NÜKTEDAN : Beytül Hikme ve Nizamiye Medreseleri

  Sevgili dostlar, dünyada bilimsel gelişmeler konusuyla ilgili geçen hafta kaleme aldığımız değerlendirmemize bu hafta kaldığımız yerden devam ediyoruz. Kur’an-ın aydınlığında bu ışığı insanlığa tutan ve rehberlik eden Hz. Muhammed Mustafa Aleyhisselâmın tebliğ yolunda ilerleyen ilim, bilim ve felsefe kervanından bahsetmeye başlamıştık. Bu kervanın en önemli odak noktası ve kurulacak birçok medeniyetlerin bağlangıç zincirinin irtibat halkası olan Abbasi Devletinin halifesi Me’mun’un Beytül Hikme kültür, tercüme, telif ve kişisel ders alma kurumunu ve o dönemi dile getirmeye çalışmıştık. Nebimiz Hz. Muhammed Aleyhisselâmın vefatından takriben 200 sene sonra başlayan bu dîni, ilmi ve bilimsel çalışmaların seyrine dalmıştık. O dönemde, önce camilerde dîni guruplar halinde ders  halkaları oluşuyor. Bu çerçevelerde teşekkül eden dîni görüşler, ekolleşip Mezhepleri oluşturuyor. Mezheplerin imamları, kendi çaplarında teşkilâtlanıyorlar. Böylece İslâm âlemi yeni bir dîni atmosfere bürünüyor. Bu bilimsel, akli, nakli, mantıki ve hukuki/fıkhi müspet ve fiziki kurumsallaşmanın yanında, buna paralel birde metafizik eksenli, batıni, tasavvufi bir tarikatler silsilesi tezahür ediyor. Bir üçüncü gurupta, bunlara kaynaklık eden, daha önce bahsettim, Devlet başkanı Halife Me’mun’un oluşturduğu Beytül Hikme kurumu var. Bu kurumda ifade ettiğim gibi, Halifenin büyük destekleriyle filozofların felsefe kitaplarını tercüme ediyor. Ayrıca, Hind’ten, Çin’den, Mısır’dan, İran’dan, Yahudi ve Filistin den toplanan kitaplar burada gözden geçiriliyor, tercümeleri yapılıyor. Bazıları şerh edilip çoğaltılıyor ve ayrıca bunlardan esinlenerek yeni yeni kitaplar da yazılıyor. 

        Aziz dostlar, bu dönemde dinde birçok Mezhep zuhur ediyor. O dönemin en güçlü ve popüler Mezhebi Mutezile imiş. Lâkin, Me’mun’dan sonra gelen halifeler ona destek vermemiş ve tarihe mâl olmuş. Ama, Numan bin Sabit (İmamı Azam ebu  Hanife) Hanefi mezhebi imamı, Muhammed bin İdris, Şafi Mezhebi İmamı, Hambel bin Ahmet, Hambeli Mezhebi İmamı ve Malik bin Enes, Maliki Mezhebi İmamı ve bunların mezhep görüşleri o dönemden zamanımıza kadar gelmiş ve genelde aynen uygulanıyorlar. Tasavvuf ve Tarikatte de Abdül Kadir Geylani, Niyazi Mısri, Bişri Hafi, İmamı Gazzali, Hallacı Mansur, Muhiddin Arabi ve Mevlâna Celâleddin Rumi gibi birçok İmam, Gavs ve Kutup yetişmiş. Felsefe de Filozoflardan öncekiler Sokrat, Aristo, Eflatun, Tales ve Pisagor gibi ve daha başkaları da var, bunların bıraktığı eserler Arapçaya  tercüme ediliyor ve yararlanılıyor. Ayrıca, El kindi, Farabi, İbni Sina, İbni Rüşd ve Ömer Hayyam gibi yeni felsefeci Filazoflar yetişiyor. Bunlar, metafizik çerçevesinde felsefe yapıyorlar, yani inkârcı ve ateis değiller. Ayni zaman da bunlar Beytül Hikme’den yararlanmış olanlardır. Ancak, iman esasları çerçevesinde aralarında bazı detay farklılıkları vardır.  Bir farklı nokta daha, o zaman ilimde ve bilimde branşlaşma olmadığı için, kişi, fizik, kimya, tarih, matematik, astronomi, felsefe gibi, o zamanın şartlarında her bilgiyi öğreniyormuş. Sonuçta yetenek açısından bilimsel manada bir veya iki alanda, kişi Uzmanlaşıp meşhur oluyormuş. Haliyle o zaman, şimdiki gibi, sistemli, disiplinli, plan ve programlı okullar yoktu. Meselâ, bir Hocanın etrafında en çok beş-on kişi oluyor. Hoca bunlara, açık alanda ve daha çok kırda, yeşillik, ağaçlık tenha yerlerde gezinirken, tabiatla iç-içe ders veriyormuş. Burada öğrenilenler Beytül Hikme de, telif edilip kitaplaştırma çalışmaları yapılıyormuş.

