişti bile...

Bütün mesele bu...

***

SABAH erkenden kalktı. Halim ise gece uyumamış. Onu çalışma odasında, daha doğrusu atölyesinde tıkır tıkır birşeyler lehimler, bir takım uçları küçük aygıtların yuvalarına cımbızla takmaya çalışırken buldu. Altları mor şişliklerde dolu, kızarmış gözlerle Doğan’ı kapıda gördü. Dinlenmek amacıyla işine ara verdi, sayıklar gibi,

Devam edecek...-

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Yaşar Çağbayır - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak YeniSöke Gazetesi Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan YeniSöke Gazetesi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Anadolu Ajansı (AA), İhlas Haber Ajansı (İHA), Demirören Haber Ajansı (DHA) tarafından servis edilen tüm haberler YeniSöke Gazetesi editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı YeniSöke Gazetesi değil haberi geçen ajanstır.



Anket Covid-19 döneminde Söke belediyesi hizmetlerinden memnuniyet düzeyiniz nedir.