      Değerli dostlar, Selçuklular döneminde, Beytül Hikme’nin altyapısını oluşturan Nizamiye Medreselerinin tesisiyle başlayan bilimsel çalışmalar yaygınlaşıyor. Bu medreseyi, tesis eden Nizamül Mülk, Beytül Hikme’den, ilim, irfan ve ilham almış ve bu sistemi geliştirerek İslâm Âlemine yaymıştır. Bağdat da ilk kurulan Nizamiye Medresesi’nin ilk Müderrisi, şimdiki tabirle ifade edersek Rektörü İmamı Gazzali idi. Burada birçok ilim-bilim, sanat ve siyaset adamı yetişmiş. Bu konuda ciddi araştırmalar yapılmadığından verilen derslerin müfredatı ile ilgili belgeler ortaya dökülemiyor. Sanırım belgelerin çoğu gayrimüslimlerin elinde, Bağdat’a yapılan saldırı ve işgaller de bu belgelerin çoğu yağma edilmiş. Nizamiye Medresesinin ilk öğrencileri Gazzali kardeşler, Ömer Hayyam ve hatta Hasan Sabbah’ın bile buradan yetiştiği bazı tarihi kayıtlar da geçiyor.  Ama, bütün gerçeklerin doğrulanması için mutlaka bilimsel araştırmalar yapılması gerekmektedir. Bilimde, sanatta, siyasette ve devlet yönetimin de eğitimli, liyakatli ve ehliyetli insan yetiştirmeye çok büyük özen gösteren ve önem veren Selçukluların, yaşadıkları tarihi süreç içindeki durumları mutlaka araştırılmalıdır. Meselâ, gök bilimleriyle ilgili Selçuklu Sultanlarından Tuğrul bey, Uluğ bey bizzat kendileri önemli çalışmalar yapmışlar, örneğin Uluğ Beyin yıldızlarla ilgili hazırladığı meşhur bir Ziğc’i varmış, bunda bir takım yıldızların yerlerini sabitlemiş. Ayrıca Celâli Takvimi de, İslâm âleminin ilk bilimsel çalışmasıyla, Nizamiye Medresesinde Ömer Hayyam’ın başkanlığında hazırlanmış. Yani, sözün özü, işin özeti, tarihin karanlık odaları aydınlanmalı, gerçekler günyüzüne çıkarılmalı ve geçmişimize bilimsel manada sahip çıkmalıyız. Hoşça ve dostça kalmanız dileğiyle.  LEBİD

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Nüktedan - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak YeniSöke Gazetesi Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan YeniSöke Gazetesi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Anadolu Ajansı (AA), İhlas Haber Ajansı (İHA), Demirören Haber Ajansı (DHA) tarafından servis edilen tüm haberler YeniSöke Gazetesi editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı YeniSöke Gazetesi değil haberi geçen ajanstır.



Anket Covid-19 döneminde Söke belediyesi hizmetlerinden memnuniyet düzeyiniz nedir.